Nicolas Maduro'nun ele geçirilmesi küresel düzeni nasıl altüst edecek?

Birleşik Devletler'in pervasız eylemleri, dünyanın dört bir yanındaki otokratları yönetimlere el koyma yönünde cesaretlendirecek ve Küba, Amerika'nın hızla genişleyen etki alanının dönüştüreceği bir sonraki ülke olabilir

(Reuters)

ABD'nin Venezuela'ya, daha doğrusu Trump yönetiminin Devlet Başkanı Nicolas Maduro'ya karşı tek taraflı hamlesinin nasıl değerlendirileceği, tamamen bundan sonra olacaklara bağlı. Maduro ve eşini canlı ele geçirmek ve yalnızca askeri ve bağlantılı tesisleri hedef almak bakımından operasyon ne kadar temiz görünürse görünsün, Donald Trump'ın başkanlığının kaderini değilse de mirasını ve itibarını belirleyecek şey, sonrasında Venezuela'da ve ötesinde yaşanacaklar.

Venezuela'da yeni hükümet sorun çıkmadan kurulabilirse, iktidar kurumları sağlam kalırsa, (yeterince) özgür ve adil sayılabilecek yeni seçimler yapılırsa, Maduro destekçileri ve onun iktidarından çıkar sağlayanların muhtemel tepkisi kontrol altına alınabilirse ve Haiti'yi andıran bir çete kaosunun önüne geçilebilirse, Trump zafer ilan edebilecek ve bölgedeki zarar verici yansımalar sınırlı kalacak.

Bu zor bir görev ama imkansız olmayabilir. Trump, muhtemelen kendi arka bahçesi diyeceği bir alanda ABD'nin nüfuzunu pekiştiren, güncellenmiş bir Monroe Doktrini izlemekle övünüyor; gerçekteyse bu, Batı Yarımküre'de kuzeyden güneye uzanan devasa bir etki alanı anlamına geliyor. Bu, Trump'ın gözünü diktiği iki ülkeye, Grönland ve Panama'ya da uyarı gönderecek. Trump ABD'sinin kendi güvenlik bölgesi olarak gördüğü coğrafyada düşman (özellikle Çin) parası ve etkisinin büyümesine izin verilmemesi yönündeki uyarılarında ne kadar ciddi olduğunu gösterecek.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Öte yandan Venezuela'da iktidar sorunsuz bir şekilde devredilmezse ve yönetim aygıtının başının kesilmesinin sonucu az ya da çok kaos olursa Trump çok savunmasız görünecek; Irak ve diğer savaşların başarısızlığıyla ilgili bizzat yaptığı imalar dönüp kendisini vuracak. Cumhuriyetçiler bu yılki ara seçimlerde yenilgiye uğrayabilir, Trump topal ördek bir başkan haline gelebilir ve Nobel Barış Ödülü umutları da suya düşebilir.

Ancak en iyi (ya da en azından en barışçıl ve en kontrollü) sonuçla bile, ABD'nin bu pervasız ve her açıdan yasadışı görünen güç kullanımının daha geniş çaplı etkileri olacağı kesin. Birbirinden epey farklı en az iki yansıması öngörülebilir.

İlki bariz görünebilir ama yine de önemli ve küresel ölçekte oyunun kurallarını değiştirme potansiyeline sahip. ABD, kendi ulusal güvenliği açısından meşrulaştırdığı bir gerekçeyle egemen bir ülkeye karşı bu tür tek taraflı bir eylemde bulunabiliyorsa, kaç ülke lideri neden aynı şeyi onların da yapmaması gerektiğini kendine sormaya meyledecek?

Rusya, Ukrayna'yı istilasının veya Kırım'ı ilhakının neden kınandığını sorgulayabilir. İsrail, Gazze'nin büyük bir kısmını yerle bir etmesinin ilave gerekçelerini öne sürebilir. Çin'in Tayvan'ı ele geçirme girişimi gerçekçi olmayabilir ve farklı bir ölçekte değerlendirilebilir ancak ilkesel açıdan ne kadar farklı? Trump'ın Venezuela'ya baskını ışığında, Çin'in Sincan ya da Tibet üzerindeki hakimiyeti biraz daha farklı görünmez mi? Ve kaç Afrika ülkesi, işbirliği yapmayan bir komşuda rejim değişikliğini dayatmaya çalışmayı meşrulaştırmak için bu fırsatı değerlendirebilir?
 


Dünyanın en zengin ve en güçlü ülkesi ABD'nin verdiği mesaj şöyle anlaşılıyor: Güvenlik, ekonomi veya hammadde ortamını kendi lehinize yeniden şekillendirme imkanınız varsa, hiç durmayın yapın. Yasal ilkelere, etiğe ve hatta ulusal egemenliğe dayanan her tür uluslararası düzenleme, gerçekten çöpe atılmasa bile en azından sorgulamaya açılıyor.

Bu, Trump'ın Venezuela'daki eyleminin büyük resimdeki sonucu ve ABD Başkanı George Bush'un 1989'da Panama'nın de facto lideri Manuel Noriega'yı kaçırmasından çok daha büyük ölçekli. Ancak daha küçük, bölgesel bir resim de var. Venezuela'da zorla gerçekleştirilen rejim değişikliğinin, bölgeyi şimdiye kadar kimsenin hayal edemediği kadar hızlı bir şekilde daha da dönüştürebileceği bir yol var.

Venezuela, Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra Küba'nın ekonomik desteği kaybetmesini atlatmasına yardım eden çok az ülkeden biri oldu; Rusya bu desteği hiçbir zaman tam anlamıyla ikame etmedi. Bunun karşılığında da Küba, füze konuşlandırılmasıyla yaşanan açmazın süper güçler arasında bir savaşı tetiklemeye ramak kaldığı ve dünyanın nefesini tuttuğu dönemde SSCB için taşıdığı stratejik önemi hiçbir zaman Rusya için taşımadı.

Soğuk Savaş sonrası Küba'ya ilk adımları atan ABD Başkanı Obama, 2016'da ilişkileri normalleştirdi ve iki yıl sonra ilk başkanlık ziyaretini gerçekleştirdi. Bu yakınlaşma, yabancı yatırımcıların ilgisinde patlamaya yol açtı ve Kübalılar arasında daha iyi bir yaşam sürme umutlarını yeşertti. Ancak Trump ilk dönemindeki ilk icraatlarından birinde, yeni yatırımları durdurup altyapı projelerini yarıda bırakarak Kübalıları son derece sınırlı olan kendi kaynaklarına geri döndürdüğünde ve yakıtta büyük ölçüde Venezuela'ya bağımlı hale getirdiğine bu umutlar bir anda suya düştü.

2020'de ülkeye yaptığım ziyarette bu etkiler her yerde hissediliyordu: Sınırlı sayıdaki özel girişimler durgunluk içindeydi; toplu taşıma durma noktasına gelmiş, yerelde yerini at arabaları almıştı. Temel ihtiyaç maddeleri karneye bağlanmıştı ve Sovyet tarzı kuyruklar her yerdeydi.

Geçen ay itibarıyla Meksika, Venezuela'nın Küba'ya sağladığı ve ABD tarafından engellenen petrolün bir kısmını ikame ediyordu ancak ABD, Meksika'ya durması için uyguladığı baskıyı artırdığından bu durumun uzun sürmesi olası görünmüyor.

Geriye dönüp bakınca Trump'ın işe, Venezuela'da rejim değişikliğini dayatmak yerine Küba'da barışçıl bir değişimi teşvik etmekle başlamasını dilemek kolay. Sonuç, Maduro'nun devrilmesiyle çıkan "güçlü olan haklıdır" imalarının hiçbirini içermeyen, herkes için daha hoşgörülü bir güvenlik ortamı olabilirdi. Ne yazık ki bunun için artık çok geç ve Donald Trump'ın tarzı bu değil.



independent.co.uk/independentpremium

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

Bu makale kaynağından aslına sadık kalınarak çevrilmiştir. İfade edilen görüşler Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU