Geçtiğimiz haftanın gündemine İran'daki ve Venezuela'daki olaylar damgasını bulduk.
Evvelsi gün Venezuela Devlet Başkanı Maduro evinde yakalanarak, derdest edilerek bir darbe deyin, baskın deyin, adına ne derseniz deyin bir şekilde yakalanarak Amerika'ya götürürdü.
Lehte ve alehte onlarca, yüzlerce yorum, konuşma, yazı var. Yani bir kısmı Amerika'yı haydutlukla suçluyor, sömürgecilikle suçluyor, emperyalistlikle suçluyor. İran'da da aynı şeyler söz konusu.
Ama yine geçtiğimiz hafta çok önemli bir çıkış oldu İran'dan. İran Cumhurbaşkanı Pezeşkian çıktı dedi ki bu işlerin hepsinden Amerika sorumlu değil. Bizim de ciddi hatalarımız var, yanlışlarımız var. Biz ülkemizi iyi yönetemedik, iyi yönetemiyoruz. Bu itiraf çok önemli. Çünkü bütün bir İslam dünyasında, hatta sadece İslam dünyasında değil, Latin Amerika'da, Hindistan'da, Vietnam'da, dünyanın neresine giderseniz gidin, özellikle Afrika'da bir Batı karşıtlığı, ABD karşıtlığı, Haçlı karşıtlığı İslam ülkelerinde birkaç yüzyıldır tartışılıyor. Ve ne kadar olumsuz şey varsa bu coğrafyalarda, bunların hepsi emperyalistlere, Batı dünyasına, Amerika'ya fatura ediliyor.
Peki bu yanlış mı? Hayır. Tabii ki doğru.
Yani Batı'nın ne kadar emperyalist olduğu, ne kadar gaddar olduğu, sözde o modern, medeni tırnak içinde. Dünyanın dışa dönük yüzünün kendinden farklı olanlara, kendinin dışında olan çevrelere karşı ne kadar zalim olduğunu, insafsız olduğunu bilmeyen yok. Bu aslında artık tartışılmıyor da. Mesela ben Latin Amerika'yı da gördüm. Küba'yı, Peru'yu, Venezuela'yı kısmen çok az. Orta Asya'ya da gittim, Rusya'ya da gittim, Afrika'nın da kuzeyini gördüm. Ortadoğu'yu neredeyse 1-2 devlet hariç hemen hemen hepsini gördüm, defalarca gittim. Yani Batı'nın, topyekûn Batı medeniyetinin, o kendi içindeki işte akla dayalı, pozitif, medeni, modern ne derseniz değil, hatta tırnak içinde insancıl demokrat yüzünün bu diğer bölgelerde ne kadar vahşi, ne kadar zalim, ne kadar insafsız olduğunu gözlerimle de gördüm. Burada bir ihtilaf yok.
İsterseniz Kızılderililerin tarihine gidin, isterseniz Afrika'nın tarihine gidin, isterseniz Ortadoğu'nun Osmanlı döneminde, Osmanlı sonrası nasıl paramparça edildiğini, Arapların ne kadar perişan bir hale düşürüldüklerini ortaya koyun. Konuşacağınız sayfalar dolusu, ciltler dolusu, kitaplar dolusu mevzu... Burada bir ihtilaf yok. Peki sorun nerede?
Çok meşhur bir tabir var ya, bizim çocuk hikayesi. Yani bütün mahalleli tırnak içinde namussuz ama işte bizim çocuk ne yapsın, bizim çocuğu da bunlar düşürdüler, bizim çocuk da bunlar yüzünden kötü yola düştü hikayesi var. İşte İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan çıktı ilk olarak belki de en yüksek ağzından bir öz eleştiriyi yaptı. Tamam, Batı böyle. E peki biz nasıl? Yani biz derken Türk'üyle, Kürd'üyle, Arab'ıyla, hatta hatta Hindusuyla, Budistiyle, tüm bir halklar. Bizde hiç suç yok. Bir Gandhi mesela Hindistan parçaladı kendini. Dedi ki bakın bu Hindistan, Pakistan diye, Bangladeş diye bölüyorlar. Müslüman, Hindu diye bölüyorlar. Yani önce Hindistan-Pakistan diye böldüler. Sonra Pakistan ile Bangladeş'i birbirinden ayırdılar. Zaten aralarında 3000 km'ye yakın bir mesafe vardı.
İngilizler bir devlet kurdular. Nasıl yöneteceksiniz? Nasıl gidip geleceksiniz? Mümkün değil. Gandhi kendini paraladı, parçaladı. Yapmayın, etmeyin. Büyük bir Hindistan kuralım. birlikte yaşayalım dedi, ne Hindu milliyetçileri ne de o dönemdeki sözde Muhammed Ali Cinnah'ın başını çektiği İslamcılar tırnak içinde buna kulak astılar. Sonuç ortada. Perişan bir Pakistan, perişan bir Bangladeş ve o perişanlıktan henüz yeni yeni ayağa kalkmaya çalışan bir Hindistan.
Biz bir öz eleştiri yapmadıkça bütün bu halklar, bütün bu sömürülen, ezilen, zulme uğrayan halklar bir öz eleştiri yapmadığımız müddetçe sadece Batı karşılıklılığıyla Batı tarihinin, Batılıların, İspanyolların, Amerikalıların, İngilizlerin, Almanların ne kadar zalim, Fransızların Afrika'da nasıl insafsız, ne kadar insafsız olduklarını anlatmak bu ömür gidecek. İşte bir laf var bizde dediler ki Leyla'yın ömrü laklakla geçer. Yahu laklakı bırak da bir şeylere bak. Ne olacak? Bu labirentin içinde, bu batağın içinde nasıl çıkılacak?
Gelelim İran'a. Ben İran'a 1994 yılı yanılmıyorsam 93'ün sonu 94'ün başı olabilir şu an birden tam tarih aklıma gelmedi. Bir grup arkadaşla gittim İran Devleti o zaman Türkiye Yazarlar Birliği'ni resmi olarak davet etti. İşte Mehmet Doğan'ın başkanlığını Allah rahmet eylesin Urfalı bizim ağabeyimiz Akif İnan dahil, Ali Bulaç dahil, Cevat Özka'ya dahil 23-24 arkadaş İran'a gittik. Kürt bölgesi hariç diğer bütün bölgeleri gezdik. Yani Tebriz, Tahran, Şiraz, İsfahan, hatta hatta Meşet yani Afganistan sınırındaki Meşet'e kadar uçakla götürüldük, gezdirildik.
E tabi herkes kendine göre bir gözlemde bulundu. Ben de o zaman daha çok böyle ekonomik sorular sordum. Yani ithalat sistemi nasıl, ihracat sistemi nasıl, mekanizma nasıl işliyor? Ve orada Süleyman Demirel'in 1960'tan sonra yani 1964'ta biliyorsunuz ilk Süleyman Demirel hükümete girdi, 1965'te başbakan oldu. Önce başbakan yardımcısı, sonra başbakan. O karma ekonomik sistemin en kötü yanlarını gördü. Ve şunu söyledim arkadaşlara, bakın dedim siz de ki bu işte rüşvet, hırsızlık, kayırma çünkü ciddi bir böyle delikodu demeyelim de çünkü bunların çoğu gerçek bir kamuoyu vardı. Böyle bir kamuoyu vardı. O tarihte bile mollalara karşı bir antipati vardı. Hatta bizim işte Şiras Havaalanında uçak beklerken sakallı o zaman işte İranlılara benzeyen bir arkadaşımız vardı. Uzaktan gelince yanımda da Azeri Türkleri vardı. Dediler ki bu kim? Dedim ki valla işte bu da bizim mollamız. Bizim başımız bu. Sakın koma! Böyle biz hala gülerek 30 seneyi geçti bu fıkrayla yani fıkra dediğim gerçek aslında. Arkadaşla takılıyoruz.
Bu sistem yani o dönemdeki sistemi görünce dedim ki ne zaman olsa bu İran'ın bir geleceği. İşte üzerinden 30 küsür sene geçti. Tabii büyük hayallerle başladı İran. Devrimcilik bize soldan miras. Yani illa bir şeyleri devireceğiz. Böyle geçiş yok, solda da yok. Bizim İslamcılar da bunu aldılar. İran İslam değil. Milyonlar sokaklara dökülecek. Bir anda rejim yıkılacak, atışılacak. Hükümet konaklarına, kışlalara millet yürüyecek. Yeni bir iktidar kurulacak ve eski ne varsa çöpe atılacak ve yeniden bir düzen inşa edilecek. Büyük bir hayal.
İran devrimi, işte biliyorsunuz o süreç biraz sürdü ve en son İmam Humeyni Paris'ten bir Fransız uçağıyla Tahran havaalanına indi. O tarihte söylenene göre 3 milyon, 4 milyon, 5 milyon diyen rakamlar sayan yok zaten. Kişi onu havaalanında karşıladı ve uçaktan gayet sakin, soğukkanlı bir şekilde inişi var. Ve çıldırmış milyonlar. Sevinçten, coşkudan...
Biz işte o tarihte üniversite öğrencisiydik 1979. Nusaybin'li. Nusaybin'in Gurine köyünden bir arkadaşımız psikolojik olarak müthiş etkilendi. Bir anda şuurunu kaybetti ve ne kadar bildiği Kürtçe kaside varsa okumaya başladı. Sabaha kadar kimseyi tanımadı. Gülücükler suratında. Böyle anlamsız bir gülümseme ve bildiği bütün Kürtçe kasideleri tekrar tekrar söyleme. Bir coşku, bir cezbe. İşte maalesef o cezbe hali çok çabuk dağıldı.
Yani İran bütün Müslümanları kucaklayacak, Sünnisiyle, Şiili, hatta Şiilerle Sünniler arasındaki bin küsur yıllık mesafeyi kapatacak, bütünleştirecek, kaynaştıracak bir yeni model, bir devlet, bir sistem kuracağına ne yazık ki en iyi ihtimalle, en iyi gözlemle kapitalizme yeşil sarıp sarmaya çalışacak. Ve bugün gelinen noktada eğitim, sağlık, milli gelir, asgari ücret, sebze meyve fiyatları, konut, barınma yani hangi parametre ya hangi kriteri alırsanız alın ciddi sıkıntı içerisinde. Milyonlarca varil petrol satıyor. Maalesef içeride adil bir düzen kuramadı. Etnik olarak Kürtlere, Belücülere, Azerilere İslam'ın verdiği hakları tanıyamadı ve Şii taassubundan da çıkamadı. Bütün Ortadoğu'yu da İslam dünyasını da Şiilik üzerinden okudu. Suriye de zalim Esed rejimine destek verdi. Irak da yine mezhepçilik yaptı. Yemen de yaptı. İşte gelinen nokta maalesef bir siyasal iflas.
Şimdi Amerika şöyle yaptı, İngiltere böyle yaptı. Halbuki İran'ın her zaman Rusya'yla, Almanya'yla ve Çin'le ilişkileri iyi oldu. Bu kadar para nereye gitti? Bu kadar kayıp, kaçak niye oldu? Niye ülkede konut sorunu, sağlık sorunu, eğitim sorunu çözülemedi? İşte Pezeşkiyan'ın, İran Cumhurbaşkanı'nın bu itirafı çok önemli. Aynı şey Venezuela için de geçerli. Amerika haydut, Amerika şu, Amerika bu. Bunu anlatmayın bunu herkes biliyor zaten.
Peki Chavez ve Maduro ne yaptı? Şu an dünyanın bilinen en büyük petrol rezervine Venezuela sah. 300 milyar varil tespit edilmiş Şuayt'ten, Suudi Arabistan'dan, Katar'dan fazla yüksek birkaç katı petrol rezervi. Ben Venezuela havaalanını, yani Karakas havaalanını gördüğüm vakit hayretler içinde kaldım. Hani biraz belki abartı olacak, hani kasaba havaalanı diyeceğim, diyeceksiniz ki yahu kasabalarda havaalanı mı var? Yok ama işte edebiyattan mübalağa sanatı, yahu kasaba havaalanlarından beter bir havaalanı bu kadar zenginliğin içinde. Küba yine öyle. İşte eşimle beraber gittik geçen sene. Perişan bir halde.
Efendim ambargo var, şu var, bu var. Ya bir sefer bir Çin var. İstediğiniz her şeyi temin edebileceğiniz bir blok var. E peki niye yapamıyorsunuz bunu? Yani Havana sokaklarındaki çöpü de Amerikalılar mı gelip toplamanıza engel oluyor? Onun için maalesef bütün bir İslam dünyası, bütün bir Latin Amerika, bütün bir Orta Asya, Uzak Doğu... Kim şikayet ediyorsa, İran ve Venezuela başta gündemde olduğu için artık iğneyi kendimize batırma zamanı.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish