Tespitten teoriye: Türkiye’de mültecilerin eğitim profili

Güney Aydın, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Türkiye’de mültecilerle ilgili tartışmalar çoğu zaman sayı üzerinden yürütülüyor. Kaç kişi geldi, kaç kişi geri döndü, kaç kişi vatandaş oldu… Ancak daha az sorulan ama en az bu sorular kadar önemli bir mesele var: Türkiye’ye gelen mültecilerin eğitim düzeyi nedir? Bu soru, göçün uzun vadeli ekonomik etkilerini anlamanın anahtarlarından biridir.

Suriye deneyimi, Türkiye’nin ani ve kitlesel göç hareketleri karşısında nasıl bir insan sermayesi profiliyle karşılaşabileceğini gösteren önemli bir örnektir. Bugün bölgesel gerilimlerin İran üzerinden yeniden tırmanması, benzer bir soruyu tekrar gündeme getirmektedir. Bu soruya net cevap vermek kolay değil. Mülteci hareketlerinde eğitim verileri çoğu zaman beyana dayanır ve kamu kurumları tarafından sınırlı ölçüde paylaşılır. Ancak hem alanda konuyla ilgili önemli kaynaklardan biri olan Suriyeliler Barometresi raporları hem de mülteci hareketlerine ilişkin teorik yaklaşımlar bazı önemli ipuçları sunuyor.

2011’de başlayan Suriye iç savaşı, Türkiye’de mülteci sayısında yapısal bir kırılma yaratmıştır. Aşağıdaki grafik, 2000-2025 dönemi verileri ışığında, 2011 yılında başlayan artışın 2013 sonrasında hızlandığını ve Türkiye’nin kısa sürede kitlesel bir nüfus hareketiyle karşı karşıya kaldığını göstermektedir.

Kaynak: Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği Mülteciler Nüfus İstatistikleri Veritabanı

Türkiye’de mülteci artışının ilk yıllarında sürecin geçici olduğu varsayımı ve kurumsal altyapının henüz oluşmamış olması nedeniyle kayıt ve veri üretimi sınırlı kaldı. Ancak ilerleyen süreçlerde Göç İdaresi Genel Müdürlüğü ve Göç-Net sistemiyle birlikte kayıtlar daha sistematik hale geldi. Ayrıca Dünya Bankası’nın belirli aralıklarla çeşitli kamu aktörleriyle yaptığı anketler de göçün kurumsal düzeyde daha ciddi bir politika alanına dönüştüğünü gösterdi. Ancak eğitim profili meselesi hâlâ veri açısından sınırlı bir alan. Bu noktada mülteci hareketlerine ilişkin klasik bir teorik ayrım yol gösterici olabilir. Kunz’un (1973) geliştirdiği akut (ani) mülteci hareketi yaklaşımı, mülteci hareketlerinin niteliğini anlama konusunda yardımcı olmaktadır. Akut mülteci hareketi, ani askeri ya da siyasi krizler sonucu, hazırlık yapma imkânı bulamadan gerçekleşen kitlesel göçü ifade eder. Bu tür hareketlerde nüfusun her kesimi yer alır ve eğitim düzeyi görece daha düşük gruplar da kitlenin önemli bir parçasını oluşturur. Bu teorik çerçeve, Türkiye’ye 2013’ten itibaren yoğun biçimde giriş yapan mültecilerin eğitim profiline dair bir referans noktası sunar. Çünkü ani göç hareketlerinde, yüksek eğitimli bireylerin sistemli bir göç planı yapma ihtimali düşüktür.

Suriyeliler Barometresi raporları, gelen nüfusun eğitim düzeyinin genel olarak düşük ve orta seviyelerde yoğunlaştığını göstermektedir. Bu tespit, akut mülteci hareketi teorisiyle uyumludur. Ayrıca 2012-2023 dönemine ait çalışma izni verileri incelendiğinde, 2016 yılında mültecilere çalışma izni verilmesinin ardından eğitim düzeyi bilinmeyen kategorisinde belirgin bir artış gözlenmektedir. Bu durum, kayıt sistemine yeni dahil olan ve eğitim bilgileri eksik girilmiş bir gruba işaret ediyor olabilir. Veriler tek başına kesin sonuç üretmese de eğitim profilinin politika tasarımında dikkatle ele alınması gerektiğini göstermektedir. Ayrıca aşağıdaki grafik, 2012-2016 döneminde düşük seyreden eğitim düzeyi bilinmeyen kategorisinin 2017’de belirgin bir artış gösterdiğini ortaya koymaktadır. 2018-2020 arasında yeniden sınırlı seviyelere gerileyen sayı, 2021’de olağanüstü bir sıçrama yapmış, 2022 ve 2023’te ise tekrar düşüş eğilimine girmiştir.

öykü gelişim çizgisi; kumpas; grafiğini çıkarma, diyagram, çizgi, metin içeren bir resim

Kaynak: T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 

Türkiye uzun yıllar boyunca dünyada en fazla mülteci barındıran ülke konumunda yer aldı. Bu ölçekte bir nüfus hareketinin ekonomik ve toplumsal etkilerini analiz ederken, eğitim düzeyi gibi yapısal göstergelerin göz ardı edilmesi mümkün değildir. Eğitim profili; iş gücü piyasasına entegrasyon, uyum politikaları, mesleki eğitim programları ve uzun vadeli sosyal politika tasarımları açısından belirleyici bir parametredir.

Sonuç olarak, 2023 sonrasında dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke unvanının Türkiye’den komşusu İran’a geçmiş olması, bölgesel göç dinamiklerinin sabit olmadığını göstermektedir. Eğer bölgesel gerilimler yeni bir nüfus hareketi üretirse, eğitim düzeyi yine akut mülteci hareketi çerçevesinde şekillenebilir. Bu nedenle geçmiş deneyim, olası yeni dalgalar için önemli bir referans sunmaktadır. Göç yalnızca kaç kişinin geldiği değil, nasıl bir insan sermayesi profiliyle geldiği sorusudur.

* Bu yazıda “mülteci” kavramı hukuki teknik anlamından ziyade sosyolojik bir çerçevede kullanılmaktadır. İfade edilen mülteciler çoğunluğu Suriyeliler olmak üzere Iraklı, Afgan ve diğer grupları kapsamaktadır.

* Bu analiz, daha önce bir akademik kongrede sunduğum çalışmanın güncellenmiş bir değerlendirmesine dayanmaktadır.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU