Babil’in ırmaklarının kıyısında oturup ağladık…
İncil'de geçen bu söz Babil'i acı ve hüzünle anan dini metinlerden biridir.
Ne yazık ki Irak günümüzde hâlâ göz yaşıyla anılıyor.
28 Şubat'ta başlayan İran savaşında her iki tarafın da hava saldırıları düzenlediği tek ülke Irak oldu.
Modern hava savunma sistemleri satın alması diplomatik ve siyasi baskılarla engellen Irak adeta ‘‘Çatısız Bir Ev’’ gibi.
Bir tarafta İran, Irak'taki ABD üslerini hedef alırken, ABD ve İsrail de İran’ın vekil gücü Haşdi Şabi'yi da Irak topraklarında hedef alıyor.
ABD ve İsrail füzeleri savaşın ilk günlerinden itibaren, Haşdi Şabi karargâhlarının bulunduğu Diyala, Babil, Basra, Bağdat’ın kırsalı başta olmak üzere birçok noktayı hedef aldı.
İsrail, Irak içerisinde startejik noktaları yok ederek İran’ın kendi vekil güçleriyle olan lojistik hatlarını kesmeyi hedefliyor.
Nitekim yoğun füze saldırısına maruz kalan Jurf al Sakhr’ın İran’ın İHA birleştirme merkezi olduğu iddia ediliyordu.
Savaşın ilerleyen günlerinde Irak topraklarından ateşlenen IHA’lar görebiliriz.
Golan'da bulunan İran yanlısı Hareket al-Nuceba’nın Haşdi Şabi’nin parçası olduğunu ve Iraklı Şiilerden oluştuğunu eklemek gerekir.
Bu hesaplaşmadan en ağır yarayı alan şehirlerden biri de Kerkük.
Şehrin içinde bulunan Türkmen Haşdi Şabi birliği 40. Tugay füzelerin hedefi olmuş ve 4 Türkmen Haşd al-Şaabisavaşçısı yaşamını yitirdi.
Bunun yanı sıra Kerkük Havalimanı, Kerkük’ün ilçesi Dibbesve K1 askeri üssü zarar gördü.
Bu saldırıların bölgede hâlâ varlığını devam ettiren DAEŞ unsurlarını hareket geçirmesinden korkuluyor.
Petrol zengini Kerkük toprağın altındaki zenginliğin bedelini yer üstündekiler kan ve gözyaşıyla ödüyor.
Bir yandan Kuzey Iraklı siyasetçilerin savaşa dair tutumları savaşın gidişatını belirlemede kilit rolde.
ABD Başkanı Trump savaş başladıktan sonraki gün Masud Barzani ve Bafel Talabani’yi aradı.
Trump belki de kara harekâtı için destek umarken her iki taraftan da "taraf olmayacakları" cevabını aldı.
Özellikle Bafel Talabani’nin temsil ettiği Kürdistan Yurtseverler Partisi'nin (KYP) tarih boyunca İran’la iyi ilişkileri olduğunu belirtmek gerekir.
1996 yılında Barzaniler Saddam ile ittifak yaptıklarında Bafel Talabani’nin babası Celal Talabani’nin İran’a sığınmıştı.
Bu ittifak günümüze kadar uzanmış, son yıllarda mali dar boğaz yaşayan Süleymaniye yönetimi kimi çevrelere göre Irandan mali destek bile almıştır.
Irak siyasetindeki genel kabule göre Barzaniler Türkiye’ye yakın politikalar izlerken Talabaniler Bağdat yönetimine karşı İran’ı müttefik olarak seçmişlerdir.
KYP’nin İranla iyi ilişkiler içinde olması İran saldırılarının hedefi olmasından kendisini koruyamamış, özellikle 4 ve 8 Mart tarihlerinde Süleymaniye İran İHA’larının hedefi olmuştur.
İran, kendi topraklarında ayrılıkçı faaliyet yürüten Komele militanlarını hedef aldığını açıklasa da dronelar Süleymaniye havalimanını ve şehrin önemli noktalarından Titanic otel yakınlarına düşmüştü.
Erbil’de İran saldırılarından nasibini almış şimdiye kadar, Erbil Havalimanı, IKBY bakanlar kurulu binası, Peşmerge-Fransız eğitim kampı gibi yerler İran IHA’larının hedefi olmuştur.
Ülkenin güneyinde Rumeyla Petrol sahasının kimin tarafından vurulduğu ise belirsiz.
Irak elektrik üretimi için İran gazına muhtaç.
Savaş nedeniyle tedarik aksadı ve 4 Mart gecesi Irak karanlığa gömüldü.
Her yıl 2.5 milyar dolar değerinde 17 milyar metrekup doğalgazını, petrolünü yeryüzüne çıkartılırken yakan Irak, bu yakılan gazı kullanmak yerine Iran’dan doğalgaz satın alıyor.
Sadece bu tablo dahi Irak halkının kendi yöneticileri tarafından başka ülkelerin çıkarlarına tercih edilerek sahipsiz bırakıldığını gösterir nitelikte.
Sabit kur politikasının uygulandığı Irak’ta serbest piyasa kendi kurunu fiyatlar, son olaylardan sonra 1 dolar 1440 dinardan 1600 dinara yükseldi.
Yüzde 10’un üzerinde olan bu artışın yükünü İran veya ABD değil kendilerinin olmayan bir savaşta ateşin ortasında kalan Irak halkı ödeyecek.
ABD, İsrail ve İran birbirlerine mesajlarını diplomatik kanallar yerine füze ve İHA'lar üzerinden iletirken, bu kanlı mesajların iletildiği posta kutusu ise Irak toprakları…
Semalarından eksik olmayan kibrit kokusu bir kez daha barut kokusuna karıştı.
2003 işgalinden sonra biraz olsun başını kaldırıp geleceğe umutla bakabilecekken; Irak halkının yeni bir yıkımla boğuşmak zorunda kalması, Irak’ın petrolü gibi, bahtının da kara olduğunun göstergesi olsa gerek.
Tıpkı İncil'de geçtiği gibi, bugün Iraklılar halen daha Babil ırmaklarının kıyısında makûs kaderlerine ağlıyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish