1552 yılında Basra Körfezi’nin girişinde alınan bir karar, Osmanlı’nın en önemli denizcilerinden biri olan Pîrî Reis’in idamıyla sonuçlandı.
Hürmüz kuşatması, askeri coğrafyanın ve siyasi algının bir komutanın kaderini nasıl belirleyebileceğini gösteren çarpıcı bir örnektir.
Hürmüz Neden Bu Kadar Önemliydi?
16.yüzyılda Hürmüz Adası, bugün olduğu gibi o gün de dünyanın en kritik boğazlarından birine hâkimdi. Portekizliler bu gerçeği 1515'te kavramış ve adayı fethederek Basra Körfezi'nin tamamını kilitleyen bir üs inşa etmişti. Bu tek üs sayesinde Portekiz, Müslüman tüccarların Hint Okyanusu ticaretini denetleyebiliyor, Osmanlı'nın körfezdeki askerî hareketlerini yakından izleyebiliyordu. Hürmüz’ü kontrol eden güç, Basra Körfezi’nin girişini kontrol ediyordu. Bu nedenle körfezin kıyıları farklı güçlerin elinde olsa bile, boğazı tutan güç deniz trafiğini belirleyebiliyordu. Bu da Hint Okyanusu ticaret yolları üzerinde büyük bir stratejik avantaj anlamına geliyordu.
Osmanlı bu tehdidin farkındaydı. 1525'te Süveyş'te deniz üssü kurulmuş, Hint Kaptanlığı ihdas edilmişti. Nihayet 1547'de bu görevin başına Osmanlı'nın en deneyimli denizcisi getirildi: Pîrî Muhyiddin b. Hacı Mehmed, yani Pîrî Reis. Gelibolu doğumlu bu amiral, amcası Kemal Reis'le Akdeniz'de yıllarını geçirmiş, iki dünya haritası çizmiş, Kitâb-ı Bahriyye'yi kaleme almış bir kartograf ve savaşçıydı.
Aden'den Hürmüz'e: Büyük Hamle
Pîrî Reis göreve başladığında ilk sınavını hızla geçti. 1549'da isyan eden Aden'i kara ve deniz harekâtıyla yeniden Osmanlı'ya kazandırdı. Başarı İstanbul'da büyük yankı uyandırdı; Kanuni Sultan Süleyman'dan terakkî geldi, moral yüksekti. Sıradaki hedef Hürmüz'dü.
Plan netti: Pîrî Reis, 30 gemiden oluşan donanmasıyla Süveyş'ten hareket edecek, Basra'ya uğrayarak Beylerbeyi Kubad Paşa'dan 15.000 asker ve ek gemi alacak, ardından Portekiz kalesini düşürecekti. Bu planın amacı, Hürmüz’e ani bir saldırıyla Portekiz garnizonunu izole etmek ve Goa’dan gelecek yardım donanması yetişmeden kaleyi düşürmekti.
Mayıs 1552'de yola çıktı. Aden, Şihr ve Zufar limanlarına uğradıktan sonra Umman Denizi'ne girdi. Maskat'ta bir haftalık kuşatmayla Portekiz kalesini fethetti; 128 asker esir aldı. Hürmüz yolunda her şey yolundaydı.
Kalenin Düşmediği Yer
Pîrî Reis, 28 gemi ve 850 askerle Hürmüz'ü muhasara altına aldı. Adanın neredeyse tamamı ele geçirildi; ancak iç kale düşmedi. Portekiz komutanı D. Alvaro de Noronha yaklaşık bin askerle surların ardında direnmeyi sürdürdü. Topların avantajlı konumu, Osmanlı saldırılarını boşa çıkarıyordu.
Kuşatma uzadıkça Osmanlı saflarında moral çözülmeye başladı. Pîrî Reis'i asıl zorlayan ise psikolojik baskıydı: Hindistan'daki Portekiz üssü Goa'dan güçlü bir yardım donanmasının yola çıktığı haberleri geliyordu. Osmanlı filosu büyük ölçüde kürekli kadırgalardan oluşuyordu. Buna karşılık Portekiz donanması yüksek bordalı, ağır toplu okyanus kalyonları kullanıyordu.
Dar boğazda, manevra kabiliyeti kısıtlı kadırgalarıyla, açık denizde savaşa alışkın Portekiz kalyonlarına karşı çatışmaya girmek, filo için felaket anlamına gelebilirdi.
Bir komutan olarak Pîrî Reis'in kararı akılcıydı: Kuşatmayı kaldırdı ve Basra'ya çekildi. Gerçekten de kısa süre sonra Portekiz donanması Hürmüz önlerine ulaştı. Bu, Pîrî Reis'in hesabının doğru olduğunu kanıtlıyordu. Ancak dönüşünde Basra'da onu bekleyen sürpriz, savaş meydanındaki toplardan çok daha tehlikeliydi.
Basra’da Değişen Hikâye
Basra'da Kubad Paşa onu soğuk karşıladı. Üstelik, donanmanın idaresini düşmana terk ettiğine dair söylentilerle birlikte, kuşatmanın altın ve mücevher karşılığında kaldırıldığı şayiası şehirde hızla yayıldı. Kubad Paşa bu iddiaları İstanbul'a raporladı.
Pîrî Reis, Portekiz donanmasının Basra Körfezi'ni kapatmak üzere olduğunu öğrenince asıl donanmasını Basra'da bıraktı ve yalnızca üç kadırgayla Süveyş'e açıldı. Fırtınalı bir gecede Hürmüz Boğazı'nı geçti; gemilerden biri Bahreyn açıklarında battı. İki kadırgayla önce Süveyş'e, oradan karayoluyla Kahire'ye ulaştı.
Mısır'da Beylerbeyi Semiz Ali Paşa onu iyi karşılamadı. Kubad Paşa'nın raporları ve rüşvet söylentileri Kahire'ye ulaşmıştı. "Ordusunu savaş meydanında bırakıp kaçan komutan" damgası vurulmuştu. Kanuni Sultan Süleyman o sırada Halep'teydi; Mısır'dan gelen raporlar onun hışmını üzerine çekti.
Yaklaşık 80 yaşındaki Pîrî Reis, 1553 sonu ya da 1554 başında Kahire'de idam edildi. Tüm mallarına ve eşyasına el konularak İstanbul'a gönderildi.
Coğrafya Bir Kader Olarak
Tarihçiler idamın gerçek gerekçesini bugün hâlâ tartışır. Rüşvet iddiası asılsızdı. Portekiz donanmasının Hürmüz'e gerçekten ulaşması, Pîrî Reis'in öngörüsünü doğruluyordu. Donanmayı korumak için Basra'da bırakması, taktik açıdan savunulabilir bir karardı.
Peki o zaman ne öldürdü Pîrî Reis'i?
Bir boğazın coğrafyası.
Hürmüz'ü tutamamak, düşmana karşı açık bir meydan muharebesini reddedecek kadar gerçekçi davranmak, donanmayı teslim etmek yerine korumayı tercih etmek; bütün bunlar, İstanbul'a gönderilen raporlarda "kaçmak" ve "ihanet" olarak çerçevelendi.
Pîrî Reis'in hikâyesi bize şunu anlatır: Bir komutan için asıl tehlike çoğu zaman düşman ateşi değil, kendi cephesindeki dedikodudur.
Pîrî Reis’in idamı, askeri karar ile siyasi algı arasındaki farkı gösteren çarpıcı bir örnektir. Hürmüz’de kuşatmayı kaldırma kararı askerî açıdan savunulabilir olsa da İstanbul’a ulaşan raporlar bunu “geri çekilme” ve “görevi terk etme” olarak yorumladı. Böylece savaş alanında verilen bir taktik karar, siyasi merkezde bir suçlamaya dönüştü.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish