NATO’nun ABD için gerçekte bir yük olup olmadığı konusunu daha önce Trump'ın NATO eleştirisi ve küresel güvenliğin gerçek maliyeti başlığı altında yazmıştım. Münih Güvenlik Konferansı 2026 yaklaşırken, Washington’da eski NATO büyükelçileri ve Yüksek Müttefik Komutanları tarafından 12 Şubat’ta yayımlanan ortak bildiri dikkat çekici bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı: NATO, ABD için bir yük mü yoksa stratejik bir kaldıraç mı? Belfer Bilim ve Uluslararası İlişkiler Merkezi çatısı altında yayımlanan metinde, İttifak’ın Amerikan ulusal güvenliği için “hayati” olduğu vurgulanıyor ve NATO’nun bir “cömertlik projesi” değil, maliyet-etkin bir güç çarpanı olduğu savunuluyor.
Bu vurgu, son yıllarda ABD iç siyasetinde artan “yük paylaşımı” ve “Avrupa’nın savunma sorumluluğu” tartışmaları düşünüldüğünde tesadüfi değil. Ukrayna savaşı, Çin’in yükselişi ve Hint-Pasifik’e yönelen Amerikan stratejik odağı, NATO’nun rolünü yeniden tanımlayan bir süreci de beraberinde getiriyor.
NATO’nun tarihsel işlevi: Avrupa’yı istikrara bağlamak
NATO, 1949’dan bu yana ABD’nin Avrupa’daki askeri ve siyasi varlığının kurumsal çerçevesini oluşturdu. Soğuk Savaş boyunca Sovyet yayılmasını sınırlamak için kurulan ittifak, 1991 sonrasında da dağılmadı; Balkan müdahaleleri, Afganistan operasyonu ve son olarak Ukrayna savaşıyla yeniden merkezî bir güvenlik platformuna dönüştü.
Ortak bildiride dikkat çeken ilk argüman, NATO’nun ABD’ye Avrupa’da kalıcı bir askeri altyapı ve hukuki zemin sağlaması. ABD kuvvetleri Almanya’dan Polonya’ya, İtalya’dan Birleşik Krallık’a uzanan geniş bir üs ağına erişim sağlıyor. Bu ağ, yalnızca Avrupa savunması için değil; Orta Doğu, Afrika ve hatta Orta Asya’daki operasyonlar için ileri konuşlanma imkânı sunuyor.
Bu durumun alternatifi, Washington’un her ülkeyle ayrı ayrı Kuvvetler Statüsü Anlaşmaları müzakere etmesi olurdu. Bu tür ikili düzenlemeler hem siyasi dalgalanmalara açık hem de maliyetli olurdu. NATO çerçevesi ise çok taraflı ve daha istikrarlı bir zemin sağlıyor.
Yük paylaşımı: Rakamların ötesindeki tablo
ABD’de NATO eleştirilerinin merkezinde savunma harcamaları yer alıyor. Uzun süre Avrupalı müttefiklerin Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’nın yüzde 2’si hedefini tutturamaması, Washington’da tepki doğurmuştu. Ancak Ukrayna savaşı sonrası tablo değişti. 2025 itibarıyla ABD dışındaki NATO ülkelerinin toplam savunma harcamalarının 560 milyar doları aştığı belirtiliyor. Temmuz 2025 zirvesinde ise müttefikler savunmaya GSYİH’nin yüzde 5’ini ayırma yönünde siyasi taahhütte bulundu.
Ortak bildiri, tartışmanın yalnızca harcama oranlarına indirgenemeyeceğini savunuyor. 11 Eylül saldırıları sonrası NATO’nun 5. Maddesi ilk kez ABD lehine işletildi. Afganistan’da harekatın en yoğun olduğu dönemde 50 binden fazla NATO askeri görev yaptı. ABD dışındaki müttefiklerin kayıpları 1100’ü aştı. IŞİD’e karşı mücadelede Avrupalı müttefiklerin hava operasyonlarına katkısı yüzde 20-30 bandında gerçekleşti.
Bu tablo, NATO’nun yalnızca siyasi bir dayanışma platformu değil, operasyonel bir güç paylaşımı mekanizması olduğunu gösteriyor. ABD’nin tek başına üstleneceği askeri yükün, müttefik katkıları sayesinde dağıtıldığı savunuluyor.
Ekonomik güvenlik boyutu
Bildiride öne çıkan bir diğer unsur ekonomik güvenlik. Atlantik üzerinden yıllık 1,6 trilyon doları aşan ticaret hacmi, Avrupa’yı ABD’nin en büyük ekonomik ortağı yapıyor. Deniz yollarının güvenliği, enerji arzı ve tedarik zincirlerinin istikrarı doğrudan güvenlik mimarisiyle bağlantılı.
Tarihsel hafıza da bu argümanı destekliyor. Avrupa’daki istikrarsızlık iki dünya savaşında ABD’yi doğrudan çatışmaya çekmişti. NATO’nun sağladığı güvenlik şemsiyesi, kıta içi güç rekabetini sınırlayarak daha büyük krizlerin önüne geçmeyi amaçlıyor.
Bu çerçevede NATO, Washington açısından yalnızca askeri değil, ekonomik bir sigorta mekanizması olarak da görülüyor.
Hint-Pasifik denklemi ve Çin faktörü
ABD’nin stratejik önceliğinin Hint-Pasifik’e kaydığı yönündeki değerlendirmeler, NATO’nun önemini azaltmıyor; aksine farklı bir işlev yüklüyor. Bildiride, Avrupalı müttefiklerin Çin’in Tayvan’a yönelik baskılarını ve insan hakları ihlallerini eleştirmede Washington’la uyumlu hareket ettiği vurgulanıyor.
Bu durum, transatlantik ittifakın yalnızca bölgesel değil, küresel bir siyasi pozisyon üretme kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor. NATO, doğrudan Pasifik’te askeri bir aktör olmasa da Çin’e karşı normatif ve diplomatik bir cephe oluşturulmasında rol oynuyor.
İstihbarat ve teknoloji çarpanı
21.yüzyıl güvenlik ortamında veri, siber kapasite ve teknolojik uyum öne çıkıyor. NATO’nun standardizasyon anlaşmaları sayesinde ABD ekipmanlarının müttefik sistemlerle uyumlu çalışması, operasyonel esneklik sağlıyor. Bir Amerikan F-35’inin Polonya ya da Hollanda üssünde aynı mühimmat ve altyapıyla görev yapabilmesi, lojistik açıdan önemli bir avantaj.
İstihbarat paylaşımı da ayrı bir başlık. 31 müttefikin yerel ağlarından gelen verilerin birleştirilmesi, Rus denizaltı faaliyetlerinden siber tehditlere kadar geniş bir alanda ABD’ye kapsamlı bir tablo sunuyor.
Nükleer şemsiye ve yayılma riski
NATO’nun nükleer paylaşım düzenlemeleri, Avrupa’da bağımsız nükleer silahlanma eğilimlerini sınırlayan bir unsur olarak değerlendiriliyor. ABD’nin sağladığı caydırıcılık, Almanya ya da Polonya gibi ülkelerin kendi nükleer kapasitesini geliştirmesi yönündeki baskıyı azaltıyor. Bu durum, küresel nükleer silahların yayılmasını kontrol altında tutma hedefiyle uyumlu.
Olası bir geri çekilmenin maliyeti
Ortak bildiride en çarpıcı bölüm, NATO’dan uzaklaşmanın maliyetine dair değerlendirme. ABD’nin küresel askeri varlığını aynı seviyede tutabilmesi için donanma ve hava kuvvetlerini ciddi ölçüde genişletmesi gerekebileceği; bunun da yıllık 100-200 milyar dolar ek maliyet yaratabileceği ifade ediliyor.
Bunun yanında, Avrupa’da oluşabilecek güç boşluğunun Rusya ya da Çin tarafından test edilmesi ihtimali, daha yüksek jeopolitik risk anlamına geliyor. ABD’nin Avrupa güvenlik kararları üzerindeki etkisini kaybetmesi ise transatlantik koordinasyonu zayıflatabilir.
Sonuç: Bu Tartışmalar Devam Edecek
Daha önceki yazımda da ifade ettiğim gibi, ABD küresel askeri maliyetinin ülkeye fayda getirdiğini savunanlar ile yük olduğunu düşünenler arasındaki fikir ayrılığı devam ediyor. Bu defa daha önce NATO’da görev yapan büyükelçiler ve komutanların bildirisiyle karşılaştık. ABD’nin devlet refleksi Trump’a itaat etmiş görünürken, sistem dışına çıkmış olanlar itirazlarını yükseltiyor. Gelişmenin ne yönde olacağını, biraz da Avrupa’nın kendi içinde ne kadar tutarlı durup durmadığı gösterecek.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish