2026 başı itibarıyla ABD-İsrail-İran savaşı bir karşılıklı misilleme (tit-for-tat) döngüsü hâkim: ABD ve İsrail İran’ın stratejik hedeflerini (nükleer tesisler, petrol/gaz altyapısı, askeri üsler) vuruyor, İran da buna karşılık olarak “kendi kapasitesine göre” petrol/gaz tesislerini, ABD üslerini veya müttefik ülkelerin enerji altyapısını hedef alıyor. Bu döngüde “inisiyatif” büyük ölçüde İran’da değil, çünkü saldırıların çoğu İsrail/ABD kaynaklı başlıyor ve İran reaktif (karşılık veren) konumda kalıyor.
Örnekler
- Nükleer tesisler:
- Haziran 2025’teki “12 Gün Savaşı”nda İsrail ve ABD, Natanz, Fordow, Isfahan gibi ana uranyum zenginleştirme ve nükleer kompleksleri vurdu. Bu, İran’ın nükleer programını aylardan yıllara uzanan bir gerilemeye uğrattı.
- 2026 Şubat-Mart döneminde tekrar Natanz vuruldu (ABD-İsrail ortak operasyonu), Buşehr nükleer santrali yakınında (yaklaşık 350 metre mesafede) saldırı oldu, Isfahan ve gizli Minzadehei tesisi hedef alındı. İran buna karşılık vermekte zorlandı; genellikle füze salvosuyla İsrail’e veya Körfez’deki üslere yöneldi ama nükleer kapasitesini yeniden vuracak benzer güçte karşılık üretemedi.
- Petrol ve gaz tesisleri (en yoğun tit-for-tat alanı):
İsrail/ABD: İran’ın South Pars gaz sahası (dünyanın en büyük gaz sahası, İran-Katar paylaşımlı) vuruldu (Mart 2026 ortası), Asaluyeh petrokimya kompleksinde tesisler hasar gördü, Tahran çevresinde 4-5 petrol deposu ve nakil merkezi bombalandı (Mart başı), Harg Adası petrol ihracat terminali (İran’ın %85-95 ham petrol ihracatı) vuruldu.
İran: Karşılık olarak Katar’ın Ras Laffan LNG tesisine (dünyanın en büyük LNG üretim merkezlerinden) füze/drone saldırıları yaptı, Suudi Arabistan’da SAMREF rafinerisi ve Jubail petrokimya kompleksi, BAE’de Al Hosn gaz sahası ve Fujairah petrol hub’ı, Bahreyn’de ulusal petrol tesisi hedef alındı. Ayrıca Hayfa (İsrail) rafinerilerine füze isabet etti.
- Diğer örnekler:
- İsrail: İran’ın Hazar Denizi’ndeki donanma altyapısı ilk kez vuruldu.
- İran: ABD’nin Al Udeid Üssü (Katar), Bahrain’deki 5. Filo karargâhı, Kuveyt ve Ürdün’deki üsler, hatta sivil altyapı (havaalanları, oteller) vuruldu.
Bu döngüde İran’ın vurduğu hedefler genellikle “bölgesel” (Körfez ülkeleri enerji altyapısı) oluyor, çünkü doğrudan İsrail/ABD’ye ulaşmak için kullandığı balistik füze stoğu sınırlı ve hava üstünlüğü yok. İsrail/ABD ise daha hassas, derinlemesine vurabiliyor (B-2 ve F-35’ler, sığınak delici bombalar).
Bu Neye Mal Oluyor?
İran’ın “sadece karşılık vermekle meşgul” olması, uzun vadede ciddi maliyetler doğuruyor:
- Ekonomik yıkım: İran’ın petrol/gaz ihracatı zaten yaptırımlardan darbe yemişken, Harg Adası ve Güney Pars gibi kritik tesislerin hasarı ihracatı büyük ölçüde felç ediyor. İç piyasada yakıt sıkıntısı, hiperenflasyon ve halk ayaklanmaları riski artıyor.
- Küresel enerji krizi: Tit-for-tat saldırılar Brent petrolü 110-119 USD seviyelerine taşıdı (Mart 2026). Hürmüz Boğazı trafiği %70 azaldı, LNG kapasitesinin %17’si Katar’da hasar gördü. Bu, dünya çapında stagflasyon, Avrupa’da enerji kıtlığı ve gelişmekte olan ülkelerde gıda krizi anlamına geliyor.
- Askeri yıpranma: İran’ın füze stoğu hızla eriyor (2025’ten beri zaten düşük), vekil güçleri (Husiler, Hizbullah) zayıflıyor. İsrail/ABD’nin hava üstünlüğü devam ettikçe İran savunma pozisyonunda kalıyor, rejim içi çatlaklar büyüyor (zaten 2025 sonrası nükleer stok taşınmıştı, şimdi daha da dağılıyor).
- Stratejik kayıp: İran nükleer programını yeniden inşa etmek istese bile, tesisler tekrar tekrar vuruluyor. En zengin uranyum stoku bile (2025 sonrası kalan 440 kg) risk altında. Rejim “tırmanmayı azaltmak” stratejisiyle Körfez’i vurarak baskı kurmaya çalışıyor ama bu ters tepebiliyor: Suudi Arabistan, BAE gibi ülkeler İran’a karşı daha agresif pozisyon alıyor, hatta misilleme düşünüyor.
Sonuçta bu döngü İran’ı stratejik olarak köşeye sıkıştırıyor: Rejim ayakta kalmaya çalışıyor ama altyapı, ekonomi ve nükleer hayalleri ağır darbe alıyor. İsrail/ABD ise “kazanılmış zafer” ilan edebilmeyi umut ediyorken, küresel ekonomi ve bölge istikrarı bedel ödüyor. Eğer Trump yönetimi baskıyı sürdürürse (petrol akışını koruma adına), İran’ın eli daha da zayıflayacak gibi görünüyor. Ama tam tersi olursa (ateşkes veya müzakere), İran “dayandı” diye propaganda yapabilir. Şu anki tabloya göre inisiyatif hâlâ İran’da değil ve bu asimetri İran’a çok pahalıya mal oluyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish