ABD, yine İran'dan şu satılmışların yüzünden alacağını aldı!

Hasan Kanaatlı, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reuters

Özet

Bu makale, İran İslam Cumhuriyeti’nin bu günlerdeki dış politika yönelimini, ABD’nin özellikle Donald Trump döneminde izlediği stratejik yaklaşımla birlikte ele almakta ve bu sürecin Körfez ülkeleri üzerindeki etkilerini analiz etmektedir. Axios tarafından ortaya çıkarılan diplomatik temaslar, İran’ın sessiz bir şekilde geri adım attığını ve ABD’nin doğrudan rejim değişikliği yerine içeriden zayıflatma stratejisini benimsediğini göstermektedir. Bu yaklaşım, yalnızca Washington’un değil, aynı zamanda bölgedeki bazı Arap ülkelerinin de çıkarlarıyla örtüşmektedir.

1. Giriş

İran’ın dış politikasında son günlerde gözlemlenen değişim, bölgesel ve küresel düzeyde dikkat çekici bir dönüşüm sürecine işaret etmektedir. Özellikle ABD ile yaşanan gerilimlerde, geçmişteki agresif söylem ve eylemlerin yerini daha temkinli ve diplomatik bir yaklaşım almıştır. Bu dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biri, İranlı diplomat Abbas Arakçi ile Amerikalı yetkili Vyetkov arasında gerçekleştiği iddia edilen ve Axios tarafından kamuoyuna duyurulan gizli görüşmedir. Bu temas, İran’ın stratejik bir geri çekilme sürecine girdiğini ve ABD’nin, on binlerce satılmış hainleri kullanarak yapmış olduğu baskılarına karşı daha yumuşak bir direnç geliştirdiğini göstermektedir.

2. Trump Yönetiminin İran Stratejisi: Yıkım Değil, Evcilleştirme

Donald Trump yönetimi, İran’a yönelik politikalarında doğrudan rejim değişikliğini hedefleyen klasik müdahaleci yaklaşımlardan farklı bir yol izlemektedir. Trump’ın stratejisi, İran rejimini tamamen yıkmak yerine onu, içerideki satın aldığı on binlerce haini kullanarak, içeriden zayıflatmak ve etkisizleştirmek üzerine kuruludur. Bu yaklaşım, rejimin sembolik olarak varlığını sürdürmesine izin verirken, onun bölgesel etkisini ve askeri kapasitesini minimize etmeyi amaçlamaktadır.

Bu bağlamda, Trump’ın hedefi, “dişleri ve tırnakları sökülmüş” bir İran rejimi yaratmaktır. Böylece İran, ABD’nin bölgesel çıkarlarına tehdit oluşturmadan, kontrollü bir şekilde varlığını sürdürebilecektir. Bu strateji, aynı zamanda doğrudan askeri müdahale riskini azaltarak, daha az maliyetli ve daha sürdürülebilir bir baskı mekanizması sunmaktadır.

3. İran’ın Tepkisi: Rejimin Korunması İçin Zaman Kazanma ve Kademeli Geri Çekilme

İran’ın bu stratejiye karşı geliştirdiği yanıt, doğrudan çatışmadan kaçınarak zaman kazanma ve diplomatik manevralarla baskıyı hafifletme yönünde olmuştur. Füze denemeleri ve sert açıklamaların yerini, daha çok perde arkasında yürütülen temaslar ve sessiz geri adımlar almıştır. İran, bu süreçte ABD ile doğrudan çatışmaya girmektense, kademeli bir şekilde taleplere sessiz kalıp,  rejimin bekasını güvence altına alma çabasındadır.

Bu strateji, kısa vadede İran’a nefes alma alanı sağlasa da, uzun vadede rejimin bağımsız karar alma kapasitesini zayıflatma riski taşımaktadır. İran’ın bu süreçteki temel hedefi, rejimin varlığını korumak ve iç kamuoyunu kontrol altında tutmaktır.

4. Hamaney, Rejimin Yaşayan Bir Sistem olmasını gerçekleştirmek için gerekirse geçici tavizler vermek!

Trump yönetiminin İran’a yönelik stratejisinde dikkat çeken bir diğer unsur, dini lider Ayetullah Ali Hamaney’in devrilmesinin hedeflenmemesidir. Aksine, rejimin sembolik liderliğinin devam etmesi, ancak sürekli bir baskı altında tutulması, ABD’nin çıkarlarına daha uygun bir senaryo olarak değerlendirilmektedir. Bu yaklaşım, Hameney'in de yaşayan bir rejimin, “tamamen yıkılmış” bir rejimden daha öngörülebilir ve arzu edilir olduğu varsayımına dayanmaktadır.
 

5. Körfez Ülkelerinin Stratejik Hesapları

İran’ın zayıflatılması süreci, yalnızca ABD’nin değil, Körfez ülkelerinin de çıkarlarına hizmet etmektedir. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi ülkeler, İran’ın tamamen çökmesini değil, zayıf ve kontrol edilebilir bir aktör olarak kalmasını tercih etmektedir. Çünkü tamamen çökmüş bir İran, bölgesel istikrarsızlık yaratabilirken; etkisizleştirilmiş bir İran, hem tehdit oluşturmaz hem de gerektiğinde diplomatik olarak yönlendirilebilir.

Bu bağlamda, Körfez ülkeleri için ideal senaryo, İran’ın askeri ve ideolojik kapasitesinin törpülendiği, ancak rejimin varlığını sürdürdüğü bir denge durumudur.

Sonuç

İran’ın, içerideki satılmışları göz önünde tutarak, bu günlerde izlediği temkinli dış politika, ABD’nin içeriden zayıflatma stratejisiyle örtüşmektedir. Bu süreç, yalnızca İran’ın değil, tüm bölgenin jeopolitik dengelerini etkileme potansiyeline sahiptir. Satılmış Körfez ülkelerinin de bu stratejik dönüşümden memnuniyet duyduğu görülmektedir. Nihayetinde, İran’ın sessiz teslimiyeti, bölgesel güç dengelerinde yeni bir dönemin habercisi olabilir.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU