Hint Okyanusu’ndan Avrasya’ya: Hindistan dış politikasında uzun ve sessiz bir arayış

Dr. Ümit Alperen, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AP

Hindistan’ın Aralık ayında verdiği ikinci diplomatik fotoğraf, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Yeni Delhi ziyaretinin ardından, Başbakan Narendra Modi’nin 15-18 Aralık’ta Ürdün, Umman ve Etiyopya’yı kapsayan turuydu. Bu iki gelişme, ayrı ayrı okunduğunda eksik, birlikte okunduğunda ise son derece anlamlı. Çünkü her ikisi de Hindistan’ın Hint Okyanusu merkezli yeni jeopolitik tahayyülünün ve stratejik otonomi arayışının farklı yüzlerini temsil ediyor.

Bu diplomatik çabaların merkezinde ise, bir önceki yazımızda da bahsettiğimiz, giderek daha sık dile getirilen bir kavram yer alıyor: stratejik otonomi. Hindistan, ne Batı’nın Çin karşıtı sert blok siyasetinin tam parçası olmak istiyor ne de Rusya–Çin yakınlaşmasının yarattığı Avrasya denkleminde edilgen bir konuma düşmeyi göze alıyor. Yeni Delhi’nin son hamleleri, bu ikilem içinde denge, esneklik ve zaman kazanma arayışının öne çıktığını düşündürüyor.

Hint Okyanusu: Hindistan’ın Asıl Güvenlik Alanı

Hindistan için jeopolitik tehdit algısı artık yalnızca Himalayalarla sınırlı değil. Asıl kırılganlık, deniz ticaret yollarının geçtiği Hint Okyanusu’nda ortaya çıkıyor. Enerji ithalatının büyük bölümü, ihracatın neredeyse tamamı ve dijital altyapının omurgası bu deniz yollarına bağlı. Çin’in son on yılda Pakistan’ın Gwadar Limanı’ndan Sri Lanka’nın Hambantota Limanı’na, Cibuti’den Afrika Boynuzu’na uzanan hamleleri, Hindistan’ı kara merkezli bir güvenlik anlayışından deniz merkezli bir stratejiye zorladı.

Bunun temel nedeni yalnızca Çin’in artan deniz varlığı değil. Küresel ticaretin, enerji arzının ve tedarik zincirlerinin kırılganlığı, Hint Okyanusu’nu Hindistan için ekonomik olduğu kadar siyasi bir güvenlik meselesine dönüştürüyor. Kızıldeniz’de yaşanan son krizler, Süveyş hattındaki kesintiler ve Afrika Boynuzu’ndaki istikrarsızlık, bu kırılganlığı daha da görünür hâle getirdi.

Bu bağlamda Modi’nin uzun bir aradan sonra Umman ve Etiyopya’yı kapsayan ziyareti, yalnızca ikili ilişkileri güçlendirme çabası olarak değil, Hint Okyanusu güvenliğini çevreleyen jeopolitik kuşağı tahkim etme arayışı olarak da okunabilir. Umman, Hint Okyanusu’nu Basra Körfezi ve Kızıldeniz’e bağlayan jeopolitik bir kapı. Deniz geçişleri ve enerji güvenliği açısından hayati önemde. Hindistan burada askeri üs kurma iddiasıyla değil; erişim, lojistik ve kriz anlarında manevra kabiliyeti kazanma hedefiyle bulunuyor. 

Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu: Yeni Kırılma Hattı

Etiyopya ziyareti ise Hint Okyanusu güvenliğinin Kızıldeniz’e uzanan ayağını tamamlıyor. Bugün Süveyş–Babülmendep hattında yaşanacak herhangi bir kesinti, Hindistan ekonomisi için doğrudan bir şok anlamına gelir. Yeni Delhi bu nedenle Afrika Boynuzu’nu artık “uzak bir coğrafya” değil, yakın bir güvenlik halkası olarak görüyor.

Çin bu bölgede limanlar, altyapı projeleri ve askeri varlıkla öne çıkarken; Hindistan daha düşük profilli ama siyasi olarak daha esnek bir yol izliyor. Eğitim, teknoloji, insani yardım ve diplomatik angajman, Hindistan’ın Afrika’daki başlıca araçları. Bu, Çin’le birebir rekabetten kaçınan; ama alanı tamamen terk etmeyen bir strateji.

IMEC: Bir Koridordan Daha Fazlası

Bu ziyaretlerin arka planında, çoğu zaman yalnızca bir ekonomik proje olarak anılan Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (India–Middle East–Europe Economic Corridor-IMEC) yer alıyor. Oysa IMEC, basit bir ticaret hattı değil. Bu girişim, Hint Okyanusu–Kızıldeniz–Akdeniz ekseninde alternatif bir jeopolitik düzenleme anlamına gelir.

Hindistan açısından IMEC’in önemi, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne (KYG) doğrudan bir alternatif üretmekten ziyade, iki temel işlev görmesi hedefleniyor. Birincisi, tedarik zincirlerini çeşitlendirerek Çin’e aşırı bağımlılığı azaltmak. İkincisi ise deniz güvenliğini ekonomik entegrasyon yoluyla kurumsallaştırmak. Bu yönüyle IMEC, Yeni Delhi’nin büyük güç rekabetinde “tek eksene yaslanmama” yaklaşımıyla uyumlu bir araç olarak değerlendirilebilir.

Modi’nin Ürdün ziyareti de bu bağlamda anlam kazanıyor. Orta Doğu’nun kırılgan dengeleri içinde Ürdün, göreli istikrarı ve çok taraflı diplomasiye açık duruşuyla IMEC’in siyasi sürdürülebilirliği açısından önemli bir halka olarak görülüyor.

Dolayısıyla Ürdün, Umman ve Etiyopya bu koridorun farklı halkalarını temsil ediyor. Biri siyasi istikrar, diğeri deniz erişimi, üçüncüsü ise bölgesel güvenlik sürekliliği açısından kritik. Bu durum, Hindistan’ın koridoru yalnızca ekonomik değil, siyasi ve güvenlik boyutlarıyla da düşünmeye başladığını gösteriyor.

Bu nedenler Ortadoğu’daki ve Afrika Boynuzu’ndaki istikrarsızlıkların IMEC’i doğrudan etkileme potansiyeli olduğu da not edilmeli.

ABD ile Uyum, Bağımlılık Yok

ABD, IMEC’i Çin’e karşı küresel rekabetin bir aracı olarak görüyor. Ancak Hindistan’ın yaklaşımı Vaşington’dan daha temkinli. Yeni Delhi, IMEC üzerinden Batı ile işbirliğini derinleştirmek istiyor; fakat bunun karşılığında dış politika özerkliğini feda etmeye niyetli değil. 

Bu fark, ABD’nin son dönemde Hindistan’a yönelik baskılarında açıkça görülüyor. Washington, Hindistan’ı Rusya’dan uzaklaştırmak için gümrük vergileri ve ticari yaptırımlar kartını masaya sürerken, Yeni Delhi bu baskıya cephe değiştirerek değil, denge alanını genişleterek cevap veriyor.

Putin’in Ziyareti: Kara Jeopolitiğinin Hatırlatılması

Tam bu noktada Putin’in Hindistan ziyareti devreye giriyor. Modi’nin Ortadoğu–Afrika turu deniz jeopolitiğini temsil ediyorsa, Putin’in ziyareti de Avrasya kara dengelerini hatırlatıyor. Her ne kadar Rusya Hindistan’ın kara jeopolitiğinde ön plana çıksa da, Putin’in son Yeni Delhi ziyaretinde tartışılan Uluslararası Kuzey-Güney Taşıma Koridoru (INSTC) ve Chennai–Vladivostok Deniz Koridoru deniz jeopolitiğinin de iki ülke ilişkilerine eklemlenmeye başladığına işaret ediyor.

Hindistan, ABD ile Hint-Pasifik’te çalışabilir; ama Rusya’yı tamamen dışlamak, Çin karşısında kendi manevra alanını daraltır. 

Putin’in Yeni Delhi’de ağırlanması, Hindistan’ın ABD’ye verdiği açık bir mesajdı: “Stratejik ortak olabiliriz, ama tamamen sizinle hizalanmak ulusal çıkarlarımıza zarar verir.” Bu, Soğuk Savaş dönemi bağlantısızlığının değil; 21. yüzyıla uyarlanmış stratejik otonominin ifadesidir.

Çin’e Karşı Dolaylı Denge

Bu iki hamle birlikte okunduğunda, Hindistan’ın Çin’e karşı doğrudan cepheleşmek yerine dolaylı dengeleme stratejisi izlediği görülüyor. Deniz yollarını güvence altına almak, ticaret koridorlarını çeşitlendirmek ve büyük güçler arasında manevra alanı açmak, Hindistan’ın tercih ettiği yöntemler.

Çin için IMEC kısa vadede varoluşsal bir tehdit olmadığı gibi KYG’ye henüz ciddi bir alternatif de değil. Ancak uzun vadede, Pekin’in “alternatifsiz merkez” konumunu aşındırma potansiyeline sahip. Bu da IMEC’i Çin açısından bir kriz değil; yapısal bir rahatsızlık kaynağı hâline getiriyor.

Stratejik Otonomi: Retorik Değil, Zorunluluk

Hindistan’ın sıkça vurguladığı “stratejik otonomi” yaklaşımı, bu gelişmeler ışığında yeniden anlam kazanıyor. Bu yaklaşım, klasik bağlantısızlıktan farklı olarak, aktif ve seçici angajman üzerine kurulu. Hindistan, farklı güç merkezleriyle aynı anda ilişki kurmayı bir tercih olmaktan ziyade, mevcut uluslararası ortamın dayattığı bir zorunluluk olarak görüyor.

Kimi çevreler bu stratejinin sürdürülebilirliği konusunda soru işaretlerini dile getiriyor. Çin–Rusya yakınlaşması, ABD’nin Hint-Pasifik’teki talepleri ve Orta Doğu’daki belirsizlikler, Yeni Delhi’nin karşılaştığı zorluklar arasında yer alsa da ülke çok yönlü diplomasi kapasitesi sayesinde bu ortamda esnek kalabiliyor. Modi’nin adımları, yalnızca kısa vadeli bir manevra değil; Hindistan’ın farklı aktörlerle ilişkilerini dengelerken stratejik seçeneklerini açık tutmaya yönelik adımlar olarak değerlendirilebilir.

Sonuç Yerine: Sessiz ve Katmanlı Bir Yol

Modi’nin Ürdün, Umman ve Etiyopya turu ile Putin’in Hindistan ziyareti, Hindistan dış politikasında net bir kırılmadan ziyade ‘stratejik otonomi’ merkezli katmanlı ve ihtiyatlı bir yeniden ayarlamaya işaret ediyor. Hint Okyanusu güvenliği, IMEC’in sunduğu yeni imkânlar ve Avrasya’daki denge arayışı, bu yeniden ayarlamanın temel sütunlarını oluşturuyor.

Bu sürecin Hindistan’ı daha bağımsız ve etkili bir küresel aktöre dönüştürüp dönüştürmeyeceği, büyük ölçüde uluslararası sistemdeki gelişmelere ve Hindistan’ın ekonomik kapasitesini ne ölçüde sürdürülebilir bir jeopolitik etkiye dönüştürebileceğine bağlı olacak.

Şimdilik görünen şu: Hindistan yüksek sesle meydan okumaktan çok, sessizce alan açmaya çalışıyor. Bu alan ne kadar genişler, ne kadar korunabilir; bunu zaman gösterecek. Ancak Modi’nin son hamleleri, Hindistan’ın artık yalnızca dalgaları izleyen değil, rotasını çizmeye çalışan bir aktör olma iddiasını ciddiyetle ele aldığını düşündürüyor.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU