Kolombiya, 8 Mart'ta Kongre seçimleri ve başkanlık ön seçimleriyle başlayan uzun seçim takviminin son aşamasını, 21 Haziran'da yapılan ikinci tur oylamasıyla geride bıraktı. Seçimi, "El Tigre", yani "Kaplan" lakabıyla tanınan sağ popülist ve sert güvenlikçi aday Abelardo de la Espriella kazandı.
Sol eğilimli Pacto Histórico'nun adayı Iván Cepeda ise ikinci turda yüksek bir oy oranına ulaşmasına rağmen yarışı geride tamamladı.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Açıklanan ön sayım sonuçlarına göre De la Espriella yaklaşık yüzde 49,6 oy alırken, Cepeda yüzde 48,7 düzeyinde kaldı. İki aday arasındaki fark yaklaşık 250 bin oy civarında gerçekleşti.
Bu fark, seçim sonucunu değiştirecek kadar küçük görünmemekle birlikte, Kolombiya toplumunun iki siyasal proje arasında ne kadar derin biçimde bölündüğünü göstermesi bakımından dikkat çekici.
Bu nedenle Kolombiya'daki seçim sonucunu yalnızca bir iktidar değişimi olarak değil, aynı zamanda derinleşen siyasi kutuplaşmanın yeni bir aşaması olarak okumak gerekiyor.
De la Espriella'nın zaferi, Petro döneminin güvenlik, ekonomi ve dış politika çizgisine dönük güçlü bir tepkiyi yansıtırken; Cepeda'nın aldığı yüksek oy oranı, solun ve Pacto Histórico'nun toplumsal tabanının hâlâ güçlü olduğunu gösteriyor.
İlk turdan ikinci tura
31 Mayıs'ta yapılan ilk turda sağ çizgideki Abelardo de la Espriella yüzde 43'ün üzerinde oy alarak ilk sıraya yerleşmiş, Petro çizgisinin devamı olarak görülen sol aday Iván Cepeda ise yüzde 40'ın biraz üzerinde oyla ikinci tura kalmıştı. Hiçbir adayın mutlak çoğunluğu sağlayamaması, 3 haftalık yoğun ve sert bir kampanya dönemini beraberinde getirdi.
Mevcut Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, anayasal sınırlamalar nedeniyle yeniden aday olamıyordu. Ancak Petro'nun adı seçim sürecinin hiçbir aşamasında sahneden çekilmedi. Cepeda, Pacto Histórico'nun adayı olarak büyük ölçüde Petro döneminin sosyal reform gündemiyle ilişkilendirildi. De la Espriella ise kampanyasını Petro karşıtlığı, güvenlik politikalarında sertleşme ve devlet yönetiminde "düzen" vurgusu üzerine kurdu.
İkinci tur öncesinde merkez ve geleneksel siyaset aktörlerinin tutumu da önem kazandı. Ancak seçim gecesi ortaya çıkan tablo, Kolombiya siyasetinde merkezin belirleyici kapasitesinin zayıfladığını ve rekabetin giderek iki güçlü kutup etrafında şekillendiğini gösterdi. Bu durum yalnızca Kolombiya'ya özgü değil; Latin Amerika'nın birçok ülkesinde son yıllarda görülen merkez siyasetin daralması ve kutuplaşmanın güçlenmesi eğilimiyle de uyumlu.
"Kaplan" kim?
Abelardo de la Espriella, klasik parti siyasetinden gelen bir figür değil. Hukukçu, iş insanı ve siyasi outsider kimliğiyle öne çıkan De la Espriella, kendi kurduğu Defensores de la Patria hareketiyle seçim yarışına katıldı. Kampanya boyunca kullandığı "El Tigre" lakabı, yani "Kaplan" imgesi, onun sert, meydan okuyucu ve saldırgan güvenlik söylemiyle uyumlu bir siyasi marka hâline geldi.
De la Espriella'nın kampanyasında Petro karşıtlığı, suçla mücadelede sertleşme, devlet otoritesinin yeniden tesisi ve silahlı gruplara karşı daha doğrudan bir strateji izlenmesi öne çıktı. Bu söylem, özellikle güvenlik sorunlarından, suç örgütlerinin etkisinden ve Petro yönetiminin barış odaklı yaklaşımından rahatsız olan seçmenler nezdinde karşılık buldu.
Buna Petro'nun son dönemde kamuoyu karşısında zaman zaman kibirli, sert ve vurdumduymaz olarak algılanan tavırları da eklendi. Buna rağmen sol aday Cepeda'nın ikinci turda aldığı güçlü oy oranı, Petro karşıtlığının Kolombiya siyasetinde belirleyici hâle gelmesine karşın solun toplumsal karşılığını tamamen kaybetmediğini gösteriyor. Bir başka ifadeyle, De la Espriella seçimi kazandı; fakat Kolombiya solu ağır bir siyasal çöküş yaşamadı.
Bu nedenle yeni dönem, Petro mirasının silindiği değil, onunla sert biçimde hesaplaşılacağı bir dönem olabilir.
Washington hattı ve bölgesel yansımalar
Seçimin en dikkat çekici boyutlarından biri dış politika alanında ortaya çıkıyor. De la Espriella, kampanya sürecinde ABD ile daha yakın ilişkiler kurulması gerektiğini savundu. Özellikle uyuşturucuyla mücadele, güvenlik iş birliği, göç ve bölgesel istikrar başlıklarında Washington ile daha uyumlu bir çizgi izlenmesi bekleniyor.
Bu durum, Petro döneminde zaman zaman gerilimli seyreden Bogotá-Washington hattında yeni bir yakınlaşma ihtimalini gündeme getiriyor. Petro, Latin Amerika içi diplomasiye, bölgesel özerklik arayışlarına ve çevre merkezli dış politika söylemine daha fazla ağırlık vermişti. De la Espriella yönetimi ise muhtemelen güvenlik ve stratejik iş birliği ekseninde ABD ile daha yakın bir ilişki kurmaya çalışacak.
Latin Amerika genelinde bakıldığında da Kolombiya'daki sonuç dikkat çekici. Son yıllarda bölge siyasetinde sol ve sağ dalgalar birbirini izlerken, Arjantin'de Javier Milei, Ekvador'da Daniel Noboa ve şimdi Kolombiya'da De la Espriella gibi aktörlerin öne çıkması, sağ siyasetin yeni bir ivme kazandığını gösteriyor.
Ancak bu eğilimi tek yönlü ve homojen bir "sağa dönüş" olarak okumak da yanıltıcı olur. Brezilya, Meksika ve Şili gibi ülkelerde sol ya da merkez-sol hükümetlerin varlığını sürdürmesi, Latin Amerika'daki siyasi haritanın hâlâ parçalı ve değişken olduğunu gösteriyor.
Kırılgan Kongre ve yönetilebilirlik sorunu
De la Espriella'nın önündeki en önemli sınavlardan biri Kongre olacak. 8 Mart'ta yapılan yasama seçimleri, Kolombiya'da parçalı bir Kongre yapısının devam ettiğini göstermişti. Pacto Histórico Senato'da en güçlü bloklardan biri olarak varlığını korurken, sağ ve merkez partiler de farklı ağırlıklara sahip oldu. Hiçbir siyasi gücün tek başına belirleyici çoğunluğa sahip olmaması, yeni başkanın reform gündemini hayata geçirmesini zorlaştırabilir.
Bu nedenle De la Espriella'nın kampanya döneminde dile getirdiği sert güvenlik ve ekonomik reform vaatleri, Kongre'deki pazarlık, koalisyon ve ittifak arayışlarına bağlı olacak. Kolombiya'da başkanlık sisteminin güçlü yürütme yetkileri sunmasına rağmen, yasama desteği olmadan kapsamlı reformların uygulanması kolay değil.
Bu durum, yeni dönemin temel çelişkisini ortaya koyuyor: Sandık sonucu yürütmede sağa doğru güçlü bir dönüşe işaret ederken, Kongre aritmetiği bu dönüşümün sınırlarını belirleyecek.
Yeni dönem ne getirebilir?
De la Espriella'nın 7 Ağustos'ta göreve başlamasıyla birlikte Kolombiya, güvenlik politikalarında sertleşme, ABD ile yakınlaşma, Petro döneminin sosyal reformlarına mesafeli yaklaşım ve enerji politikalarında daha piyasa yanlısı bir çizgiye yönelme ihtimaliyle karşı karşıya kalacak.
Ancak yeni yönetimin karşısında 3 temel zorluk bulunuyor:
- Birincisi, ülkedeki derin siyasi kutuplaşma.
- İkincisi, Kongre'deki parçalı yapı.
- Üçüncüsü ise güvenlik sorunlarının yalnızca sert önlemlerle çözülemeyecek kadar karmaşık olması.
Kolombiya'da silahlı gruplar, uyuşturucu ekonomisi, kırsal eşitsizlikler ve devletin bazı bölgelerdeki sınırlı varlığı, uzun vadeli ve çok boyutlu politikalar gerektiriyor.
Bu nedenle De la Espriella'nın zaferi, Kolombiya siyasetinde sağa doğru önemli bir yön değişikliğine işaret ediyor. Fakat bu dönüşümün ne kadar derin ve kalıcı olacağı henüz belirsiz. Seçim sonucu, Petro dönemine karşı güçlü bir tepkiyi ortaya koydu; aynı zamanda Kolombiya toplumunun iki büyük siyasi blok arasında bölünmüş olduğunu da gösterdi.
Eski refleksler, yeni siyasal denge
Bu seçim aynı zamanda Kolombiya siyasetinin tarihsel yönelimleri açısından da anlamlı bir sonuç ortaya koyuyor. Ülke, uzun yıllar boyunca Latin Amerika'nın diğer örneklerinden farklı olarak güçlü bir sağ ve merkez sağ geleneğe sahip oldu.
Petro'nun 2022'deki zaferi, bu gelenek içinde önemli bir istisna ve kırılma olarak görülmüştü. De la Espriella'nın seçilmesiyle birlikte Kolombiya, bir bakıma yeniden geleneksel sağ siyasal reflekslerine dönmüş görünüyor. Ancak bu dönüş, 2022 öncesine basit bir geri dönüş anlamına gelmiyor.
Çünkü Petro dönemi, tüm sınırlarına ve yarattığı hayal kırıklıklarına rağmen, Kolombiya solunu ülke siyasetinin kalıcı ve meşru aktörlerinden biri hâline getirdi. Cepeda'nın ikinci turda aldığı yüksek oy oranı da bunu doğruluyor.
Artık Kolombiya'da sol, yalnızca protesto siyasetiyle ya da toplumsal hareketlerle sınırlı bir çizgi değil; başkanlık yarışında ülkenin yarısına yakınından destek alabilen kurumsal bir siyasi seçenek konumunda.
Bu nedenle De la Espriella dönemi, sağın iktidara dönüşü kadar, solun Kolombiya siyasetindeki yeni ve daha görünür yerinin de kabul edildiği bir dönem olacak.
Kolombiya, böylece Petro sonrası döneme yalnızca yeni bir cumhurbaşkanıyla değil, aynı zamanda daha sert, daha kutuplaşmış ve yönetilmesi daha zor bir siyasal dengeyle giriyor.
De la Espriella'nın zaferi sağın geri dönüşünü simgelese de, Cepeda'nın sandıktaki gücü Kolombiya solunun artık geçici bir parantez olmadığını gösteriyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish