Çin’in Batı Asya stratejisi ve İran’ın emperyalizm ve siyonizme karşı savaşı

Orçun Göktürk, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik yeniden başlattığı saldırılar ve dini lider Ali Hamaney’in öldürülmesi üzerinden bir haftadan fazla zaman geçti. Bu süreçte İran, ABD’nin Batı Asya’daki hemen bütün üslerini hedef aldı ve Tel Aviv’e yönelik de başarılı misillemelerde bulundu. Trump’ın “İran halkına sesleniyorum, bu bir rejim değişikliği çağrısıdır” diyerek başlattığı operasyonlar Washington ve Tel Aviv yetkililerini şoka uğratan bir cevapla karşılaştı.

Bir yandan da İran meselesinin Çin için ne anlama geldiği tartışılıyor. Foreign Policy’de Aaron Glasserman imzasıyla yayımlanan son analizde ABD’de giderek yaygınlaşan söyleme dikkat çekiliyor ve Çin yeniden İran, Rusya ve Kuzey Kore ile birlikte ABD’ye karşı hareket eden bir “otoriter eksen”in parçası olarak tanımlanıyor.

ÇİN’İN DİĞERLERİNDEN FARKI

Pekin elbette Moskova, Pyongyang veya Tahran gibi ABD hegemonyası sonrasına hazırlanıyor. Sadece bununla da kalmıyor, ABD-NATO merkezli dünya düzenine alternatif bir uluslararası düzen inşa çabasında öncü rol oynuyor. BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü’nün genişletilmesi, Yeni Kalkınma Bankası ve Asya Altyapı Kalkınma Bankası üzerinden gelişen dünyaya sağlanan krediler, Kuşak ve Yol Girişimi ve çeşitli devasa altyapı projeleri ve milli paralarda ticaret ile dolar hegemonyası kırılmaya çalışılıyor.

Fakat Çin’in diğerlerinden önemli bir farkı var. Pekin, yeni oluşturulacak düzenin evet hegemonyadan arındırılmasını arzuluyor ancak ticaretin önündeki engellerin kaldırılması, serbestleşmenin devam etmesini istiyor. Pekin satın alma gücü paritesi bakımından dünyanın en büyük ekonomisi ve hâlâ üretim olarak dünyanın imalat merkezi. Doğal olarak Çinli büyük kapitalistler için İran meselesi özelinde veya genel olarak iki büyük korku mevcut: Birincisi, ticaretin önüne engeller koyulması ve korumacılığın yükselişi. İkinci olarak ise ABD donanmasının dünya ticaret yollarının güvenliğini sağlamaktan vazgeçmesi veya ticaret yollarının tehdit edilmesi. Pekin henüz dünya ticaret yollarının güvenliğini sağlayacak özgüven ve maddi temeli kendisinde görmüyor.

İRAN’IN ÖNEMİ

Çin’i özellikle Rusya ve İran’dan ayıran diğer ve esas yapısal özellik ise petrol ve doğalgaza muhtaç olması. Ülke, günlük 15 milyon varile yakın bir petrol ihtiyacına sahip ve 10 milyondan fazlası direkt olarak ithalat yoluyla karşılanıyor.

Pekin, Trump’lı ABD’nin önce Venezuela sonra İran üzerinden saldırganlığını “enerji arzının ve yollarının kontrol edilmesiyle” esas olarak kendisinin sıkıştırılması olduğunu görüyor elbette. Batılı kuruluşlarının raporlarına göre İran ve Hürmüz boğazı krizinin Pekin’e etkisi birkaç ay sonra görülecek. Çin’in 7-8 ay boyunca kendine yetecek petrolü olduğu söyleniyor. Savaşın uzaması ve petrol sevkiyatının sarkması ise Pekin’in en büyük korkusu.

PEKİN’İN İÇ SORUNLARI

Diğer yandan Çin’in en yüksek yasama organları olan ve “İki Toplantı” olarak adlandırılan Ulusal Halk Meclisi ve Çin Siyasi Halk Danışma Konferansı için Çin’in dört bir yanından delegeler 5 Mart’ta Pekin’de toplandı. Çin’in yönetimiyle ilgili siyasi, ekonomik ve güvenlik stratejilerinin tartışıldığı ve karara bağlandığı bu toplantılarda 1991’den bu yana ilk kez en düşük ekonomik büyüme hedefi açıklandı.

Savaşın uzama ve Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalma tehlikesi, Pekin’de büyük bir tedirginlik yaratıyor. Öte yandan Pekin, Körfez ülkelerine sadece petrol olarak bağımlı değil, Körfez sermayesinin akışışında olası bir azalma da hâlihazırda daralma yaşayan Çin ekonomisini önemli ölçüde etkileyecektir.

İşin jeopolitik kısmı ise meselenin bamteli. Tahran, Çin için Batı Asya kapısının tutulması demek. Mao Zedong’un 1965’te Filistin Kurtuluş Örgütü temsilcilerinin Pekin ziyaretinde açıkladığı “ABD emperyalizmi İsrail’i sizin için, Tayvan’ı da bizim için yarattı” açıklaması Pekin için hâlâ geçerli. Tahran, Çin için sadece günlük 1,3 milyon varil petrolden daha fazlasını ifade ediyor.

Çin lideri Xi Jinping en son 2016’da Tahran’ı ziyaret etti ve yaklaşık 10 yıl boyunca İran’a gitmedi. İki ülke 2021’de kapsamı 400 milyar dolara ulaşan 25 yıllık devasa ekonomik ve askeri anlaşmalar imzaladı. Tahran’ın düşüşü demek Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’nin bloke edilmesi ve dahası Asya’nın Batı kanadının düşmesi demek.

İRAN’IN DİRENMESİ PEKİN’İN ELİNİ GÜÇLENDİRİYOR

Pekin gelecek ay başında ABD Başkanı Trump’ı ağırlamaya hazırlanıyor. Trump’ın tarife savaşı uyarınca artırdığı gümrük vergileri ve Pekin’in misilleme olarak nadir element ihracatına sınırlama getirmesi sonrası iki ülke lideri Kasım 2025’te Güney Kore’nin Busan şehrinde düzenlenen zirvede karşılıklı geri adım atan bir uzlaşıya varmışlardı.

Şimdi ortaya şöyle bir tablo çıkıyor. Pekin, muhtemelen Trump ile masaya otururken ABD’nin THAAD ve Patriot üretimi için gereken nadir elementler (özellikle Galyum) işlemek için gereken petrolden yoksun olduğunu anlatacak. Galyum başta olmak üzere bu nadir elementler Tahran’ın füze yakıt üretimi için de oldukça kritik.

Diğer yandan Çin için Batı Asya petrolü oldukça kritik. Columbia Üniversitesi Küresel Enerji Politikası Merkezi’nin bir araştırmasına göre İran’a ait 46 milyon ham petrol denizde yüzer depolarda bulunuyor. Bu ham petrolün çoğunun Malezya üzerinden Çin’e sevk edileceği tahmin ediliyor. ABD ve İsrail’in İran’da son olarak hedef aldığı petrol rafineri saldırıları Pekin’e bir mesaj olabilir. “İstediğimiz nadir elementler konusunda zorluk çıkarırsan saldırıları deniz üzerindeki depolarda bulunan İran ham petrollerine genişletebiliriz” mesajı ÇKP liderliğine arka kapıdan iletilmiş olabilir. Fakat ABD’nin savaşı Hint ve Pasifik’e genişletme gücünün bulunmadığı da hesaba katılmalıdır. Yine de emperyalist çılgınlık her zaman beklenmelidir.

PEKİN, MOSKOVA VE TAHRAN AYNI CEPHENİN FARKLI PARÇALARI

Rusya’nın Ukrayna’da NATO genişlemesine karşı askeri müdahalesi 21. yüzyılda Trans-Atlantik merkezli dünya düzeninin mezarını kazmaya başlamıştı. Rusya, emperyalizme karşı ağır silahlı mücadeleden geçti ancak böylece Moskova, Avrasya’daki en büyük askeri güç konumunu sağlamlaştırdı.

Çin ise emperyalizme karşı verilen mücadelenin teknolojik, ekonomik ve kurumsal yönünde öncü rolde. Askeri olarak Rusya gibi atak değil, ancak yedek parçalar, çift kullanımlı teknolojik ürünler ve nadir elementler üzerinden tamamlayıcı bir rolde. Daha fazla atak olması şimdilik beklenemez çünkü ülkenin dış politika konsepti ve askeri stratejisi Rusya, İran veya Kuzey Kore’den oldukça farklı. Ancak bu farklılık aynı cephenin farklı yönünü oluşturuyor.

PEKİN, ABD’NİN NİHAİ HEDEFİ

2025 yılı sona ererken Trump yönetiminin açıkladığı Ulusal Güvenlik Stratejisinde ABD ilk kez küresel egemenlik arayışının gerçekçi olmadığını itiraf etti. Yalnız bu barışçıl bir geri çekilme değil. Venezuela, Grönland, Küba ve İran üzerinde somutlaşan saldırganlıkla ve ABD askeri gücünü Batı Yarımküre ve Batı Pasifik’teki ilk ada zincirinde yoğunlaştırmak üzere şekilleniyor.

Pekin, ABD’nin nihai hedefi. ABD’nin sonraki hamlesi veya askeri yoğunlaşması Ryukyu adaları, Filipinler, Guam ve Hawaii üzerinden olma potansiyeli yüksek. ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi de bu bölgeyi “Çin’in yükselişini durdurmak için en kritik bölge” ilan ediyor. Washington burada Japonya’yı militaristleştirerek ve Güney Kore, Filipinler, Avustralya ve Tayvan gibi müttefikleriyle Pasifik’i kendi iç gölü halinde kalmasını sağlayarak Çin’i çevreleme girişiminde.

İran’ın düşmesi ABD açısından Pasifik’e yönelme adımı olacaktı. Tahran’ın direnişi Pekin’in de şerefini kurtarıyor ve elini güçlendiriyor. Dünya büyük bir dönüşümün içinde. ABD’nin emperyalist hegemonyasının İran’ın direnişiyle parçalanma sürecine girdiği bir sürecin eşiğindeyiz. Küresel büyük güç politikası ABD, Rusya ve Çin arasında üçlü bir dönemdedir. Çin her ne kadar Rusya ve İran ile “üçüncü tarafları hedef alan bir ittifak içinde değiliz” dese de kaderi Moskova ve Tahran ile ortaktır.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU