Türkiye stratejik güç

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı: "Türkiye'nin jeopolitik gücünün sağlamlaştırılması: Stratejik kazanımlar, çok boyutlu diplomasi ve kalıcı potansiyel"

Fotoğraf: T.C. Millî Savunma Bakanlığı

Türkiye, coğrafi jeopolitik konumunun sağladığı avantajları son yıllarda proaktif politikalarla daha etkin hâle getirmiştir. İran ve Ukrayna savaşlarının ortaya koyduğu tablo, Boğazlar, enerji boru hatları ve transit koridorların stratejik değerini belirgin biçimde artırmıştır.

Bu süreçte savunma sanayindeki milli atılımlar sayesinde Türkiye, bağımlılıktan stratejik özerkliğe geçiş yapmış; bölgesel ve küresel aktörler nezdinde aranan bir konuma yükselmiştir. Bu kazanımlar, ekonomik kırılganlıkların giderilmesiyle çok daha kalıcı bir potansiyele dönüştürülebilir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Transit koridorların ve kolaylaştırıcı rolün değer kazanması

Ukrayna savaşı bağlamında Karadeniz Tahıl Girişimi’nin Türkiye öncülüğünde gerçekleşmesi ve Montrö Sözleşmesi’nin uygulanması, Türkiye’nin kolaylaştırıcı ve arabulucu transit politikalarının etkinliğini göstermiştir. İran ve çevresindeki bölgesel dinamikler de enerji ve lojistik rotalarının alternatiflerinin önemini vurgulamıştır. Bu gelişmeler, Türkiye’yi Avrupa’nın enerji güvenliği ve küresel tedarik zincirlerinde vazgeçilmez bir düğüm noktası hâline getirmiştir. Barışçıl dengeleri koruma yaklaşımı ile savunma kapasitesinin birleşimi, Avrupa’dan NATO’ya, ABD’den Körfez’e ve Rusya’ya kadar birçok aktörün Türkiye’nin kapısını çalmasını sağlamıştır.


Savunma sanayiinde stratejik atılım

Uzun yıllar dışa bağımlı olan Türkiye, savunma sanayinin hava, deniz, kara ve elektronik harp alanlarında önemli ilerlemeler kaydetmiştir. 2025 yılında savunma ve havacılık ihracatı 10 milyar doları aşmış, Türkiye küresel sıralamada 11. sıraya yükselmiştir. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin (25 Haziran, Beyaz Saray) vurguladığı gibi, “Türkiye’nin büyük bir savunma sanayi üssü var” ve bu kapasite ittifak genelinde geniş bir etki yaratmaktadır.

Bu performans, hibrit harp ortamında Türk sistemlerinin operasyonel değerini uluslararası alanda kanıtlamıştır. Gerçekçi bir bakışla, motor ve bazı kritik teknolojilerde hâlâ dış iş birliklerine ihtiyaç duyulduğu açıktır; ancak bu, yeni fırsatlar da yaratmaktadır.


Türk-Amerikan ilişkilerinde gelişmeler ve olumlu ifadeler

Trump yönetimiyle ilişkilerde pozitif ivme dikkat çekicidir. Halkbank dosyasında yaşanan rahatlama ve KAAN savaş uçağı motorları için yaklaşık 700 milyon dolarlık General Electric tedarik programının ilerlemesi, savunma ve ticaret alanlarında yeni bir dönemin işaretleridir (Reuters, 24 Haziran). Trump’ın “Türkiye’nin devasa bir savunma sanayi tabanı var… Erdoğan sayesinde çok güçlü bir ordusu var” ve “Muhtemelen onu çok mutlu edecek bir şey yapacağım” (F-35/KAAN bağlamında) ifadeleri ile NATO Zirvesi’ne (Ankara’da) “Erdoğan’a saygıdan dolayı” katılacağını belirtmesi, ilişkilerin stratejik derinliğini teyit etmektedir (25 Haziran, Beyaz Saray, Rutte ile birlikte).

Bu adımlar, ikili ilişkilerin hem savunma hem de ekonomik boyutunu güçlendirmektedir.


Bölgesel etkinlik ve çok boyutlu diplomasi

Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki etkinliği, Kafkasya’da Azerbaycan-Gürcistan-Ermenistan hattındaki dengeli politikaları, Karadeniz güvenliği ve Ukrayna bağlamındaki rolü kritik öneme sahiptir. Afrika’da (Libya, Somali ve ötesinde savunma iş birlikleri), Körfez ülkeleri (BAE, Suudi Arabistan, Umman), Mısır’la yakınlaşma, Pakistan ve Endonezya eksenindeki ilişkiler ile çoklu formatlar, son yılların somut kazanımlarıdır.
Bu genişleme, Türkiye’yi çok boyutlu ortamda “birçok tarafın hesaba kattığı” bir aktör kılmıştır.


Ekonomik boyut ve sürdürülebilirlik

Jeopolitik ve savunma kazanımları ekonomik yansımalar üretmektedir. Ancak enflasyon, cari denge ve yapısal reformlar gibi kırılganlıkların giderilmesi, bu kazanımların kalıcı hâle gelmesi için zorunludur. Savunma sanayi ekosisteminin (Ar-Ge, yan sanayi ve ihracat çeşitliliği) daha da derinleştirilmesi, dış ticaret hacmini ve ulusal kapasiteyi güçlendirecektir.


Çözülmesi gereken dosyalar ve fırsat penceresi

Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve AB ilişkileri hâlâ masadaki kritik dosyalardır. Avrupa’nın güvenlik ihtiyaçlarının arttığı dönemde bu alanlarda karşılıklı diyalog zemini oluşmuştur. Yapıcı yaklaşımlarla ilerlenecek adımlar, hem bölgesel istikrarı pekiştirecek hem de Türkiye’nin stratejik potansiyelini maksimize edecektir.


Sonuç ve dikkate alınması gereken hususlar

Türkiye’nin jeopolitik değeri tartışmasız biçimde artmıştır. Bu ivmeyi kalıcı kılmak için şu hususlara odaklanmak faydalı olacaktır: Ekonomi, bilim-teknoloji, Doğu Akdeniz.

Sonuç olarak, Trump ve Rutte gibi önde gelen isimlerin son dönemdeki olumlu ifadeleri, Türkiye’nin NATO ve Batı nezdindeki stratejik ağırlığını bir kez daha teyit etmektedir. Akıllı ve dengeli politikalarla bu kazanımlar, hem müttefikler hem de rakipler açısından Türkiye’nin konumunu kalıcı olarak güçlendirecektir. Polemolojik bakışla, asıl mesele “durum değişikliği”ni lehimize çevirmek ve uzun vadeli avantajlara dönüştürmektir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU