Viktor Orban’ın Fidesz’i Macaristan’da iktidarı kaybetti. Hollanda’da Geert Wilders erken seçim hamlesinden beklediği sonucu çıkaramadı. İtalya’da Giorgia Meloni’nin desteklediği yargı reformu referandumda reddedildi.
Bu gelişmelere bakıldığında Avrupa’da aşırı sağın geri çekilmeye başladığı düşünülebilir. Ancak kıtanın tamamına bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor.
Almanya’da AfD anketlerde ilk sıraya yerleşiyor. Avusturya’da FPÖ desteğini koruyor. İspanya’da Vox, merkez sağın giderek vaz geçilmez ortak haline geliyor.
Bu nedenle Avrupa siyasetinde yaşanan değişimi yükseliş ya da gerileme kavramlarıyla açıklamak zor. Asıl dikkat çeken gelişme, aşırı sağın farklı ülkelerde farklı yönlere evrilmesi.
Bazı hareketler iktidarın yıpratıcı etkileriyle karşılaşıyor. Bazıları ise siyasi sistem içinde kalıcı bir yer edinmeye yaklaşıyor.
İktidarın yükü
Macaristan son yılların en önemli örneklerinden biri oldu.
Orban yönetimi uzun süre ekonomik istikrar, güçlü liderlik ve ulusal egemenlik söylemi üzerinden destek topladı.
Fakat yüksek enflasyon, yavaşlayan ekonomi ve Avrupa Birliği ile yaşanan gerilimler hükümetin elini zayıflattı. 2024’teki af skandalı ise kamuoyunda yeni tartışmaların önünü açtı.
Bu ortamda Peter Magyar’ın liderliğindeki Tisza Partisi değişim talebini siyasi bir seçeneğe dönüştürmeyi başardı.
Muhalefetin daha koordineli hareket etmesi de bu süreci hızlandırdı. Sonuçta seçmen önemli bir bölümde iktidar değişiminden yana tavır aldı.
Hollanda’da farklı bir hikâye yaşandı. Wilders’in göç politikaları üzerinden hükümeti krize sürükleyip erken seçime gitmesi, beklediği desteği getirmedi. Seçmen radikal çıkışlardan çok istikrar arayışına yöneldi.
Her iki örnek de aynı noktaya işaret ediyor. Muhalefette kurulan söylem ile iktidarda karşılaşılan gerçekler arasında ciddi bir fark bulunuyor.
Ekonomik performans, kamu hizmetleri ve yönetim kapasitesi seçim sonuçlarını belirleyen temel unsurlar arasında yer alıyor.
Almanya ve İspanya neden farklı?
Avrupa’nın başka bölgelerinde ise farklı bir dinamik öne çıkıyor.
Almanya’da AfD’nin yükselişi göç tartışmalarının ötesine geçmiş durumda. Ekonomik büyümedeki yavaşlama, enerji maliyetleri ve hükümete duyulan memnuniyetsizlik partinin destek tabanını genişletiyor.
Özellikle doğu eyaletlerinde AfD artık protesto oylarının adresi olmaktan çıkıp iktidar alternatifi olarak görülüyor.
Avusturya’da FPÖ için de benzer bir durum söz konusu. Parti uzun yıllardır siyasi sistemin parçası.
Bugün geldiği noktada birçok seçmen tarafından sıra dışı bir hareketten çok, iktidara gelebilecek partilerden biri olarak değerlendiriliyor.
İspanya’da ise süreç daha farklı ilerliyor. Vox’un yükselişinden çok normalleşmesinden söz etmek mümkün. Halk Partisi’nin son yıllarda kurduğu bölgesel koalisyonlar, partiyi siyasi sistemin merkezine yaklaştırdı.
Bu değişim önemli, çünkü Avrupa’da aşırı sağın geleceğini belirleyen unsurlardan biri artık seçim sonuçlarından çok merkez sağ partilerin tercihleri.
İzolasyon stratejisi zayıfladıkça aşırı sağ partiler daha geniş bir meşruiyet alanı kazanıyor.
Değişen gündem
2015 göç krizinin ardından Avrupa siyasetinin merkezine yerleşen konu göç olmuştu. Bugün seçmenlerin gündemi farklı başlıklara kayıyor.
Enflasyon, yaşam maliyetleri, bütçe baskıları, enerji güvenliği ve Ukrayna savaşının yarattığı ekonomik sonuçlar daha fazla öne çıkıyor. Bu değişim siyasi partileri de etkiliyor.
Aşırı sağ hareketler son yıllarda ekonomi, sanayi politikaları ve sosyal refah konularına daha fazla ağırlık vermeye başladı.
Bunun nedeni açık. Seçmen davranışını belirleyen faktörler çeşitleniyor. Kimlik siyaseti önemini koruyor ancak tek başına yeterli olmuyor.
Bu durum merkez partiler için de geçerli. Aşırı sağın etkisini azaltmak isteyen hükümetlerin göç tartışmalarının ötesine geçen çözümler üretmesi gerekiyor.
Ekonomik memnuniyetsizlik sürdükçe siyasi sistem karşıtı hareketler yeni destek alanları bulmaya devam ediyor.
Yeni dönemin işaretleri
Avrupa’da aşırı sağın geleceği hakkında kesin hükümler vermek için erken. Buna rağmen mevcut tablo bazı sonuçlar çıkarılmasına imkân veriyor.
Macaristan ve Hollanda örnekleri, iktidarın popülist hareketleri yıpratabileceğini gösteriyor. Almanya, Avusturya ve İspanya ise farklı bir eğilime işaret ediyor. Bu ülkelerde aşırı sağ, siyasi sistemin daha kalıcı bir unsuru haline geliyor.
Dolayısıyla Avrupa siyasetindeki temel soru aşırı sağın yükselip yükselmediği değil. Daha önemli soru, hangi ülkelerde iktidarın sınırlarıyla karşılaşacağı ve hangi ülkelerde kurumsal siyasetin parçasına dönüşeceği.
Bugünkü tablo tek yönlü bir yükseliş ya da çöküş hikâyesi anlatmıyor. Avrupa’nın siyasi haritası yeniden şekilleniyor.
Aşırı sağ bu dönüşümün merkezindeki aktörlerden biri olmayı sürdürüyor. Ancak artık her ülkede aynı yolu izlemiyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish