Pepsi ve Coca-Cola dijital etiketlere yatırım yapıyor, Türkiye hâlâ Divle obruk peynirini anlatamıyor

Mine Ataman Independent Türkçe için yazdı

Karaman'ın Ayrancı ilçesinde coğrafi işaret standartlarına uygun olarak üretilen ve obruk mağarasından taze çıkarılmış Divle obruk peynirleri / Fotoğraf: AA

Coca-Cola ve PepsiCo, Keurig Dr Pepper gibi küresel devler, tarım-gıda alanında sadece lezzet üreten değil, politika yapıcıları etkileyen ve trend yaratan birer aktör.

Şirketler, ABD'de gazlı içeceklerden enerji içeceklerine kadar ürün ambalajlarına yerleştirecekleri QR kodlarıyla tüketicileri doğrudan içerik bilgilerine ulaştıracak.

İçindekiler kısmında yer alan ve tüketicilerin hakkında sürekli şehir efsaneleri ürettiği "enzimler, emülgatörler, E kodları gibi ifadelerin" ne anlama geldiği ve nasıl üretildiği anlatılacak.

Mesele kodlardan öte, güven inşa etmek.


Gıda değişiyor, etiketler dönüşüyor

Gıda sektörünün aynası olan etiketler, içerik listesinin bulunduğu küçük bir bilgi alanı olmaktan çıkıp küresel marka anlatılarının ve güven veren üretim sistemlerinin iletişim platformuna dönüşüyor. "Organik, temiz, düşük karbonlu, yerel, sağlıklı, rejeneratif" gibi onlarca başlıkta, marka vaadinin yeni sahnesi olarak yeni işlevler kazanıyor.
 

İhracatta kullanılan her etiket, yalnızca ürün bilgisini değil, Türkiye'nin gastronomi mirasını ve üretim kültürünü de dünyaya anlatabilecek bir iletişim alanı olarak görülüyor / Fotoğraf: AA
İhracatta kullanılan her etiket, yalnızca ürün bilgisini değil, Türkiye'nin gastronomi mirasını ve üretim kültürünü de dünyaya anlatabilecek bir iletişim alanı olarak görülüyor / Fotoğraf: AA

 

Ürün etiketlerinde dijital pasaport / özgeçmiş dönemi başlıyor

AB'nin Sürdürülebilir Ürünler İçin Ekotasarım Tüzüğü (ESPR) kapsamında Dijital Ürün Pasaportu uygulamasının devreye alınmasına hazırlanılırken, Türkiye'de de etikete yüklenen anlam değişmeye hazırlanıyor. Etiketler artık sadece sağlık bilgileri sunmuyor. Marka değerinin bir parçası olarak ürünün "hangi çiftlikte üretildiği, sendikalı işçi çalıştırılıp çalıştırılmadığı, hasat tarihi, su tüketimi, ambalajların geri dönüşüm durumu, onarım hakkı, laboratuvar analizleri, ürünün orijinal olup olmadığı, pestisit sonuçları ve ürün maliyet tablosu" gibi onlarca farklı bilginin yer aldığı bir karneye dönüşüyor. Yani içindekiler bölümü artık ürünler için bir "özgeçmiş", "yaşam hikâyesi" olarak pazarlanıyor. Tüketiciler ürünün özgeçmişine bakıp etik ilkelerine göre satın alma kararları veriyor, kariyerini beğenmedikleri ürünlerden vazgeçiyor.

Avrupa Birliği'nin Dijital Ürün Pasaportu yaklaşımı yalnızca gıda için değil; tekstilden bataryaya kadar birçok sektörde ürünlerin dijital kimlik kazanmasını hedefliyor. Gıda sektörü de bu dönüşümün önemli halkalarından biri.


Pazarlamanın parçası etiketler

AB'nin Farm to Fork (Tarladan Sofraya) ve izlenebilirlik politikaları kapsamında gıda sektöründe dijital şeffaflık uygulamaları yaygınlaşıyor, etiketler birer pazarlama aracına dönüşüyor.
 

QR kodlarla erişilen dijital ürün pasaportları, gıdanın kaynağından laboratuvar analizlerine kadar birçok bilginin tek noktadan paylaşılmasını hedefliyor
QR kodlarla erişilen dijital ürün pasaportları, gıdanın kaynağından laboratuvar analizlerine kadar birçok bilginin tek noktadan paylaşılmasını hedefliyor

 

Ne yediğimizi bileceğiz

Amerikan İçecek Birliği'nin geçen yıl başlattığı "Bilmeniz Gerekenler" girişiminin kapsamı genişletiliyor. PepsiCo, ürünlerine ait QR kodlarını sisteme entegre etmiş durumda. Sektördeki diğer şirketler ise 2027 yılı sonuna kadar ürün portföylerinin tamamını sisteme eklemeyi taahhüt ediyor.


Sadece içerik değil, o içeriğin neden kullanıldığı da anlatılıyor

Yeni platform yaklaşık 140 farklı içecek bileşeni hakkında bilgi sunuyor. Tüketici QR kodunu okuttuğunda yalnızca katkı maddesinin adını görmüyor. Aynı zamanda "hangi amaçla kullanıldığı, hangi ürün gruplarında yer aldığı, güvenlik değerlendirmelerinin nasıl yapıldığı, sentetik biyolojiyle mi yoksa farklı yöntemlerle mi üretildiği ve neden kullanımına izin verildiği" gibi onlarca sorunun cevabını buluyor.


Gıda için sahibinden bilimsel bilgi

Platformdaki bilgiler şirketlerin hazırladığı içeriklere değil; FDA ve EFSA gibi düzenleyici kurumların bilimsel değerlendirmelerine dayanıyor. Böylece bilgi doğrudan markadan değil, bağımsız kamu otoritelerinden geliyor.


Gıda katkıları, dünyanın en büyük şehir efsaneleri

Gıda katkı maddeleri, dünya genelinde en fazla yanlış bilginin dolaştığı alanların başında geliyor. Türkiye bunun en yoğun yaşandığı ülkelerden biri. Bugün sosyal medyada milyonlarca kez paylaşılan "E kodu görünce kaçın" videoları, çoğu zaman doz, kullanım amacı ve toksikoloji bağlamını tamamen göz ardı ediyor. Bilim, bir maddenin güvenli olup olmadığını yalnızca varlığına değil, kullanım miktarına ve maruziyet düzeyine göre değerlendiriyor. Ne yazık ki bu hesapların önemli bir kısmı, bilimsel verileri eksik ya da bağlamından koparılmış şekilde paylaşarak tüketicide korku yaratıyor ve satın alma davranışlarını manipüle ediyor.


Tahşiş listesinden sonra içerik listeleri de yayımlansın

Tüketici gerçekten bilgi istiyorsa, neden bunu sosyal medya videolarından almak zorunda kalsın? Neden doğrudan resmî, doğrulanmış ve bilimsel bilgiye ulaşamasın? Türkiye'de hemen her gıda ürününde bulunan barkod ya da QR kodlar çok daha kapsamlı bir bilgi sistemine dönüştürülebilir. Tüketici barkodu okuttuğunda yalnızca içerik listesini değil, ürünün yaşam hikâyesini de görebilir; böylece tüketicilerdeki gıda kaynaklı güvenlik endişeleri giderilebilir. Bu sayede tüketici, ruhunu da inancını da doyurarak tarım-gıda ekosisteminin gerçek bir paydaşına dönüşebilir.


Gıda değer zinciri şeffaflaşıyor

Amerika'nın "Good to Know" platformu tek örnek değil. ABD'de gıda üreticilerini temsil eden Tüketici Markaları Birliği de SmartLabel isimli sisteminde, binden fazla markaya ait 106 binden fazla ürüne, QR kodları aracılığıyla ayrıntılı içerik bilgilerine erişim sağlıyor. Good to Know platformu da SmartLabel'ı tamamlayıcı şekilde çalışacak. Pepsi, Coca-Cola, Dr Pepper, Red Bull ve Polar gibi markalar, her iki girişimde de yer alacak.

Şirketler bunun yanında, yeni kullanılacak tüm içeriklerin düzenleyici kurumlara bildirilmesini zorunlu hâle getirecek modernize edilmiş bir GRAS (Genel Olarak Güvenli Kabul Edilir) sistemini de destekliyor.
 

Divle Obruğu'nda doğal mağara koşullarında olgunlaştırılan peynir, Anadolu'nun dünya çapında markalaşabilecek üretim hikâyelerinden biri olarak gösteriliyor / Fotoğraf: AA
Divle Obruğu'nda doğal mağara koşullarında olgunlaştırılan peynir, Anadolu'nun dünya çapında markalaşabilecek üretim hikâyelerinden biri olarak gösteriliyor / Fotoğraf: AA

 

Türkiye gıda güvenliğinde güçlü, ama hikâyesini dünyaya anlatamıyor

Coca-Cola, PepsiCo ve diğer küresel şirketler, QR kodlarıyla etiketleri "güven, şeffaflık, bilim ve tüketici sadakati" gibi başlıkları yönetmek için bir bilgi projesi olarak değil, bir marka yatırımı olarak kurguluyor.

Avrupa Birliği ile uyumlu Türk Gıda Kodeksi, güçlü laboratuvar altyapısı, gelişmiş izlenebilirlik sistemi ve binlerce resmî denetim sayesinde Türkiye, dünyanın birçok ülkesiyle karşılaştırıldığında oldukça yüksek gıda güvenliği standartlarına sahip üretim yapıyor. İhracat yapılan onlarca ülkenin farklı mevzuatlarına aynı anda uyum sağlayabilmek de bunun en önemli göstergelerinden biri.

Ancak Anadolu, dünyanın en zengin gastronomi miraslarından birine sahip olmasına rağmen ürünlerinin hikâyesini ortak bir marka diline dönüştüremiyor. Oysa elimizde yalnızca kaliteli ürünler değil, dünyada benzeri çok az bulunan üretim hikâyeleri de var. Katma değer artık yalnızca üretimden değil, üretimin doğrulanabilir hikâyesinden yaratılıyor.
 

Divle Obruk Mağarası'ndaki raflarda olgunlaşma sürecinin ilk aşamalarında bekletilen geleneksel deri tulum peynirleri / Fotoğraf: AA
Divle Obruk Mağarası'ndaki raflarda olgunlaşma sürecinin ilk aşamalarında bekletilen geleneksel deri tulum peynirleri / Fotoğraf: AA

 

Divle obruk, Rokfor'a rakip olabilecekken değer kaybediyor

Bugün dünyada katkı maddelerinin bile dijital hikâyesi yazılırken, Anadolu dünyanın en zengin gastronomi miraslarından birine sahip ürünlerinin hikâyesini anlatamıyor, standardize edemiyor. 250 metre derinliğindeki doğal bir obrukta, mağaranın kendine özgü mikroflorası sayesinde aylar boyunca olgunlaştırılan bu peynir, dünyanın en sıra dışı doğal olgunlaştırma yöntemlerinden birine sahip. Uluslararası gastronomi yazarları ve peynir uzmanları, Divle Obruğu'nun karakteristik aroması ve üretim tekniğinin Avrupa'nın en prestijli küflü peynirlerinden Rokfor ile aynı ligde değerlendirilebileceğini uzun yıllardır dile getiriyor.

Konya'da bu hikâyeyi markalaştırmaya çalışan girişimler bulunuyor. Bunlardan biri de Gurmepark. Anadolu'nun dört bir yanındaki yerel üreticilerle çalışarak Divle Obruğu, Karapınar koyun tereyağı ve Konya küflü tulum peyniri gibi ürünleri tüketiciyle buluşturuyor. Anadolu'nun üretim kültürünü, geleneksel yöntemlerini ve yerel hikâyelerini koruyarak markalaştırma çabasını temsil ediyor. Tüm bu çabaya rağmen, 250 metrede olgunlaşan Divle'nin hikâyesi dünyanın anlayacağı ortak bir dile dönüştürülemiyor.

Akıllara şu geliyor: Türkiye'nin dünyaya satması gereken yalnızca Divle Obruğu'nun peyniri değil; mağaranın milyonlarca yılda oluşan doğal ekosistemi, orada yaşayan mikroorganizmalar, üreticinin emeği, geleneksel olgunlaştırma yöntemi ve bütün bunları bilimsel verilerle destekleyen güven hikâyesi. Dünya artık köken satın alıyor; maharet ise bu kökü etikete taşımakta yatıyor. Aynı miktarda peynir kiloyla satıldığında emtia, hikâyesiyle pazarlandığında ise değere ve çiftçi gelirine dönüşüyor.


İhracattaki her etiket Türkiye'nin tanıtım elçisi

Türk unu bugün 160'tan fazla ülkede milyonlarca eve giriyor. O zaman neden etiketlerimiz Anadolu'nun eşsiz hikâyesini ve değerlerini de taşımıyor? Kapadokya'da satın alınan Divle Obruk peynirinin QR kodunda, gıda güvenliği ibarelerinin yanında "yılkı atlarının eşsiz hikâyesi, peynir zanaatkârlığı, mağaranın gün batımı, karbon ayak izi ve ödüller" gibi markaya değer katacak bilgiler de yer almasın?

Velhasıl, mevzuatın bir parçası olan dijital etiketler artık marka stratejisinin de bir parçası; yeni nesil bir iletişim platformu, güvenin, şeffaflığın ve değerin göstergesi. O zaman Türkiye neden ihraç ettiği milyonlarca ton yaş sebze, meyve ve diğer tarım ürününün etiketini markalaşma hikâyesinin bir aracı, Anadolu'nun gastronomi mirasının dijital vitrini olarak kullanmıyor?

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU