Kadayıf savaşları

Altan Tan, Independent Türkçe için yazdı

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın bir tanıtım gününde kadayıfla ilgili yaptığı konuşma ortalığı birbirine kattı.

Tabiri caizse, kadayıf savaşları başladı. Nasıl ki Urfa'lılarla Adıyamanlar arasında çiğ köfte savaşı, Urfa-Diyarbakır ve Antep arasında ciğer kebap savaşları varsa, bu sefer de Bingöl ile Diyarbakır arasında bir kadayıf savaşı başladı.

Yahu kıyamet koparken, Halep'te Şeyh Mahsud mahallesinde, Eşrefiye'de, SDG güçleriyle Suriye hükümeti arasında çatışmalar varken bu kadar önemli bir süreçten geçerken bu kadayıf savaşları da nereden çıktı demeyin.

Çünkü küçük oğlum Yusuf da beni böyle ikaz etti.

Baba bu kıyamet içerisinde sen bu kadayıf savaşından bahsedersen veya bu konuyu işlersen bu hafta zaten seni tırnak içinde çok seven var. Bir sürü Avrupa'da sağda solda şerefsiz fake hesap var.Yağıp yağdıracaklar sana. Oğlum dedim bak, 'Ben bu konularla ilgili çok konuştum. SDG'le ilgili, HTŞ'le ilgili, Türkiye Devleti'nin resmi politikalarıyla ilgili, AK Parti'yle, MHP'yle, DEM'le ilgili onlarca konuşmam var.

Üstelik Türkiye'de ve Suriye'de bu yeni süreçte nelerin yapılması gerektiğini neredeyse boğazım yırtılırcasına anlattım ama Ahmet Şara da, Türkiye'deki işte Milli İstihbarat Teşkilatı'nın başındaki İbrahim Kalın da, yıllardır bu işlerin içindeki Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da, AK Parti ve MHP Genel Başkanları da, Mazlum Kobani de, Salih Müslim de, bunların hepsi benden daha böyle önemli, bilgili, dikkatli, ilgili devlet adamları oldukları için söylediklerimin hiç birisini ciddiye almadılar.

Hiçbir şekilde benim görüşlerimi değerlendirmediler.

Demek ki bunlar her şeyi benden iyi biliyorlar.

Dolayısıyla benim tekrar topa girmemin, bu sırada müstakimde tekrar bir şeyler söylememin bir faydası yok.

Çünkü şu saate kadar bir faydası olmadı.

Bir de bu Halep çatışması da, Öbür kavgalar da, gürültüler de biter ama bu kültürel şehir savaşları bitmez.

Kuşaktan kuşağa aktarılır.

Öyle şeyler oldu ki işte Adıyamanlılar Urfaları dört bin yıllık çiğ köftesini çaldılar.

Urfalı Adıyamanlı arkadaşlarımın bulunduğu bir mecliste kendimi tutamadım.

Dedim Urfa'da hangi adamı Adıyamanlı'yı görürseniz sorgusuz sualsiz dövün.

Yahu olur mu ne yaptık dedi Adıyamanlılar.

Yahu daha ne yapasınız.

Adamların 4000 yıllık çiğ köftesini çaldınız.

Dedim hep beraber güldük.

Neyse.

Şimdi gelelim biz kendi savaşımıza.

Diyarbakır, Bingöl, kadayıf savaşlarına.

Bundan ilgili çok yazıldı, çizildi.

Sorumluluk kabul eden birçok arkadaş, birçok yazar bu konuda bildiklerini anlattılar ama ne hikmetse Diyarbakır'ın ticaret odası, diğer esnaf odası ve diğer siyasi kanaat önderlerinden bir ses seda çıkmadı.

Niye?

Bu yanlış ifadeyi Cumhurbaşkanı Yardımcısı kullandı diye.

Bir kelime söyleriz, eleştiririz bir şey olur da sonra ikbalimize zarar gelir dediler.

Bu işin aslı şu.

Evet, Diyarbakır şehir merkezinde Amed'de yani Suriçi dediğimiz eski Diyarbakır eyaletinin merkezi Amed şehrinde bu kadayıf işini yapan ve diğer fırıncılık işiyle uğraşan kişilerin neredeyse yüzde yüze yakını Bingöllüler ama hangi Bingöllüler işte işin en can alıcı noktası o.

Tabi bu dediğim benim çocukluğuma kadar olan dönemde yoksa bugün her taraftan insanlar bu işi yapabilir, öğrenebilir, eski tabirle tevessül edebilir.

1915 yılından önce Bingöl'ün Lothan köyünden daha sonraları Topal Hasan olarak bilinen, tanınan bir kişi, bir yetim ve öksüz çocuk, bir yakınının mektubuyla Diyarbakır'a geliyor.

O mektup, Diyarbakır'ın en köklü ailelerinden ve en etkili ailelerinden o tarihte Cemil Paşalara hitaben yazılmış.

Hemşerimiz Şeyhmus Diken de bu konuyla ilgili geçmiş yıllarda da, bu geçtiğimiz hafta da yine aydınlatıcı bilgiler verdi.

Ancak orada bir püf noktası var.

Çünkü ben Diyarbakır'daki bu bütün kadayıfçı, yani meşhur kadayıfçıları da çok yakinen tanıyorum. Bu mesele açıldıktan sonra tekrar onlarla da bir daha bir daha görüştüm.

Mesela İstanbul'da Diyar Burma'nın sahibi Salih Bey, Salih Altunhan, Diyarbakır'da kardeşi Murat Bey. Şehmuz Altuğ, değerli sevgili kardeşim, sağ olsun her misafirimiz geldiğinde hemen imdat dediğimiz vakit nefis, esas sade yağdan yapılmış orijinal cevizli Diyarbakır kadayıfı gönderiyor. Sevgilerimi sunuyorum kendisine buradan da.

Sıtkı Usta, Saim Usta, yani Diyarbakır'ın en eski kadayıfçıları...

Bunlardan da bilgilerimi tazeledim.

Evet, Topal Hasan'ın Bingöl'ün Lothan Köyü'nde.

Zaten bu saydıklarımın hepsi Lothanlı.

Yani tamamen Lothanlı.

Başka bir taraftan yok.

Yani bu işi Bingöl'de bilmiyorlar, fukara Bingöllüler nereden bilsin bu işleri?

O tarihte, 1915'ten önce Diyarbakır'a bir mektupla geliyor, bu çocuk yetimdir, öksüzdür, sahip olun deniliyor.

Bunun da bir sebebi var, yani bunu da çok az kimse biliyor, aileden öğrendim.

Topal Hasan'ın babası Muhammed'de Diyarbakır'da bir dönem bir tatlıcıda çalışmış.

Bu tatlıcı da, bu belki ilk olarak kayda giriyor, yine aileden aldığım bilgilerle, Şamlı Mustafa Serdar. Ama işte o tarihlerde Yemen Savaşı çıkıyor, Topal Hasan'ın babası Muhammed Yemen'e gidiyor ve bir daha da gelmiyor.İşte o tarihte Cemil Paşa ailesiyle o Bingöl'deki zatın mektubu yollayan kişinin nasıl bir ilişkisi var o kadar detay bilmiyoruz.

Ancak işte hemşerimiz Şeyhimiz Dike'nin verdiği bilgileri biraz tahsiye etmek istiyorum burada.

Esat Sezai Cebiloğlu'na gönderildiği söyleniyor.

Esat Sezai Cemiloğlu kim?

Veya bizim tabirimizle Esat Amca.

Esat Amca, Cemil Paşa'nın en büyük oğlu, Mustafa Cemil Paşa'nın oğlu.

1904 doğumlu Esat Amca.

Benim dedemden büyük, dedem 1907 doğumluydu.

Allah nasip etti hem babam hem dedem hem de ben en sonunda tırnak içinde onunla arkadaşlık yapma onuruna nail oldum.

Tabi arkadaşlık dediğim öyle, sizin bildiğiniz arkadaşlık değil.

Tashih edeyim, yanlış bir ifade olmasın.

Ben çocukluğumdan itibaren, üniversite yıllarımda da, çünkü Esat Amca 102 yıl yaşadı, 102 yaşında, Esat Amca'nın meclislerinde bulunma, sohbetlerinden istifade etme onuruna defalarca nail oldum.

Çok renkli bir kişilik. Yani keşke daha uzun uzun yazılsa. 1959 Tevkifatı'nda tutuklanan 50 Kürt'ten birisi. Yani biri vefat edince 49'luklar diye bilindiler. Zindanda vefat etti birisi.

Nusaybinli bir hemşerimiz.

Esat amca gençliğinde, yani ilk liseyi bitirdikten sonra İstanbul'da Fransa'ya gitmiş.

Fransa'da yüksek ziraat mühendisi olmuş.

63,5 kilo Avrupa orta siklet, boks şampiyonu olmuş, Türkiye'ye gelmiş.

Türkiye'de Boks Federasyonu'nu kurmuş.

Çok renkli bir kişi ve çok da yakışıklı birisi.

Yaşlılığına kadar işte, 102 yaşına kadar yaşadı.

Niye orada bir düzeltme yapıyorum Esat Amca'yı hem rahmetle iade ettim, hem de bu konuya girdim.

Bingöl'nün Lothan köyünden Diyarbakır'a gelen Topal Hasan'ın doğum tarihi 1895 imiş yani ailelerinin kayıtlarına göre.

Esat amca ise 1904 doğumlu.

Yani Esat amca Topal Hasan'dan 9 yaş daha küçük.

Topal Hasan'ın da 16-17 yaşında Diyarbakır'a geldiğini söylüyorlar, yani aile fertleri.

Dolayısıyla Esat Amca'nın bu aracılığı yapması bu şekilde mümkün değil.

Ama tabi Esat Amca'nın babası dahil Cemil Paşa'nın 11 oğlu vardı.

Esat Amca'nın abileri vardı, amca çocukları vardı, çok sayıda.

Yani Kadri Cemil Paşa, Ekrem Cemil Paşa, çok sayıda insan vardı. Bunlardan biri olabilir.

Evet, bu parantezi kapatalım ve devam edelim.

İşte o tarihten sonra hikayeyi genel olarak biliyorlar.

Akko, usta diye.

Artık Akko, Agop'un kısaltılmışı mıdır, yoksa başka bir ismin kısaltılmışı mıdır, yüzde yüz onu bilmiyorum, iddia etmeyeyim.

Onun yanında bu işi öğreniyor.

İşte bu Ermeni tehciri, Soykırımı, neyse o hadiseler olduktan sonra Akko Usta İstanbul'a gidiyor.

Sonra dükkanı Topal Hasan'a teslim ediyor, yıl sonunda gidip hesap veriyor, çok memnun kalıyor ve neticede Topal Hasan'a o dükkanı teslim ediyor.

Topal Hasan da kendi köyünden, tekrar söyleyelim, Bingöl'ün Lothan köyünden yakınlarını, akrabalarını dönem dönem Diyarbakır'a getiriyor ve 1961 yılında vefat ediyor.

1895-1961.

Onun yerini kendi oğlu Hacı Levent alıyor.

Diyarbakır'da tanımayan yoktur.

Hacı Levent büyük bir markadır.

Biraz evvel bahsettiğim İstanbul'daki diyar burmanın sahibi Salih Bey'in, Diyarbakır'da Murat Bey'in babaları.

Bunlar bu işi devralıyorlar ve ilk dükkanlarını 1955, 1956, 1957 yıllarında böyle birkaç yer değiştiriyorlar.

Diyarbakır merkezde açıyorlar.

Hacı Levent de 2002 yılında vefat ediyor, 2002 yılında.

Onun da doğum tarihi 1927 resmi.

Ama aile doğrusunun 25 olduğunu söylüyor.

Yani 1925-2002.

İşte bu dönemden sonra diğer bahsettiğim Sıtkı ustalar, Saim ustalar, Şeyhmuz Altuğ, yani aile babaları, büyükleri.

Bunlar bu sektörün içinde geliştikçe gelişiyorlar.

Şu an Diyarbakır Burma kadayıfı, tabii orijinali cevizli ve mangal üzerinde, köz üzerinde yapılan.

Bunu söylerken hemen bir anımı daha sizlerle paylaşayım.

Midyat'ta yaşayan halam, Allah rahmet etsin, Hasine halam, o da 1985'te vefat etti.

Bir Diyarbakır'a gelişinde Babam akşam eve gelince babama dedi ki, Bedi'yi dedi, bir gencin kafasının üzerinde küçük bir sini gördüm, nar gibi kızarmış bir şeyler vardı.

Ne bu?

Babam gülümsedi, dedi ki abla bu Diyarbakır kadayıfıdır, burmalı kadayıfıdır.

Hemen ertesi gün bir küçük sini tepsi yaptırdı, getirdi ablasına.

Tabi Midyat'ta yok bu, yani o tarihlerde.

Cevizli baklava var.

Yani rahmetli babaannemin annesi, büyük ninemiz Zehra Hanım, su böreği de açarmış, cevizli baklava da yaparmış.

Benim anneannem yine bu cevizli baklavaları, ev baklavalarını çok güzel yapardı.

İşte bunlar Diyarbakır'ın geçmiş kültürleri, bölgemizin şehir kültürü.

Ve bu kadayıfları da, mesela babamın yaptırdığı falan, kadayıfçı Hacı Ahmet Ağa.

O da bir idol, meşhur.

Peki kim bu Hacı Ahmet Ağa?

İşte o Hacı Ahmet Ağa da yine Bingöl'den gelip Diyarbakır'a yerleşen, Allah rahmet etsin bizim kuşak çok iyi tanır, Kenan Temiz halk müziği sanatçısı, Kenan Temiz'in dedesi.

Kenan Temiz'in babası Feyzi Temiz, Hacı Ahmet Ağa da Feyzi Temiz'in babası.

Onların da Diyarbakır Suriçi'nde Tek Kapı dediğimiz yerin karşısında Temiz Ekmek Fırını vardı.

Yani çok yakın dönemlere kadar da o fırın faaliyetteydi.

Hacı Ahmet Ağa da o ben çocukluğumda ilkokula giderken o dükkanın önünde mangal üzerinde pişirilen Melik Ahmet'le Balıkçılarbaşı arasında, Melik Ahmet'ten Balıkçılarbaşı'na doğru giderken sağ kolda.

Karşısında da Demirtaş Fırını var.

Selahattin Demirtaş'ın dedesinin.

İşte bunlar şehrimizin tarihi.

Dolayısıyla bu kadayıf işi ilk olarak Diyarbakırlı Ermenilerin yoğun olarak yaptıkları.

Çok sayıda Ermeni tatlıcı da varmış Diyarbakır'da.

Tabii biz onlara yetişmedik.

Bir de son bir şey söyleyeyim.

Bu kadayıf savaşları faslını noktalayayım.

Toprağı bol olsun.

Mıgırdıiç Margosyan abi.

Çok sevdiğim, saydığım bir abiyim.

Bir hemşerim, Diyarbakır aşığı, bana bir soru sordu bir gün bir sohbette, bana derken orada bulunan herkese.

Dedi ki, gençler dedi, biliyor musunuz Diyarbakır'ın en meşhur Ermeni kadayıfçısı kimdi?

Tabii onun kimdi diye sorduk, 40'lı yıllar veya 50'ye kadar.

Böyle birbirimize baktık.

Ve belki de Diyarbakır'la ilgili işte ender cevaplayamadığım sorulardan birisiydi.

İspirtocu Sarkis dedi.

Yani ispirto içtiği için.

İspirtocu Sarkis.

Onu da yad edelim burada.

Hadisenin, hikayenin doğrusu bu.

E tabii bir Cumhurbaşkanı Yardımcısının, bir dönem de Diyarbakır'dan milletvekili yapmış birisinin bu kadar büyük devlet işleri içerisinde iş politika, dış politika, ekonomi, siyasetle yoğrulurken bizim gibi böyle işte ufak tefek mi diyelim, başka bir şey mi diyelim fazla da ironi yapmak istemiyorum, işlerle uğraşmasını beklemek herhalde mümkün değil.

İnşallah bundan sonra böyle birkaç saniye boş bir zaman bulursa Sayın Cevdet Bey de biraz kendi bölgesiyle, memleketiyle, Diyarbakir'le, Bingöl'le bilgi sahibi olsun.

Kadayıf Diyarbakir'in. En büyük ustalar, Ermeni ustalar. Ondan sonra saydığım zatlar, hepsini rahmetle yad ediyoruz.


*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU