Trump dünyanın yeni haritasını çiziyor

Dr. Osman Gazi Kandemir, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reuters

Her sabah uyanıyoruz ve "Trump bugün ne yapacak?" diye soruyoruz. Panama Kanalı'nı geri almaktan bahsediyor. Grönland'ı satın almak istiyor. NATO müttefiklerine fatura kesiyor. Ukrayna'da barış pazarlığı yapıyor, Gazze'de "Riviera" projesi açıklıyor. ABD Başkanı'nın her hamlesi dünyayı ayağa kaldırıyor. Peki Trump aslında ne yapmaya çalışıyor?

Amerika'yı Yeniden İnşa Etmek

Trump'ın ikinci döneminde yaptıklarına baktığımızda çok net bir hedef görüyoruz: Amerika'yı dünyayı yönetmeye çalışan bir küresel polis gücü olmaktan çıkarıp, kendi coğrafyasında kimsenin meydan okuyamayacağı bir "Batı Yarımküre imparatorluğu" haline getirmek. Bu sadece Trump'ın kişisel bir hevesi değil. Amerikan siyasetinde uzun süredir biriken bir hayal kırıklığının sonucu.

İkinci Dünya Savaşı'ndan beri Amerika, kendini dünyanın "organize edicisi" olarak gördü. Her yerde demokrasi yaymaya, her çatışmaya müdahale etmeye çalıştı. Ama bu politika Amerikalılara ne kazandırdı? Afganistan'da, Irak'ta, Suriye'de harcanan trilyonlarca dolar. Kapanan fabrikalar, işsiz kalan orta sınıf. Çin'e karşı kaybedilen ekonomik rekabet. 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinde bu değişim açıkça ifade ediliyor: Artık ideolojik değil, "ulusal hayatta kalma meselesi" bu.

Ekonomi Dış Politikanın Ta Kendisi

Trump yönetiminde dış politika ile ekonomi politikası arasındaki çizgi tamamen silindi. Eskiden Amerika "serbest ticaret" diyordu, şimdi "gümrük vergisi" diyor. Çin'e yüzde 20, Meksika ve Kanada'ya yüzde 25, Avrupa'nın çelik ürünlerine yüzde 50 vergi geliyor. Bu vergiler Amerikan ailelerine yılda 1400 dolar ekstra maliyet getirecek ama Trump bunu "Amerikan sanayisinin yeniden doğuşu" için ödenmesi gereken bedel olarak görüyor.

Trump'a göre geçmiş dönemlerdeki serbest ticaret anlaşmaları "yanlış bahisler"di. Amerikan orta sınıfını fakirleştirdiler, fabrikaları kapattılar. Şimdi hedef, ticaret açıklarını kapatmak ve kritik tedarik zincirlerini yeniden Amerika'ya ve yakın coğrafyalara taşımak. Buna "nearshoring" diyorlar - yani üretimi uzak Asya'dan çekip Meksika, Kanada gibi komşu ülkelere getirmek.

Müttefiklerle ilişkiler de artık kar-zarar hesabına göre yürüyor. NATO zirvesinde Avrupa ülkeleri, 2035'e kadar savunma harcamalarını GSYİH'lerinin yüzde 5'ine çıkarmayı kabul etmek zorunda kaldı. Bu hedefi tutturmayanlara ticari yaptırım tehdidi geliyor. Mesaj açık: Artık "müttefik" değil, "müşteri" statüsündesiniz. Trump'ın "Tariff Man" lakabını gururla taşıması bundandır - gümrük vergileri artık hem ekonomik hem diplomatik silahtır.

Monroe Doktrini'nin Rövanşı

Trump'ın stratejisinin belki de en çarpıcı yanı, Amerikan gücünü Doğu Avrupa ve Uzakdoğu'dan çekip doğrudan Latin Amerika'ya yönlendirmesi. Buna yeni bir isim bile bulmuşlar: "Donroe Doktrini". 19. yüzyılın Monroe Doktrini'nin çok daha agresif bir versiyonu bu.

1823'te Başkan James Monroe, Avrupa güçlerine "Amerika kıtasına karışmayın" demişti. Şimdi Trump aynı mesajı Çin ve Rusya'ya veriyor ama bu sefer sadece diplomasi değil, gerçek güç kullanımı da masada. Panama Kanalı üzerindeki kontrolü pekiştirmek, Meksika'daki uyuşturucu kartelleriyle mücadele için gerekirse tek taraflı füze saldırıları düzenlemek, Latin Amerika'da Çin ve Rusya nüfuzunu tamamen engellemek...

Trump için dünya değil, kendi bahçesi önemli. Uzaktaki savaşlardan çekilip, yakınını kontrol etmek istiyor. Ukrayna'nın kaderi Meksika sınırındaki göç krizinden daha aşağıda. Güney Çin Denizi'ndeki adacıklar Panama Kanalı'ndan daha az önemli.

Pazarlık Masasının Yeni Kuralları

Trump'ın diplomasi anlayışı da tamamen farklı. Klasik diplomatların yıllarca çözemediği sorunları, doğrudan liderlerle yapılan pazarlıklarla ve ekonomik teşvik-tehdit mekanizmalarıyla çözmeye çalışıyor.

Ukrayna için masada 20 maddelik bir plan var. Rusya-Ukrayna savaşını donduracak, Ukrayna'ya 15 yıllık güvenlik garantisi verecek ama karşılığında Ukrayna'nın doğal kaynaklarının gelirlerinin yarısını ABD yönetecek.

Gazze için de 20 maddelik bir "Riviera" planı açıkladı. Bir Amerikan generali komutasında çok uluslu bir güç konuşlanacak. Trump bunları "sorun çözücü iş adamı" imajını güçlendirmek için kullanıyor ama her iki bölgede de ABD'yi "kalıcı denetçi" konumuna getiriyor.

Devletin Politikası mı, Trump'ın Politikası mı?

Burası önemli bir soru: Bunlar sadece Trump'ın kişisel tercihleri mi yoksa Amerikan devletinin uzun vadeli stratejisi mi? Cevap: Her ikisi de.

Trump, Amerika'nın Ortadoğu ve Avrupa'daki yükünden kurtulup kendi coğrafyasına odaklanması gerektiği fikrinin sembol ismi ama bu fikir ondan önce de vardı. Obama da "pivot to Asia" derken benzer bir şey demişti. Biden da Afganistan'dan çekildi. Ama Trump bunu çok daha radikal ve hızlı yapıyor.

Fark şu: Önceki yönetimler bunu "yumuşak geçiş" olarak sundu, Trump ise doğrudan kopuş yapıyor. DSÖ'den çıkıyor, Paris İklim Anlaşması'ndan çekiliyor, NATO'ya fatura kesiyor. Trump, Amerikan elitlerinin uzun süredir düşündüğü ama cesaret edemediği hamleleri yapıyor.

Yeni Dünya Düzeni: Parçalanmış Bir Yapı

Peki Trump nasıl bir dünya düzeni istiyor? 1945 sonrası kurulan "kurallara dayalı düzen"in tam tersi bir şey: Büyük güçlerin kendi nüfuz alanlarını yönettiği, ideolojik savaşların değil ulusal çıkarların ve pazarlıkların belirleyici olduğu bir dünya.

Bu düzende Amerika Batı Yarımküre'ye hâkim, Rusya kendi bölgesinde söz sahibi, Çin Asya'da güçlü. Herkes kendi bahçesine bakar, karşılıklı ticaret yapar ama kimse başkasının içişlerine karışmaz.

Bu Gerçekleşebilir mi?

İşte kritik soru bu. Trump'ın planının önünde ciddi engeller var. Amerika doları ve gümrük vergilerini silah olarak kullandıkça, BRICS ülkeleri kendi ödeme sistemlerini kuruyor. Rusya, Çin, Hindistan, İran, "BRICS Pay" gibi alternatif sistemlerle dolara bağımlılıktan kurtulmaya çalışıyor. Küresel finans sistemi ikiye bölünüyor.

Son yıllarda İran ve Rusya petrol satışlarında dolardan uzaklaştı, Çin yuan'ı yaygınlaştırıyor. SWIFT sistemine alternatif kanallar gelişiyor. Trump ne kadar sert davranırsa, "de-dolarizasyon" hareketi o kadar hızlanıyor.

Ayrıca Avrupa ve Asya müttefiklerini "müşteri" muamelesi yaparak uzaklaştırmak, uzun vadede Amerika'nın izolasyonuna yol açabilir. İngiltere bir zamanlar "görkemli yalnızlık" politikası izlemişti, sonunda bu politikayı terk etmek zorunda kaldı.

Bir de şu var: Trump'ın işlemsel diplomasisi kısa vadede sonuç verebilir ama uzun vadeli istikrar sağlayabilir mi? Ukrayna'ya "doğal kaynaklarınızın yarısını verin" demek, gelecekte başka ülkelerin güvenini nasıl etkiler?

Sonuç olarak Trump'ın politikaları sadece onun kişiliğinden kaynaklanmıyor, Amerikan siyasetinde derin bir değişimin göstergesi. 1945 sonrası dünya düzeni geri dönülmez şekilde değişti. Ancak Trump'ın aradığı yeni düzenin işleyip işlemeyeceğini hem Amerika'nın finansal gücünü koruma kapasitesi hem de rakiplerinin karşı hamleleri belirleyecek. Önümüzdeki yıllarda dünya çok daha öngörülemez, parçalı ve rekabetçi bir yer olacak. Bu yüzden her sabah "Trump bugün ne yapacak?" diye uyanmaya devam edeceğiz.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU