Hürmüz paradoksu: Savaşı başlatan güç neden yardım istiyor?

Dr. Osman Gazi Kandemir, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reuters

Trump şu sıralar dünyanın dört bir yanındaki müttefiklerini arıyor. Mesaj açık: Hürmüz’e savaş gemisi gönderin. Gerekçesi de hazır. “Boğazdan geçen petrolün büyük kısmını siz tüketiyorsunuz; o halde güvenliğin yükünü de paylaşmalısınız.”

İlk bakışta bu talep makul görünebilir. Ancak tam da bu nedenle asıl soruyu gözden kaçırma riski taşıyor. Çünkü bugün tartışılması gereken mesele, Hürmüz’ü kimin koruyacağı değil. Daha temel bir soru var: Bu savaş nasıl başladı ve bizi bu noktaya kim getirdi?

Hürmüz Boğazı kendi kendine kapanmadı. İran uzun yıllardır Körfez’de ABD üstünlüğünü dengelemek için asimetrik bir strateji geliştiriyor. Mayınlar, sürat botları, kıyı füzeleri ve insansız sistemler bu stratejinin temel araçları.

Ancak şu tespiti yapmak gerekiyor: Bu çatışmayı başlatan İran değildi. ABD ve İsrail askeri operasyonlara girişirken Hürmüz’ün karşılık sahalarından biri olacağını ya hesaba katmadı ya da bu riski görmezden geldi.

Bugün gelinen noktada Washington aynı anda iki şey yapıyor. Bir yandan askeri seçenekleri masada tutuyor, diğer yandan hızla bir koalisyon kurmaya çalışıyor. Hürmüz’de ortaya çıkan tablo tam da bu nedenle bir paradoks yaratıyor: Savaşı başlatan güç şimdi bu savaşın en kritik sonuçlarından biriyle baş edebilmek için başkalarından yardım istiyor.

Savaşın başlangıcı ve sorumluluk sorusu

ABD’nin koalisyon çağrısına verilen tepkiler ise beklenenden daha mesafeli.

Almanya’da hükümet çevreleri bunun Almanya’nın savaşı olmadığı yönünde açıklamalar yapıyor. İngiltere ise mayın temizleme dronları gibi sınırlı teknik destek seçeneklerini değerlendiriyor, ancak geniş çaplı bir askeri operasyonun parçası olma konusunda temkinli davranıyor.

Japonya ve Avustralya da benzer bir çizgide. Trump’ın bizzat dile getirdiği bir şikâyet durumu özetliyor: Bu gemiler çok pahalı ve kimse şansını denemek istemiyor.

Başka bir ifadeyle riskin büyüklüğü herkes tarafından görülüyor.

Hürmüz’de askeri gerçeklik

Bu temkinli tutumun arkasında askeri gerçeklik de var.

ABD Donanması uzun yıllar boyunca Bahreyn’de konuşlu Avenger sınıfı mayın karşı tedbir gemilerine dayanıyordu. Bu gemiler Körfez’de defalarca görev yaptı ve geleneksel mayın temizleme kapasitesinin belkemiğini oluşturdu.

Son yıllarda bu platformların kademeli olarak hizmetten çıkarılması ve yerine insansız sistemlere dayalı yeni bir konseptin geçirilmesi planlandı. Ancak bu dönüşüm henüz tam anlamıyla oturmuş değil.

Yerine geçmesi beklenen Kıyı Muharebe Gemileri (LCS) programı da uzun süredir tartışmaların odağında. Bu gemiler mayınlı sahaya doğrudan girmek yerine uzaktan insansız su altı araçları kullanmayı öngören bir yaklaşım üzerine kurulu. Teorik olarak mantıklı görünen bu modelin gerçek bir savaş ortamında ne kadar etkili olacağı ise hâlâ tartışmalı.

Karşı tarafta ise İran’ın geniş bir mayın envanteri bulunuyor. Çeşitli istihbarat tahminleri İran’ın elinde birkaç bin deniz mayını olabileceğini öne sürüyor.

Ancak asıl mesele sayı değil.

Hürmüz gibi dar bir geçitte birkaç düzine mayın şüphesi bile sigorta sistemini kilitlemeye yeter. Sigorta teminatı kesildiğinde tankerler seyre çıkmaz. Bu da boğazın fiilen kapanması anlamına gelir.

Koalisyonun siyasi işlevi

Koalisyon arayışının yalnızca askeri değil, siyasi bir boyutu da var.

Trump yönetimi bu çatışmayı başlangıçta kısa süreli bir harekât olarak çerçevelemişti. Ancak haftalar geçmesine rağmen ortada net bir bitiş stratejisi görünmüyor. Koalisyon arayışı bu belirsizlikle yakından ilişkili.

Geniş bir koalisyon operasyona uluslararası meşruiyet sağlayabilir. İçinde Avrupa ve Asya ülkelerinin bulunduğu bir yapı, bunu küresel enerji güvenliğini savunan ortak bir girişim gibi gösterebilir.

Ama koalisyonun daha önemli bir işlevi vardır: riskin paylaşılması.

Eğer operasyon sırasında bir gemi zarar görürse bu yalnızca Amerikan kaybı olarak görülmez. “Neden Amerikan askeri?” sorusu yerini “ortak fedakârlık” anlatısına bırakır. Paylaşılan sorumluluk aynı zamanda paylaşılan başarısızlık demektir.

İç kamuoyu faktörü

Bu noktada koalisyon arayışının bir başka boyutu ortaya çıkıyor: Amerikan iç siyaseti.

ABD’nin askeri tarihinde büyük savaşların kırılma noktası çoğu zaman cephede değil, iç kamuoyunda ortaya çıkmıştır. Vietnam’da, Irak’ta ve Afganistan’da askeri kapasite değil siyasi sürdürülebilirlik belirleyici olmuştur.

Trump için de benzer bir gerçeklik söz konusu.

Eğer operasyon tek başına ABD tarafından yürütülür ve ciddi kayıplar ortaya çıkarsa bunun siyasi faturası doğrudan Washington’daki yönetime çıkar. Amerikan kamuoyunda “Bu savaş neden başladı?” sorusu hızla yükselir.

 

Geniş bir koalisyon ise bu sorunun yönünü değiştirir. Operasyon artık yalnızca Amerikan kararı değil, uluslararası bir girişim gibi sunulabilir.

Başka bir ifadeyle Trump’ın vereceği ilk hesap dünyanın başkentlerine değil, Amerikan seçmenine olacaktır.

Askeri koalisyon dışında seçenek var mı?

Bu tabloda en dikkat çekici yaklaşım Hindistan’dan geliyor.

Yeni Delhi askeri koalisyon tartışmalarına mesafeli dururken İran ile diplomatik temas yürütmeyi tercih ediyor. Hindistan bayrağı taşıyan tankerlerin güvenli geçişi için özel düzenlemeler sağlandığı yönünde çeşitli iddialar da dolaşıyor.

Bu tür girişimlerin ayrıntıları henüz netleşmiş değil. Ancak böyle bir yaklaşımın varlığı bile önemli bir gerçeğe işaret ediyor: Hürmüz’de güvenliğin tek yolu askeri koalisyon olmayabilir.

Çin ise şimdilik sessiz kalmayı tercih ediyor. Pekin, ABD liderliğindeki bir güvenlik mimarisine dahil olmanın bölgedeki stratejik esnekliğini sınırlayabileceğini düşünüyor olabilir.

Washington’un stratejik açmazı

Bu tabloya bakıldığında koalisyonun genişlemesi şimdilik zor görünüyor. Fransa ise henüz net bir pozisyon açıklamayan az sayıdaki aktörden biri.

Koalisyonun tutmadığı netleşirse Trump'ın elinde beklenmedik bir çıkış kapısı var.

"İran'ın askeri kapasitesini tasfiye ettik. İran halkına elimizi uzattık, onlar cesur davranamadı. İsrail kendi hedeflerini bilir, devam edebilir. Hürmüz meselesi bizi artık ilgilendirmiyor — bu, boğazdan kazanan ülkelerin çözeceği bir iş."

Bu mesajla savaşı bitirdiğini ilan edebilir.

Kulağa tuhaf geliyor. Ama Trump'ın siyasi mantığına tam oturuyor: Koalisyon kuramadığı için değil, misyonu tamamladığı için çekiliyor. Müttefiklerin çekimserliği bahane değil, gerekçe olur. Hürmüz'ün açılıp açılmaması ise artık başkalarının sorunu.

Bu, savaşı kazanmaktan farklı bir şey. Ama siyasi olarak satılabilir.

Ve bu bize özgü bir hipotez olarak burada dursun.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU