7-8 Temmuz 2026'da Ankara'da âlâyı vâlâ ile yapılacak NATO toplantısı, Türk burjuvazisinin Türkiye halkının bağımsızlık ve özgürlük mücadelesine yaptığı ihanetin adıdır.
Siz bakmayın bu burjuvazisinin kuru kuru, "3 kıtada at oynattık. Viyana kapılarına kadar gittik" diyerek güya millet adına şişinmesine.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Burjuvazimiz, Kurtuluş Savaşı ve onu izleyen ilk yıllar dışında hiçbir zaman kendine güvenememiş, II. Dünya Savaşı sonrasında Amerikan safına geçerek onun koruyuculuğunda kendi iktidarını ve sömürüsünü güvence altına almıştır.
Kurtuluş Savaşı yıllarında İngiliz himayesi ve Amerikan mandacılığını savunmanın birer zillet olduğu yazılıp söylendiği hâlde, aradan yaklaşık 30 yıl geçtikten sonra bu kez İngilizlerle Amerikalıların aynı safta bulunduğu NATO Paktı'na kapağı atmak bir marifetmiş gibi anlatılıyor.
NATO, dünyanın emperyalist ve sosyalist olarak 2 kampa bölünmüş göründüğü II. Dünya Savaşı sonrasında, başını ABD'nin çektiği emperyalist-kapitalist kampı sosyalizmden korumak, yalnız bunun için de değil, sosyalist kampı sıkıştırıp yıkmak için kuruldu.
Aslında bu 2 kampta olmayan ülkeler de vardı ve Türkiye bunlardan biri olabilirdi. Ancak hem ABD'nin gücünü kullanarak halka hükmetmek isteyen hem de halktan gelecek itirazların önüne NATO barikatını kurmak isteyen Türk burjuvazisi, 1952'den beri Türkiye'de ve dünyada bunca siyasi çalkantıya rağmen NATO'culuktan vazgeçmedi.
Radikal bir hareket olan 27 Mayıs 1960 ihtilalinin sözcüsü bile, o sabah radyodan yaptığı ihtilal bildirisinde, "NATO'ya ve CENTO'ya bağlıyız!" diyordu.
Günümüzde de Türkiye'nin iktidar ve ana muhalefet kanatlarının ikisi de, yani burjuvazinin 2 kanadı da NATO'ya bağlılık yeminini tekrarlamaktadır.
Türkiye'nin faşistleri, NATO karşıtı gençlere az çektirmemişlerdir ve NATO'ya bağlı kaldığı sürece ülkenin esaslı bir demokratikleşme ve dış politikada inisiyatif alma ihtimali yoktur.
Zengin ağırlamak zordur
NATO 3-0 koduyla Ankara'da yapılacak NATO ülkeleri toplantısı, Türkiye burjuvazisinin iktidarını ABD'ye de dayanarak sürdürmek istediğini gösteriyor.
NATO, aynı zamanda bir zenginler kulübüdür. Zengin ağırlamak kolay değildir. Hükûmetin telaşını, ağasını ağırlamak için çırpınan bir yarıcının çabasına benzetebiliriz.
Büyük patron, bin kişilik ordusuyla geliyormuş. Türkiye'deki Amerikalılar eskiden beri yiyeceklerini, hatta sularını bile Amerika'dan getirirlerdi. Konserve kutularına kulp takılarak tuvaletlerde maşrapa olarak kullanırdık.
NATO'nun işlevi, Sovyetlerin ve Varşova Paktı'nın dağılmasıyla sona ermiş olmalıydı. Ancak patronları onu dağıtmayarak emperyalist-kapitalizmin egemenliği için var olduğunu itiraf etmiş olmalılar.
Türkiye Hükûmeti, NATO'ya girmek için Kore'ye 21.212 asker gönderdi. Bunlardan 724 askerin mezarı Kore topraklarında kaldı. 2.147 de yaralı verdik.
Bu köylü çocukları niçin öldü? Koreliler, oradaki Amerikan varlığına karşı tam bağımsızlıklarını ve sosyalizmi savunmak için çarpışırken, onları ülkenin tam ortasında durdurma işini üstlenmiş oldular. Kore'nin bölünmesinde Türk burjuvazisinin de böyle "mütevazı" bir katkısı oldu.
Daha NATO'ya girileceği dönemde az da olsa bunun karşısına geçen aydınlar vardı. 1960'tan sonraki büyük uyanışta NATO ve ABD karşıtlığı en üst düzeye çıktı.
1968'lerde bu bilinci yaymak için mektuplarımıza bile "NATO'ya HAYIR!" diye başlardık. Ancak bunun hesabını Amerikancı generaller bizden utanmazca sordular.
Mamak'taki Dev-Genç iddianamesinde bizi Amerika adına yargıladıkları adeta itiraf edilmiştir.
Günümüzde devrimci aydınlar NATO'ya karşı bildiriler yayıyor, gösteriler yapıyorlar. Mimli olanlar, toplantı sonrasında bırakılmak üzere gözaltına alınıyor.
Amaç, NATO'lu dostlarımız kente girişteki yoksul yaşantı gibi, aleyhlerindeki bu sesleri de görmesin, duymasın.
"Allah, yeni fetihler nasip eylesin!"
Şimdi bu 3.0 koduyla toplantı yapmalarının nedeni, her ülkenin silah üretimini artırması, Amerika'dan silah satın alması ve NATO'nun Ortadoğu misyonunun belirlenmesi içinmiş.
Türkiye silaha büyük yatırım yapıyor ve bununla övünüyor. Öte yandan en yetkili ağızdan, "Allah bize yeni fetihler ihsan etsin" deniyor.
Zararın neresinden dönülse kârdır. Türkiye halkının uzun yürüyüşünde önündeki engellerden en başta geleni NATO ve ABD emperyalizmidir.
Hiçbir mazeret, NATO ile birlik olmayı haklı gösteremez. Gazze'de yaşanan trajedide NATO patronu ABD'nin rolü bile yeterince uyarıcı olmalıydı.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish