İran olaylarını serinkanlı bir şekilde değerlendirmek

Faik Bulut, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reuters

Ekonominin çökmesi ve hayat pahalılığının tahammül sınırlarını aşması sonucu 28 Aralık 2025 tarihinde başlayan kitlesel kalkışma Tahran’dan çevre il ve ilçelere hızla yayıldı. İran para birimi döviz karşısında geriledi; 1 dolar yaklaşık 1 buçuk milyon riyala kadar yükseldi. Başta İran’ın tarihi kapalı çarşısı Büyük Bazar olmak üzere dövize dayalı ticaret yapan başkent esnafı kepenklerini kapatarak protesto hareketini başlattı. 

İran’daki rejim karşıtı protestolar başkent Tahran başta olmak üzere birçok kentte akşam eylemleri ile sürüyor. Belucistan, Sistan, Azerbaycan gibi eyaletlere yayılan eylemler 31 vilayete bağlı 180 şehirdeki 512 noktada gerçekleşti. 50 Kürt kentinde ağırlıklı olarak genel grev ve kolluk kuvvetleriyle çatışmalar devam ediyor. Birçok kamu binası işgal edildi. Hükümet milisleri (bir çeşit ahlak zabıtası, toplum polisi ve çevik kuvvet işlevi gören) Besic karargâhı ile İsfahan’daki televizyon binasına saldırı düzenlendi. 

Protestolara müdahale giderek artarken CNN ve BBC’ye konuşan sağlık çalışanları, çok sayıda sivilin öldürüldüğünü, hastanelerin yaralılarla dolduğunu söyledi. Bir kadın protestocu, hastanede üst üste yığılmış cesetler gördüğünü anlattı. Tebriz’deki gösterilerde rejim güçleri tarafından halkın üstüne ateş açıldığı da gelen bilgiler arasında. The Times gazetesine konuşan bir doktor ise, sadece altı hastanede en az 217 protestocu ölümünün kaydedildiğini bildirdi. Bazı görgü tanıkları sokaklardaki kalabalığın bugüne kadar tanık oldukları hiçbir şeye benzemediğini ve “İnanılmaz derecede güzel ve umut verici” olarak tanımladı. 

Rojhilat’taki (İran Kürdistan bölgesi) 7 siyasi partinin dahil olduğu Partiler Arası İşbirliği Diyalog Merkezi’nden yapılan çağrının ardından en az 50 kentte genel greve gidildi, ardından protesto gösterileri düzenlendi. Meriwan, Mahabad, Seqiz, Sine, Kirmanşah, İlam, Urmiye, Ravanşar, Şabad, Gilan, Diwandereh, Baneh, Bijar, Kamyaran, Qorveh, Dehgolan (Dewlan), Sarvabad (Sewlawah), Dizaj (Deza u Margawr), Bukan, Piranşar, Şino, Rabat, Qatur, Xoy, Lumar, Abdanan, Dehloran ve Darreh Şar kentleri grev yapılan Rojhilat kentleri arasında yer aldı.

Can kayıplarına dair çelişkili veriler

Olayların sürekliliği ve sıcaklığı içinde farklı kaynaklardan çelişki veriler de gelebiliyor. Mesela İran insan hakları aktivistleri ajansı HRANA’nın paylaştığı verilere göre gösterilerin 13’üncü gününde en az 2 bin 311 kişi gözaltına alınmış; ölüm sayısı 65’e ulaşmıştır. Gözaltına alınanlar arasında en az 167’sini çocuk ve gençler oluşturmaktadır. 

14’üncü günde rejim için dini açıdan önemli yerler olan Meşhed ve Kum kentinde de binlerce kişi sokaklara çıktığı belirtiliyor. 15’inci günde ise İran İnsan Hakları Örgütü, bazı kaynaklara göre ölü sayısının 2 bini aşmış olabileceğini, yaklaşık 2 bin 600 kişinin gözaltına alındığını ve rejimin idam tehdidinin kitlesel infaz riskini artırdığı söylüyor. 

İran devlet medyası protestocuları suçluyor

İran devlet televizyonu “Gösterilerin sona erdiğini ve ülkede durumun normale döndüğünü” öne sürerken, insan hakları örgütleri protestoların 31 eyalete yayıldığını, can kaybının ise 116’ya yükseldiğini duyuruyor. İran hükümetine bağlı resmi televizyon kanalı, 11 Ocak’ta Kirmanşah, Zahidan, Qazwin, Şiraz, Kerec, Esfahan, Hemedan, Tebriz ve Reşt gibi 9 farklı eyaletten derlediği görüntülerle bir rapor yayınladı.

Yayında, “Polis ve güvenlik güçleri teröristlere sert karşılık vererek İran’ın güvenliğini bozmalarına izin vermedi” ifadeleri kullanılarak ülkeye sükûnetin geri geldiği iddia edildi. Farklı kent meydanlarından yayına bağlanan resmi muhabirler, “Durum sakin, ortalıkta herhangi bir terörist veya isyancı görünmüyor” şeklinde aktarımlarda bulundular. Çatışmalar sırasında 37 güvenlik görevlisi ile Esferayen kenti Başsavcısının öldüğü de kaydedildi. Güvenlik güçlerinin operasyonlarında şu ana kadar 2 bin 638 göstericinin gözaltına alındığı da belirtildi.

İran hükümeti, protestolarda yaşanan can kayıpları nedeniyle üç günlük genel yas ilan etti. Devlet medyasından paylaşılan hükümet bildirisinde ise göstericiler “terörist” olarak nitelendirildi ve şiddet eylemlerinin arkasında ABD ile İsrail’in olduğu açıklandı. Güvenlik güçlerine yönelik saldırıların vahşet düzeyine ulaştığı belirtilerek, “Halkımız, teröristlerin Besic’e, polis ve güvenlik güçlerine karşı tıpkı IŞİD’miş gibi acımasızca şiddet uyguladığını gördü. Bu yöntemler yalnızca ABD tarafından eğitilen grupların tarzıdır” şeklindeki ifadelere yer verildi.  

İran hükümeti, olayların başlangıcından bu yana ilk kez güvenlik güçlerine dair veri paylaşarak ülke genelinde 111 güvenlik görevlisinin öldüğünü duyurdu. 

Trump’tan sert müdahale-Hamaney’den meydan okuma-Ordudan gözdağı

ABD Başkanı Donald Trump’tan İran hakkında şöyle bir açıklama geldi:

“İran büyük bir sıkıntı içinde… Bana öyle geliyor ki, halk birkaç hafta önce kimsenin mümkün olduğunu düşünmediği bazı şehirleri ele geçiriyor. Bu durumu çok dikkatle izliyoruz. Eğer geçmişte olduğu gibi insanları öldürmeye başlarlarsa, biz de devreye gireceğiz ve onları en çok acı veren yerlerinden çok sert bir şekilde vuracağız. Ama bu, kara birliklerinin sahaya inmesi anlamına gelmiyor.” 

Buna karşılık İran dini lideri Ali Hamaney de Trump’ın açıklamalarına yanıt verdi; Trump’ı diktatör olarak niteledi ve önceki zalimler gibi onun iktidarının da yıkılacağını söyledi. Hamaney, göstericileri “yabancı paralı askerler” olarak değerlendirdi ve “İslam Cumhuriyeti bozgunculara karşı yumuşak davranmayacaktır” dedi.

İran ordu ve istihbarat birimleri ise “Sokak hareketlerinin ülkede kaos ve kargaşa çıkarmaya yönelik dış mihraklar tarafından düzenlenmiş bir tertip/komplo olduğunu; güvenlik güçlerinin bu yıkıcı eylemleri kararlı bir şekilde bastıracağını ve ülkenin içinde bulunduğu durumu istismar ederek kamu düzenini bozmak isteyen İsrail destekli düşman terörist grupları ezeceklerini” duyurdu.

Bu arada gösterici ve protestolara nasıl yaklaşılacağı hususunda egemenler ikiye ayrıldılar. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan “Son derece temkinli ve sabırlı olunmasını, kitlelere şiddet kullanmadan onlarla diyalog içinde ve ‘milli uzlaşma’ yöntemiyle bu meselenin çözülebileceğini” söylerken, sertlik yanlısı olan Ali Hamaney ve ona bağlı askeri-sivil kurumlar zor kullanma-korkutma yöntemini tercih ediyorlar.

Pezeşkiyan ayrıca yönetimin çok yönlü ve boyutlu baskılara maruz kalmasından bahisle, yönetim tarafından alınan ekonomik icraatların ülkeye zarar vermesinden de şikâyet etmekte. Sertlik yanlıları ise protestocuların “vatana ihanet” ve “dış mihraklarla işbirliği” türünden suçlamalarla idam cezasıyla cezalandırılmasına izin verilmesini istemekteler.
Rejimin 2025 yılında toplam 1992 kişiyi idam ettiği düşünülürse, alınan kararın ne anlama gelebileceği açıkça görülmektedir.

Sistemin hayat damarı: Büyük Bazar

Peki, Bazar esnafı ve tüccarlarının önemi nedir?

Yaklaşık 500 yıl önce Safeviler tarafından kurulan Bazar, başlangıçta üstü açık bir çarşı niteliğindeydi. 19. yüzyılda Kaçar (Qajar) hanedanı Nasreddin Kaçar tarafından onarılarak üstü kapatıldı. Böylece İstanbul’daki Kapalı Çarşı benzeri bir görünüm kazandı. 

İç görünümü ile geleneksel kapalı çarşıların mimarisine benzeyen Bazar; caddeleri sokakları, dehlizleri ve geçitleriyle yaklaşık 10 kilometrelik bir mesafeye ulaşmaktadır. İçindeki binlerce dükkânda İran halıları, altın, mücevherat, ipek kumaş, pahalı tekstil ürünleri, her çeşit baharat ve turistik eşya satılmaktadır. İçindeki sokaklarda 180 dükkân ve mağaza bulunmakta olup 105 hektar (1050 dönüm) alana yayılmıştır. Yüzölçümü 1 kilometre kareyi bulmaktadır. 

Çarşının dış dükkânlarında kalaycılık, bakırcılık, geleneksel el işleri imal eden küçük atölyeler ile dükkânlar yer almaktadır. Yakınlarında elektronik ürünler, bilgisayar ve cep telefonları satan işyerleri mevcuttur. 

İranlıların nezdinde Bazar günlük alışverişin, tarihsel ve toplumsal hayatın simgesi sayılmakla birlikte bu bakış farklı tabaka, sınıflara ve kuşaklara göre değişmektedir. Bazar sıradan bir alışveriş merkezi değildir. Ttoplumsal-ticari hafızanın merkezidir, esnaf ile tüccar takımının atan nabzıdır, mali piyasanın pusulasıdır, orta ve üst tabakanın ekonomik göstergesi ve nihayet muhafazakâr/gelenekçi siyasetin odak noktasıdır. 

1978’de Bazar ekonomik nedenlerle ayağa kalkıp Şah rejimine meydan okuduğunda olay iktisadi olmaktan çıkıp siyasal ve toplumsal bir muhalif harekete dönüşmüştür. O zamandan günümüze Bazar, genelde mevcut İran rejimi ve iktidarları mali ve fikirsel (ideolojik-siyasi) açıdan ana damarlardan biri olarak bilinmektedir.

Bazar esnafının ekonomik kriz ve döviz paritesinin çöküşü sonucu 28 Aralık’ta başlattığı protestonun geleceği hakkındaki tartışmalar sürmektedir. Söylenenler şu minvaldedir: Bazarın boykotu devam ettirmesi halinde %60’ı bulan enflasyon giderek yükselecek, halkın alım gücü düşecek ve kalkınma oranı %2,8’e inecek ve bütçe açığı artacak; rejimin devrilmesine yol açılacaktır.

Gelişmelerden bizim çıkardığımız sonuçlar şöyle sıralanabilir:

  • Mevcut protestolar esnaf veya sendikacıların sıradan ücret talebine dayanmamaktadır.
  • Kitle hareketleri ekonomik ve siyasi çöküşün tezahürüdür.
  • 2005 yılından buyana görülen kalkışmaların çıkış nedeni ne olursa olsun sonuçta siyasi taleplere dönüşmektedir. Tipik örnekleri 2009, 2017-2018, 2019-2020, 2022-2023 yılları arasındaki büyük kitle kalkışmalarında görülmüştür.
  • Başkentteki Bazar esnafının siyasi ve mali çok boyutlu ilişkileri bulunmaktadır; 1979’da Şahın devrilmesine yol açan boykotun da ana sürükleyicisidir.
  • İslam devrimi ile birlikte Bazar İslam devriminin temel dayanağı haline gelmiştir.
  • Muhafazakârlığıyla bilinen esnaf kesimi 47 yıldır rejime destek olmuştur.
  • 28 Aralıkta esnafın kepenk kapatıp protestolara öncülük etmeleri ilk kırılma noktasını oluşturmuştur.
  • Protestocular rejimin sembollerine saldırmakta ve devletle ilişkilerini asgari düzeyde tutmaktadır.
  • Esnaf kesiminin tavrı hükümetin mali, siyasi, ideolojik kaynaklarının kesilme ihtimalini güçlendirmektedir.
  • İlam (Hewreman), Meşhed, Erdebil, Şazend (kaymak makamı), İsfahan (TV-Radyo binası) ve İran Kürdistanı şehirlerindeki göstericiler kamu binalarını işgal ederek ele geçirmiş, bir kısmını tahrip etmişlerdir. Çatışmalarda 580’e yakın kolluk görevlisinin öldürüldüğü ulaşan haberler arasındadır.
  • İsrail medyasına göre İran’daki ekonomik kriz, dış saldırılara zemin hazırlamakta; dış tehdit ve ekonomik bunalım nedeniyle çıkmazda olan rejim giderek hırçınlaşmakta ve saldırılarını artırmaktadır.
  • Tahran’dan başlayıp taşraya yayılan ve en alt tabakanın ayağa kalkmasına yol açan bu hareketlenme rejimin zaaflarını da açığa çıkarmaktadır.

İran International internet sitesinin 91 şehir ve köyde yaptığı araştırma sonucu kaydettiği 463 gösteride kullanılan belli başlı sloganlardan 119’u birden fazla ifadeyi içeriyor. Kayıtlı olan 641 şiar 93 yerde 5 farklı sosyal kesim tarafından dile getirilmiş. Bunlardan çoğu rejimi, molla kesimini ve ruhani lider Hamaney’i hedef alıyor. Protestoların ilk 10 gününde en fazla tekrar edilenler; “Bu kavga son kavgamızdır”; “Kahrolsun Diktatör!” “Hamaney’e ölüm!”; “Yaşasın Şah!” benzeri ifadelerdir.

Bu sloganlarda dile getirilen belli başlı sorunlar şunlardır: Derin ekonomik bunalıma sebep olan devlet kurumları hesap verme ve sorgulanma kuralından muaf tutulmaktadır, yani dokunulmazdır. Ülkenin ruhani lideri Ali Hamaney’in tüzel ve manevi kişiliği sorgulanamaz. Halk, zaman içinde ve acı tecrübeleriyle bu gerçeği idrak ettiğinden her kalkışmada “batıl” saydığı “Hamaney önderliği” ile devletin dokunulmaz kurumlarını, aygıtlarını hedef almaktadır. 

Göstericiler arasında devrik Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi’yi öven ve hükümdar olmasını isteyen sesler de dile getirilmesine rağmen bu zat, babasının geçmişteki zalimliklerinden ötürü halk arasında makbul değildir. Kendisine nostaljik olarak sadık olan aşırı Fars milliyetçisi ve tutucu-gerici ve hatta faşizan bir zümrenin varlığına rağmen Amerikan kuklası konumundaki oğul Pehlevi toparlayıcı-birleştirici değil, bölücü ve dağıtıcı bir şahsiyet olarak algılanmaktadır. 

İran’daki toplam öğrenci sayısı 3 milyon 300 bin olarak bilinmektedir. Bunların üçte birine yakını şu andaki gösterilere katılmaktadır. Kepenk indiren ve boykota katılan esnafın temkinli davranmalarına rağmen gençler protesto hareketlerine pervasızlıklarıyla dinamizm katmaktadır. Göstericilerin yaş ortalaması 17-44 arasındadır. Aralarında işsizler ve çocuklarda bulunmaktadır.

İranlı gazeteci Reza Talebi’ye göre taşranın ayağa kalkması sefalet hattındaki insanların rejime başkaldırısı anlamına gelmektedir. Taşradaki protestocuların bir avantajı da merkezden uzak olmaları, dolayısıyla daha serbest hareket edebilmeleridir. Yine de nakliyatçılar, şoförler, işçiler ve kadınların katılımı yetersiz kalmıştır. Eskiden İran’da kapsamlı halk hareketleri büyük olaylardan sonra ortaya çıkardı; şimdi ise günlük olaylar geniş kitleleri harekete geçirmektedir.

Dört bir yandan kuşatılmış olmasına rağmen Mürşid-Rehber makamındaki Ali Hamaney, 10 Ocak Cuma günü devlet kurumunun taviz vermeye niyetli olmadığını dile getirmiştir: “Olayları tahrik eden, Trump’ın gönlünü hoş etmek uğruna kendi ülkelerinin kamu binalarını yakıp yıkmaktalar. Demir yumrukla bu tür meydan okumaları göğüsleyeceğiz” diyerek Kuran’da geçen Firavun ile Nemrud gibi zalimlerle ABD Başkanı arasında benzerlikler kurmuştur.

Her durumda Hameney ve temsil ettiği dini/resmi kurumlar bir süre sonra ayağa kalkan halk iç baskısı ile ABD-İsrail’in dış baskısı arasında kalabilir. Amerika ve İsrail’in müdahale tehditleri ise iki şeye yol açabilir: İranlılar dış tehdide karşı kenetlenebilir veya ekonomik çöküntüyü fırsata çevirerek rejimi devirmeyi hedefleyebilirler.

İran medyası ve halk protestolar

Protestolar yaygınlaşıp kolluk kuvvetlerinin şiddete başvurması sonucu ölü, yaralı ve tutuklu sayısı arttıkça beklenenin tersine halk geri çekilmiyor; aksine sokağa yeni kesimlerin katılımları artıyor. Kürdistan’ın bütün şehirlerinde genel grev ve kolluk kuvvetleriyle mevzi çatışmalar sürüyor. Bazı hastane ve kliniklere yönelik polis saldırıları ülkede büyük infial yaratıyor.

Başlangıçta uzaktan izlemeyi seçen Azerbaycan bölgesindeki esnaf ve öğrenci kesimi, aniden alınan ortak kararla protestolara katıldı. Sendikalar da aynı tavrı gösterdi. İran’daki toplam 31 eyaletten 27’si sokağa çıkarak esnaf, Bazar ve öğrenci boykotlarına aktif destek vermeyi kabul etti. 

Tahran merkezli Etimad (اعتماد) gazetesinin 7 Ocak 2026 tarihli nüshasında Mehdi Bekoğlu şöyle diyor: 

“2023 yılındaki protesto hareketleri sistemi hedeflemişken, (13 Haziran 2025’te İsrail’in İran’a yönelik çok aşamalı ve hedefli hava saldırıları karşısında-FB) ülkece birlik ve beraberlik tavrı sergileyen halk, neden yeniden sokaklara döküldü? Kamuoyunun zihnini meşgul eden soru budur.” 

Aynı gazetede söyleşisi yayınlanan siyasi yorumcu Abbas Abdi ise şunları söylüyor:

“İran’daki protesto hareketleri her zaman siyasi bir nitelik kazanma kabiliyeti gösterebiliyor. Düzenin devrilmesine yönelik sloganları haykırarak dile getiriyorlar. Çünkü iktidar onların yasal çerçeve içinde protesto etme haklarını yasaklamıştır. İsrail savaşından sonra rejim ve hükümet, milli birlik tutumundan istifade ederek halkın talep ettiği toplumsal-ekonomik reformları gerçekleştirmedi. Tam tersine baskı ve şiddete dayalı eski politikasında ısrar etti. Sonuç olarak halk, fikrini değiştirerek savaş öncesi itirazcı tutumuna dönmüş oldu.

Bugünkü protesto ve gösteriler zaten bekleniyordu. Aniden patlayıp sokak hareketlerine dönüşen kitle kalkışmasının aksine, mevcut sokak hareketleri göz göre göre geldi. Ne var ki yerli gözlemciler, böylesine kapsamlı bir sivil itaatsizlik beklemiyorlardı. Onlara göre İsrail saldırıları sonrası sağlanmış olan devlet ile millet birliği kolayca bozulmazdı. Kamuoyu yoklamaları da halkın hükümete olumlu baktığını gösteriyordu. Oysa temel dinamiği ekonomi olmakla birlikte gösteriler hızla siyasi bir karaktere bürünmüş oldu. Demek ki hükümet, eski protestolardan ders almamıştı!” 

Asr-ı İran (عصر إيران) sitesinin 4 Ocak tarihli değerlendirmesinde ise günümüz protestoların özellikleri ön plana çıkarılmakta:

“Taşra ve kırsal alandaki belde ve kasabalara kadar protestoların yayılması, İranlı ünlülerin suskunluğa bürünmesi, dile getirilen taleplerdeki muğlaklık şimdiki sokak hareketinin son derece karmaşık olduğuna delalettir. Bu durumda harekete geçirici gücün/dinamiğin hangi gizli sınıf ve tabakalara ait olduğu hâlâ aşikâr değildir. Bu da bizleri protestoların gerçek sebebi noktasında geleneksel ve beylik yöntemlere başvurmaktan alıkoymaktadır. 

Söz gelimi Azna (Luristan Eyaleti), Lurdigan (Çar Mahal bölgesi), Bahtiyari ve Melikşahi (Elam eyaleti), Vaniriz (Pars eyaleti) gibi şehir ve kasabalarda bu tür olayların kitlesel bir hal alması çoğunun hısım-akraba olması; büyük şehirlere kıyasla daha kolay dayanışmaları ve sokağa çıkmalarının kendilerine büyük bir yük teşkil etmemesi veya ağır bedel ödetmemesinden kaynaklanmaktadır... Protestocuların sokağa çıkmaktan ne anladıkları noktasında da farklılıklar söz konusudur. Kimine göre ekonomi ile hayat şartlarının düzeltilmesi talep edilirken, kimileri de gerçekte halk hareketinin hedefinin mevcut iktidar-rejim olduğunu ileri sürmektedir.”

Sosyolog Said Muid ise “Dünya-i Ektisad (دنياي اقتصاد ) verdiği demeçte şu tespitleri yapmaktadır:

“Hoşnutsuzluk geniş kitleler, bilhassa tüccar-esnaf kesimi arasında yaygındır. Toplum ufukta herhangi bir ışık görmüyor, umut ve beklenti en alt derecededir: Toplum geleceğinden ürker ve korkar hale gelmiş; toplumsal dayanışma güçlü darbeler almıştır.

Rejimin her türlü yöntem ve araçla toplumu tam denetim almak için azami gayret gösterdiği böylesi bir ortamda insanlar bunalımdan çıkış yolu bulamıyor. Bu ise ister istemez zor ve şiddete başvurmayı gündeme getiriyor.

Sosyal kurallar ve değerler ile insanların inançlar/kanaatleri arasında çelişki baş gösterdiğinde ise şiddet devreye girebiliyor. Esasen iktidar da aynı konuma düşmüştür: Bekası (ayakta kalabilmesi) uğruna şiddet ve zorbalıktan başka başvurulacak bir yöntem bulamıyor.

Meşhur simaların eskisine oranla mevcut protestolara daha az destek vermelerinin birçok sebebi bulunuyor. Örneğin gösterilerin tabiatı ile önceki protestolar sonrasında karşılaştıkları zorluklar bunlardan sadece ikisidir.” 

BBC Farsça servisinin yorumuna göre: “Ekonomik kriz ve ambargolar nedeniyle giderek artan işsizlik ve yoksulluk halkı öylesine canından bezdirmiştir. Tüm karamsarlığa rağmen sokağa çıkan kitleler, bu protestolarını siyasi ve sosyal eksende sürdüreceklerdir.” 

İran insan hakları kuruluşu HRNA’ya göre:

“Ekonomik krizin yol açtığı döviz paritesinin İran riyali aleyhine trajik yükselişi sonucu yurtdışına büyük miktarda kaçan sermaye ile yabancı paralar sadece siyaset kurumuna güveni yok etmemiş; aynı zamanda orta ve küçük boy işletmelerin, atölyelerin ve imalathanelerin faaliyetini durdurmalarına da sebep olmuştur.

Buralarda çalışanlar işsiz güçsüz kaldılar. Kaçınılmaz olarak protestoculara katıldılar. Bu demektir ki mevcut gösteri ve protestolar, anlık ve geçici bir tepki sonucu değildir. Daha çok hayat pahalılığı, yoksulluk ve yokluğun baskısı altında umudunu yitiren kitlelerin toplumsal ve ekonomik koşulların düzeltilmesi uğruna mücadele etmeye başladıklarını göstermektedir.”

Yeri gelmişken belirtelim: İran’daki döviz krizinin tetiklediği ekonomik bunalım, sadece hükümetlerin beklenen iyileştirmeleri yapamamasından kaynaklanmıyor. Batılı devletlerin ambargolarına bağlı olarak İran’ın başta petrol olmak üzere kendi ürünlerini uluslararası alanda pazarlayabilme imkânının ortadan kalkması yüzünden ekonomi yara alıyor. Buna karşılık da İran simsarlık sistemini (Trustee) icat edip yüzlerce iş insanı, simsar ve bu işi yapabilecek özel yahut kamu şirketi yabancı piyasalara salarak kendini korumaya çalışıyor.

İndependent Arapça ve The Cradle’ye göre: Zaman içinde devletin bazı kurumları bu kesimlerle beraber çalıştı. Bir anlamda savaş vurguncusu konumundaki oligarkların İran’ın hak edişlerini beklenenin altında vermeleri veya mal karşılığında alınan dövizleri direkt devletin kasasına aktarmak yerine kendi yatırımları için kullanmaları da ekonominin çökmesine ve halkın yoksullaşmasına sebep oldu.

BBC Farsça servisinin haberine göre ise: Üst makamdaki bazı yetkililer ile ailelerinin bu tür yolsuzluklara bulaşması da halkın şu kanaate varmasını sağlamıştır: “Demek ki egemen yönetici zümre, kayıt dışı ithalat ve ihracat sürecinde mevcut ekonomik krizin boşluklarından yararlanarak kesesini doldurmaktalar.” 

Zor zamanlarda İran diplomasisi 

Uluslararası alanda ve bölge çapındaki diplomatik becerisiyle bilinen İran, içerde rejimi hedefleyen halk hareketiyle silahlı dış saldırılara ve baskılara karşı hangi kozlara sahiptir. Bunu anlayabilmek için İran’ın siyaset ve diplomasi alanındaki deneyimiyle kendini kanıtlamış iki bakan ile İslam Cumhuriyetinin ideolojisi ile felsefesini içselleştiren bir akademisyen görüşlerine bakmak lazım. 

İlk diplomatik şahsiyet Mahmud Cevad Zarif, 2013-2021 yılları arasında Dışişleri Bakanlığı yaptı. Anılarını “Diplomatik Direnç” başlığı altında yazdığı 3 ciltlik kitapta paylaşan Zarif ülkesindeki nükleer silah üretimi ile geçen fırtınalı yıllarında edindiği tecrübeyi siyaset felsefesi halinde sunmuştur. Ona göre: “Uluslararası ilişkilerde (İslamcı anlamda) devrimci/radikal söylemlerle gerçekçi diplomatik manevraların sentezi size “zekânın gücünü” temin eder; başarının anahtarı da budur.” 

İkinci şahsiyet ise İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’dir. “Müzakerenin Gücü” ismiyle kaleme aldığı eserinde Cenevre ve Viyana’da Batılı mevkidaşlarıyla nükleer silahı sınırlama ve yaptırımları kaldırma hususundaki görüşmelerin perde arkasını açıklıyor. Sinirleri alınmış bir diplomat olarak müzakere ve pazarlıklar sırasındaki kulisleri aktarıyor. Son derece soğukkanlı ve titiz hesaplardan yola çıkarak nasıl başarılı olunabileceğinin ipuçlarını veriyor. 

Zor zamanlarda İran’ın müzakere taktiğini iki dayanak üzere kurmuş olan Arakçi’nin iki temel kozu vardı: “Stratejik sabır ve alternatif.” Ona göre “Müzakere kudreti/gücü tehdit ve baskıyla elde edilemez; esas tutumunu kaybetmeden sabırla direnip beklemek sayesinde temin edilebilir.”
Bu anlamda onun kitabı diplomatik görüşmelerde “Taktik Rehberi” olarak okunabilir. 

Amerikan vatandaşı İranlı akademisyen ve düşünür Veli Nasır’ın yazdığı kitabın ismi “İran’ın Büyük Stratejisi”dir. Çalışmasında İran’ın bölgesel haritasını çizme becerisini nasıl hayata geçirdiğini uzun çalışma ve incelemelerden sonra gün yüzüne çıkarmıştır. 

20. yüzyıldaki İran İslam felsefesi ve fikriyatı üzerindeki çalışmalarıyla ün kazanmış Nasır Hüseyin Nasır’ın oğlu olan Dr. Veli Nasır’a göre:

“İran herhangi bir olaya yahut hamleye hemen tepki vermez; serinkanlı davranarak uzun vadeli bir projenin bölgesel jeopolitiğini değiştirecek bir ortamın ve dengenin oluşmasını bekler. Jeopolitik ve ekonomik perspektif kazanabilmek içinse zengin bir literatür taranmasına ihtiyaç vardır. Yumuşak Güç ve Sert Güç sentezi de ancak bu şekilde mümkün olur ki, Tahran yönetimi bunu ülke içinde başarmanın ötesinde geçmişte sınırları aşabilecek ölçekte bölgesel çapta siyasi ve fikri bir iklim yaratmasını bilmiştir.”

Görüldüğü üzere 2500 yıllık köklü bir devlet geleneğine sahip olan İran zor zamanlarda diplomatik yeteneklerini devreye sokarak kendisine dayatılan çatışmalardan kurtulma yöntemlerine başvurmasını bilmektedir. Nitekim Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi 12 Ocak’ta Trump’ın saldırı tehditlerine ve görüşme istekleri arasından ikincisini kabul ederek “Adil şartlarda geçmesi halinde masaya oturabileceğini” söyleyerek ön almıştır.

 İran rejimi çökebilir mi?

Bu sorunun kestirme bir yanıtı bulunmuyor. Her şeyden önce komşuları İran’ın çökmesinden fayda sağlamaktan ziyade yıkımın getireceği tehlikelerden ürküyor. Amerikan tehdidinin İran’daki rejimi koruma noktasında hâkim sınıfları birleştirdiği anlaşılıyor. Başta Körfezdeki Arap ülkeleri olmak üzere Türkiye ve Irak’ın tavırlarının da bu yönde olduğu biliniyor. 

Öte yandan son yıllarda pek çok protesto hareketine maruz kalan İran yönetimi uzlaşma, vaat ve böl-yönet taktikleri ile bunlarla başa çıkmasını bilmiştir. Sonuncusunun akıbetinin de böyle olmayacağı garanti altında değildir. Nitekim yönetici sınıflar arasında beklenen ihtilaf ön plana çıkmamış, tam tersine şimdilik kaydıyla da olsa uzlaşma sağlanmıştır. Nitekim Pezeşkiyan’ın “Milli Uzlaşma” yürüyüşüne yaptığı katılma çağrısına pek çok kesimden insan kulak vermiştir. Tahran’daki yürüyüşçülerin sayısının 100-200 bin civarında olduğu söylenmektedir.  Bu miting çift yönlü bıçak gibidir; rejime yarayacak kitle desteği işlevi göreceği gibi zaten var olan krizde kutuplaşmayı tetikleyen iç çatışmalara da yol açabilir. 

Ayrıca mevcut halk hareketi, iktidar hedefine ulaşabilmek için eylem-mücadele planı yapacak merkezi bir önderlikten ve herkesçe kabul edilebilecek bir liderden mahrumdur. Dolayısıyla içeride veya dışarıda kızılca kıyamet kopmadıkça kazanma ve kaybetme ihtimali neredeyse birbirine denktir. 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU