Politikacılar, tarih boyunca kendi dönemlerini parlatmak için öncekilerin hatalarını abartmayı geleneksel bir yöntem olarak kullanmışlardır. Donald Trump da bu kuralın istisnası değildir. İlk döneminde (2017-2021) ve ikinci döneminde (2025-), Trump, Obama ve Biden yönetimlerini “zayıflık” ve “kaos”la suçlayarak kendi politikalarını “zafer” olarak sunar.
Örneğin, Orta Doğu’da İran nükleer anlaşmasını (JCPOA) terk ederek “maksimum baskı”yı benimsemiş, İbrahim Anlaşmaları’yla İsrail-Arap normalleşmesini hızlandırmış ve ABD’nin enerji bağımsızlığını vurgulayarak bölgeden “çekilme” illüzyonu yaratmıştır.
Ancak, 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) belgesinin yayınlanmasıyla, Trump’ın yöntemi netleşir: Önceki hataları (örneğin, “sonsuz savaşlar”) eleştirerek, bugünkü “istikrarı” kendi eseri olarak konumlandırmak. Bu strateji, ABD’nin küresel gücünü korurken, Orta Doğu’yu “öncelik dışı” bir “yatırım alanı”na indirger.
Trump’ın pragmatik yöntemi, stratejik denizler (Arap Denizi, Kızıldeniz, Basra Körfezi, Aden, Doğu Akdeniz, Karadeniz, Hazar) arasındaki topraklara “çekidüzen” vermek, İsrail desteği, İran baskısı, vekil unsurların ayrıştırılması, küresel ticaretin ve petrolün kontrolü, Körfez Ülkelerle belirlenen yeni tip ilişkiler ve bunlara dayalı sürdürülmeye başlanan diplomatik süreçler şeklindedir.
ABD’nin bu analizini iki ana unsur etrafında yapılandırmaktayım:
- Körfez Savaşları dönemi (1990-2003), ABD’nin hegemonyasını pekiştirdiği “müdahaleci” evre;
- Trump’ın 2025 çerçevesi, “tamamlanmış” bir ajanda ile “post-hegemonya”ya geçiş.
Bu karşılaştırma, ABD’nin Orta Doğu’da nasıl “güçlü ama uzak” bir aktöre dönüştüğünü aydınlatır.
Körfez Savaşları dönemi: Müdahaleci hegemonya ve stratejik denizlerin kontrolü
Körfez Savaşları (Birinci: 1990-1991; İkinci: 2003), ABD’nin Soğuk Savaş sonrası “tek süper güç” statüsünü somutlaştıran dönüm noktalarıdır. Bu dönemde, politika türü “askeri müdahale ve ekonomik yaptırımlar” eksenindeydi; Trump’ınki gibi “önceki hataları vurgulama” değil, doğrudan “dünya polisi” rolüydü. Stratejik denizler (Kızıldeniz’den Basra Körfezi’ne, Aden’den Doğu Akdeniz’e uzanan) ABD’nin petrol akışını ve küresel ticareti güvenceye alan (hayati) hatlar olarak görüldü. Irak’ın Kuveyt işgali (1990), bu hatları tehdit edince, ABD liderliğindeki koalisyon (Desert Storm) hızlı bir zaferle Saddam’ı püskürttü, ancak “çekidüzen” verme süreci yarım kaldı: Uçuşa yasak bölgeler (No-fly zone) ve yaptırımlar, Irak’ı zayıflattı ama istikrarsızlaştırdı.
2003’te İkinci Körfez Savaşı, Bush’un “önleyici vuruş” doktriniyle tırmandı. Amaç, kitle imha silahları iddiasıyla rejim değişikliğiydi; gerçekte, Basra Körfezi’ni domine etmek, Hazar ve Karadeniz’e erişimi güvenceye almak ve İsrail’in emniyetini pekiştirmekti. ABD şirketleri (Halliburton gibi), yeni rezervlerin çıkarılmasında öncü rol aldı; petrol fiyatları stabilize edildi, Körfez monarşileriyle (Suudi Arabistan, Kuveyt) mali/teknolojik bağlar güçlendi.
Ancak, sonuçlar felaketti: 4.000’den fazla ABD askeri kaybı, 1 trilyon dolar maliyet, IŞİD’in doğuşu ve vekil grupların (Şii milisler) yükselişi. Bu dönem, ABD’nin “gücü”nü abarttığını gösterir: Müdahale, kısa vadeli kontrol sağladı, ama uzun vadeli kaos yarattı.
Trump, bunu “aptalca savaşlar” diye eleştirerek kendi dönemini parlatır; örneğin, 2025 NSS’de Körfez’i “yatırım destinasyonu”na dönüştürme vaadi, bu hatalardan “ders çıkarma” retoriğiyle pazarlanır.
Bu evrede, Orta Doğu’nun geneli (Suriye, Lübnan, Irak) “hedef” idi; ABD, enerjiyi kontrol ederek küresel ticareti kendi istikametinde şekillendirdi. Ama vekil unsurlar (Hizbullah, İran destekli gruplar) ayrıştırılamadı; aksine, beslendi. Diplomasi, BM gibi çok taraflı araçlarla sınırlı kaldı ve bunlar Trump’ın bireysel “anlaşma sanatı”na zıttı.
Trump’ın 2025 çerçevesi: Tamamlanmış ajanda ve “çekidüzen” vermenin yeni yüzü
Trump’ın yöntemi, Körfez Savaşları’nın “müdahaleci” modelini terk eder: “America First” ile ABD gücü, doğrudan asker yerine ekonomik baskı, diplomatik hamleler ve İsrail’in “somut gücü”ne yaslanır.
Yayımlanan 2025 NSS belgesi bunu resmileştirir: Orta Doğu “artık acil tehdit değil, yatırım kaynağı”dır; Gazze ateşkesi, ABD’nin Haziran 2025’teki İran nükleer saldırıları (Operation Midnight Hammer) ile İran “zayıflatıldı”, vekil gruplar (Husiler, Hizbullah) “farklı çizgilere sokuldu”.
Trump, bunu “önceki başkanların hataları” diye çerçeveler: Biden’ın “zayıf” İran politikası vs. kendi “zaferi”.
Stratejik denizlerde “çekidüzen” verme gayreti, Trump ile evrim:
- İsrail’e Tam Destek ve Emniyet: İbrahim Anlaşmaları genişletildi (Kasım 2025’te Kazakistan dahil edildi); Suriye’de yaptırımlar kaldırıldı, Ahmed eş-Şara ile ilişkiler normalize edildi. ABD, İsrail’in Doğu Akdeniz gaz sahasını korurken, Lübnan ve Suriye’de “güvenlik tamponu” oluşturdu.
- İran Baskısı ve Vekil Gruplardan Ayrıştırma: Haziran 2025 İran saldırıları, nükleer programı “önemli ölçüde bozdu”; vekiller (Husiler Kızıldeniz’de, Hizbullah Lübnan’da) izole edildi. Eski “beslenen teröristler” (örneğin, Suriye’deki bazı gruplar) şimdi “politika zemini” arıyor, Trump’ın dediği gibi, “kaos bitti”.
- Küresel Ticaret ve Petrol Kontrolü: ABD şirketleri, yeni rezervlerin (Hazar, Basra) çıkarılmasında öncü; Körfez’le (Suudi Arabistan, BAE) mali/teknolojik bağlar güçlendi (Mayıs 2025 Trump ziyareti sonrası AI anlaşmaları). Enerji, “ABD istikameti”nde işletiliyor: ABD ihracatı artarken, Çin’in “fazla kapasitesi” Orta Doğu’ya yönlendirilmedi.
- Irak, Suriye, Doğu Akdeniz, Lübnan Odaklı Hamleler: Suriye yaptırımları kalktı (Mayıs 2025), SDG entegre edildi (süreç bir yönüyle devam etmekte); Irak’ta istikrar sağlandı. ABD Büyükelçisi Thomas Barrack (Aynı zamanda Suriye Özel Temsilcisi), Şam ziyaretlerinde “bir Suriye, bir bayrak, bir ordu” vurgusu yaptı; Türkiye ile F-35 anlaşması 4-6 ayda çözülecek (buna dair açıklamalar yoğunlaştı) ve Gazze’de rol üstlenmesi için çabalar var. Diplomatlar, politikayı “uyumlu süreçlere” taşıyor: Barrack’ın Temmuz 2025 Beyrut konuşması, İsrail’in Suriye müdahalesini “zamanlamasız” diye eleştirdi, istikrarı önceledi.
NSS’de Orta Doğu “ikinci planda” değil, “elde edilmiş amaçlar”la tamamlanmış halde görünüyor. Örneğin; teröristler “farklı çizgide”, İbrahim Anlaşmaları devam ediyor, enerji kontrolü ABD’de. Trump, bunu “bitti, halloldu” diye sunmaktadır; ama eleştirmenler, “yüzeysel” diyorlar, örneğin, Yemen’de Husiler hâlâ tehdit.
Karşılaştırma ve geliştirilmiş analiz: Müdahalecilikten pragmatizme geçiş
Körfez Savaşları, ABD’yi “müdahaleci hegemon” yaptı: Askeri güçle denizleri kontrol etti, ama kaos yarattı (IŞİD, vekiller).
Trump’ın 2025’i ise “pragmatik tamamlayıcı”: Önceki hataları vurgulayarak, İsrail’i merkeze koyar, İran’ı ezer, Körfez’i ekonomik partner yapar. Üst üste konunca: ABD gücü hâlâ dominant, ama asker yerine şirketler/diplomasi. Stratejik denizler (onun için) güvende (Kızıldeniz ticareti %20 arttı 2025’te), Orta Doğu geneli “istikrarlı yatırım” alanı. Ancak, riskler var: Vekil unsurların “dönüşümü” kalıcı mı? Çin’in etkisi artarsa?
Diğer yönden bu dönüşüm, Trump’ın parlatma sanatını yansıtır: Körfez’in “savaşlarını” eleştirerek, 2025’i “zafer” kılar. Diplomasi devam ediyor, Barrack gibi figürler aktif, “uyumlu süreçleri” yönetiyor ama asıl kazanan olmalı, ABD’nin “elde ettiği amaçlar”: Enerji hakimiyeti, İsrail emniyeti, ticaret istikameti.
Bugünün konusu: Kalıcı mı, geçici mi?
Trump’ın stratejisi, Orta Doğu’ya “çekidüzen” vermeye yetti mi? Diğer şekilde soralım: Bu, Körfez Savaşları’nın yarım bıraktığı işi “tamamlamak” mı, yoksa yeni bir illüzyon mu? 2025 NSS, “bitti” der; ama (başta saydığım) denizler-arası topraklardaki halklar için, ABD’nin gücü hâlâ belirleyici.
Politikacılar parlatır, ama gerçek, diplomatların sessiz konuşmalarında gizlidir. Gelecek, bu “tamamlanmış” ajandanın testinde: İran yeniden yükselecek mi ve İbrahim Anlaşmaları genişleyecek mi? Bugünün konusu bu ve Trump, cevabı kendi lehine yazmaya devam ediyor.
Son olarak, bu makalede ifade edilen çerçeveyi lütfen Türkiye’nin iç siyasetiyle ve Orta Doğu politikalarıyla yeniden gözden geçirin. Çok sorunun cevabı işte bu şablon içindedir!
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish