Sessizliğin gürültüsü: Orta Afrika’da sahnelenen “Sandık Oyunu”

Göktuğ Çalışkan, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Bangui sokaklarına çöken sessizlik, yaklaşmakta olan fırtınadan ziyade, çoktan kopmuş ve bitmiş bir kıyametin sonrasındaki o tekinsiz sükûneti andırıyor. 28 Aralık 2025 tarihinde Afrika’nın tam kalbinde, kıtanın jeopolitik fay hatlarını titreten bir “seçim” tiyatrosu sahnelendi.

Orta Afrika Cumhuriyeti’nde (OAC) kurulan sandıklar, demokratik bir irade beyanından öte, Faustin-Archange Touadéra’nın iktidarını mutlaklaştıran bir ayin, bir tür “taç giyme töreni” hüviyetindeydi. Bangui’de yaşananlar, kıta içi bir rekabetten çok daha fazlasını, hegemonya savaşlarının en sıcak cephesini işaret ediyor.

Zira OAC, nevi şahsına münhasır bir laboratuvar; burada bir cumhurbaşkanı seçilmekle kalmıyor, Rusya’nın Afrika’daki yeni nüfuz mimarisi test ediliyor. Fransa’nın tarihsel mirası tasfiye edilirken “demokrasi” kavramı, otokratik istikrarın soğuk duvarlarına çarparak yeniden tanımlanıyor.

Matematikçinin “Sonsuzluk” Denklemi

Touadéra’nın hikâyesi, aslında modern Afrika siyasetinin geçirdiği evrimin de bir özeti gibidir. Bir zamanların sessiz, kendi halinde matematik profesörü, bugün kıtanın en karmaşık ve en sert güç denklemlerini çözen bir “oyun kurucuya” dönüşmüştür. Bangui Üniversitesi’nin rektörlüğünden Başbakanlığa, oradan da Devlet Başkanlığına uzanan bu yolculuk, tesadüflerden ziyade ince hesaplanmış stratejilerin ürünüdür.

2016 yılında, ülkeyi kasıp kavuran iç savaşın külleri arasından, bir “uzlaşı adayı” olarak, hatta biraz da “teknokrat” kimliğiyle sıyrılarak iktidara gelen Touadéra, aradan geçen dokuz yılda o naif akademisyen gömleğini çıkarmıştır. Artık onun üzerinde Wagner Grubu’nun (yeni adıyla Africa Corps) süngüleri ve anayasal manevralarla tahkim edilmiş çelik bir zırh bulunmaktadır.

28 Aralık 2025 seçimlerini anlamak için, filmi biraz geriye, 2023 yılına sarmak icap eder. Touadéra’nın “matematikçi” kimliği, belki de en çok bu süreçte belirginleşti. İktidarını süre kısıtlamalarına kurban etmek istemeyen Touadéra, anayasayı değiştirmek suretiyle “sayacı sıfırlama” formülünü devreye soktu.

Temmuz 2023 referandumuyla kabul edilen yeni anayasa, cumhurbaşkanlığı süresini beş yıldan yedi yıla çıkarmakla kalmadı, dönem sınırlamasını da fiilen ortadan kaldırdı. Muhalefetin boykot ettiği, katılımın şaibeli olduğu ve sonucun önceden belli olduğu o referandum, bugünkü “üçüncü dönem” (ve teorik olarak sonsuz iktidar) senaryosunun hukuki altyapısını oluşturdu.

Dolayısıyla, bu seçim bu sürecin nihai imzası ve malumun ilamıydı. Touadéra, oluşturduğu bu denklemde “x”i, yani bilinmeyeni tamamen ortadan kaldırmış, sonucu “mutlak zafer” olarak sabitlemiştir.

Bangui’de Kremlin Mührü

Sahadaki duruma bakıldığında, Touadéra’nın karşısında durabilecek ne organize bir muhalefet ne de sivil bir direnç mekanizması kalmıştır. Anicet-Georges Dologuélé veya Martin Ziguélé gibi isimlerin oluşturduğu muhalefet bloğu, ya hukuki kıskaçlarla etkisiz hale getirilmiş ya da “oyunun kurallarının” adil olmadığı gerekçesiyle sahadan çekilmek zorunda bırakılmıştır.

Başkent Bangui’de Touadéra’nın partisi Mouvement Cœurs Unis (MCU - Birleşmiş Kalpler Hareketi) bayrakları dalgalanırken, ülkenin kırsalında durum çok daha karmaşıktır. Ancak burada devreye giren faktör, seçimin kaderini belirleyen asıl güçtür: Rusya. Moskova’nın OAC’deki varlığı, artık diplomatik bir sır olmaktan çıkmış, somut bir “devlet içinde devlet” modeline evrilmiştir.

2018’den bu yana Touadéra’nın saray muhafızlığından maden güvenliğine, gümrük kontrolünden istihbarata kadar devletin sinir uçlarına yerleşen Rus paramiliter yapılar, bu seçimin de görünmeyen (aslında gayet görünür olan) hakemiydi. Batı medyasının, bilhassa Fransız basınının “Touadéra favori” başlıklarını atarken satır aralarına gizlediği hayal kırıklığı ve çaresizlik işte bu realiteden beslenmekte.

Paris, eski arka bahçesinde artık bir izleyici konumundadır. Oyunun kuralları Kremlin’de yazılmakta ve Bangui’de uygulanmaktadır. Touadéra, Fransa’nın bıraktığı güvenlik boşluğunu Rus paralı askerleriyle doldurarak iktidarını “dış kaynak kullanımı” yöntemiyle güvence altına almıştır. Bu model, Mali’den Burkina Faso’ya, Nijer’den Sudan’a kadar uzanan hatta, diğer askeri rejimler için de bir “başarı hikâyesi” olarak okunmaktadır.

“Demokrasisiz Güvenlik” Modeli

Peki, Touadéra ne yapmak istemektedir? Amacı, salt koltuğunu korumak mıdır? Meseleye bu kadar sığ bakmak, analitik bir hataya düşmek olur. Touadéra, OAC’yi, etnik ve dini fay hatlarıyla bölünmüş, silahlı grupların cirit attığı “başarısız devlet” statüsünden çıkarmayı amaçlamaktadır.

Onun hedefi, merkezi otoritenin demir yumrukla sağlandığı, kalkınmanın ise doğal kaynakların (elmas, altın, uranyum) stratejik pazarlaması üzerinden finanse edildiği “otoriter kalkınmacı” bir modeldir. Kendisini “ülkenin birliğini sağlayan yegâne lider” olarak konumlandırması, bu vizyonun bir parçasıdır. Ona göre demokrasi, Batı’nın dayattığı ve Afrika gerçekleriyle uyuşmayan, kaosa davetiye çıkaran bir lükstür, bu yüzden asıl olan “istikrar” ve “güvenliktir”.

Velev ki bu güvenlik, yabancı paralı askerlerin namluları ucunda sağlanmış olsun. 28 Aralık seçimlerinin sonuçları resmiyet kazandığında -ki Touadéra’nın ilk turda ezici bir çoğunlukla kazanacağına şüphe yoktur- OAC’de yeni bir dönem başlamayacak, bilakis mevcut statüko betonlaşacaktır.

Muhalefetin “hile” iddiaları, uluslararası gözlemcilerin cılız eleştirileri veya Batı başkentlerinden gelecek “endişe” mesajları, Bangui’deki Saray’ın duvarlarında yankılanıp sönümlenecektir. Touadéra, “halkın iradesi” retoriğinin arkasına sığınarak, Wagner/Africa Corps destekli güvenlik aygıtını daha da güçlendirecek, muhalif sesleri kısmaya yönelik baskılarını artıracaktır. Ülkenin kuzey ve doğusundaki silahlı gruplarla mücadele ise, “terörle mücadele” kılıfı altında, rejimin meşruiyetini pekiştiren bir araç olarak kullanılmaya devam edilecektir.

Orta Afrika’da durumun nereye evrileceği sorusu, kıtanın genel gidişatından bağımsız düşünülemez. Touadéra’nın zaferi, Sahel kuşağındaki “post-demokratik” dalganın bir teyidi niteliğindedir. Demokrasi laboratuvarı olarak görülen Benin’de yaşanan askeri kıpırdanmalar, Senegal’deki siyasi çalkantılar veya Batı Afrika’daki darbe silsilesi bu trendin parçalarıdır.

OAC, bu trendin en uç, en “laboratuvar” örneğidir. Touadéra’nın başarısı, “demokrasisiz güvenlik” modelinin alıcısının olduğunu kanıtlamaktadır. Eğer Touadéra, Rus desteğiyle ülkenin tamamında kontrolü sağlayabilir ve ekonomide -elmas ihracatı üzerinden de olsa- bir miktar toparlanma yaratabilirse, bu model diğer Afrikalı liderler için de cazip bir “alternatif” haline gelecektir.

Kısaca, 28 Aralık 2025 tarihi, OAC için bir dönüm noktasından ziyade girilen yolun geri dönüşsüz olduğunun tescilidir. Touadéra, başmelek anlamına gelen “Archangel” isminin aksine ülkesine cenneti vaat etmiyor, kaosun cehenneminden kaçışın tek yolunun kendi otoriter arafından geçmek olduğuna halkını veya en azından güç odaklarını ikna etmiş görünüyor.

Sandıktan hangi sonuç çıkarsa çıksın, asıl kazanan şimdiden görünür hale gelmiştir. Orta Afrika’da siyasetin dili, ideallerin dili olmaktan uzaklaşmıştır. Bu nedenle mesele kimin kaç oy aldığı sorusuyla sınırlı değildir. Asıl soru, bu düzenin hangi pazarlıklarla ayakta tutulduğu ve yarın hangi faturayı topluma kestiğidir. Bangui’nin sokaklarında hissedilen sükûnet, rahatlamayı çağrıştırsa da bir başka ihtimali fısıldamaktadır: Bu sessizlik bir istikrarın işareti mi yoksa biriken bir gerilimin ilk perdesi mi? Orta Afrika’nın kalbinde cevap, sandıkların açılmasından sonra başlayacak hikâyede saklıdır.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU