Türkiye, Kızıldeniz'de dengeleri nasıl değiştiriyor?

Sare Şanlı Independent Türkçe için yazdı

Dünya, ABD-İsrail ve İran geriliminin tırmandığı günlerde Hürmüz Boğazı'nın ne denli kritik bir enerji arteri olduğunu yeniden hatırladı.

Körfez petrolünün dünya pazarlarına açılan bu tek deniz kapısında trafik durma noktasına gelince fiyatlar hızla yükseldi, tek bir boğazın küresel ekonomiyi nasıl sarstığı görüldü.

Ama Hürmüz, tek kilit değil.

Tarih boyunca imparatorlukların peşinden koştuğu, Osmanlı ile Portekiz'i karşı karşıya getiren, bugün ise ABD, İsrail, Çin, BAE, İran ve Türkiye'nin hesaplarının kesiştiği bir boğaz daha var: Babülmendeb.

Günde milyonlarca varil petrol ve petrol türevi, Asya’dan Avrupa’ya bu güzergâh üzerinden taşınıyor.

Kızıldeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan, Yemen ile Somali arasında yer alan ve en dar yeri 26 kilometre olan Babülmendeb Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 10'unun gerçekleştiği stratejik bir nokta. Süveyş Kanalı’na ulaşan ticaret gemilerinin tamamı bu boğazdan geçmek zorunda.

Çin’de üretilen ürünün Avrupa pazarına ulaşması, Körfez petrolünün küresel pazarlara taşınması bu hatta bağlı. Avrupa ile Asya arasındaki dijital veri trafiğinin yaklaşık yüzde 30'u, Kızıldeniz'in dibinden geçen kablolarla taşınıyor. Bu kabloların kontrolü, artık enerji kadar stratejik.

Bu yüzden bugün çok sayıda aktör aynı coğrafyada nüfuz mücadelesi veriyor. Söz konusu mücadele, yalnızca varil ve konteyner üzerinden değil, üs, liman, demiryolu ve “teoloji” üzerinden de gerçekleşiyor.


Osmanlı–Portekiz mücadelesi: İlk küresel çatışma

Babülmendeb Boğazı üzerindeki ilk büyük küresel rekabet, 16'ncı yüzyılda Osmanlı ile Portekiz arasında yaşandı. Osmanlı’nın Afrika kıyılarındaki önceliği kıyı güvenliğini ve ticaret yollarını korumaktı.

Portekiz gemilerinin kıtanın kuzey ve doğusuna yönelik saldırılarını engellemek ve Hicaz'daki kutsal toprakları savunmak için Yemen ve çevresinde stratejik kaleler inşa etti.

Baharat yolunu ele geçirmeyi hedefleyen Portekizliler, 16'ncı yüzyılda Mekke ve Medine'ye ulaşıp Kâbe'yi yıkmak gibi ciddi tehditlerle baskı uyguluyordu.

Hadım Süleyman Paşa'nın 1538'deki Diu kuşatması başarısızlıkla sonuçlansa da asıl kazanım dönüş yolunda geldi: Babülmendep, Yemen ve Zebid Osmanlı hâkimiyetine bağlandı, kutsal topraklara uzanan tehdit büyük ölçüde püskürtüldü.

Osmanlı'nın çekilmesiyle boşluğa önce İngilizler doldu, ardından ABD Soğuk Savaş'ın getirdiği güç mantığıyla bölgede etkin oldu ama rekabetin özü hiç değişmedi.


Teoloji haritadan sahaya iniyor

Günümüzde ise Babülmendeb'deki rekabet çok katmanlı. Amerika, Çin, Fransa, BAE, Türkiye, İran ve özellikle İsrail'in nüfuz arayışları keskinleşiyor.

Boğazın tam karşısında, Cibuti'de ABD, Çin, Fransa ve Japonya gibi çok sayıda ülkenin üsleri yan yana bulunuyor. Enerji ve ticaretin yanı sıra dijital altyapı ve askeri üslerin kontrolü kritik önemde.   

Son birkaç yılda Babülmendeb ve Kızıldeniz üzerindeki mücadelede iki aktörün hamleleri çok daha dikkat çekici ve belirleyici bir yöne evriliyor.

Bir tarafta İsrail, onun müttefiki haline gelen BAE ve bu ikiliyi kutsayan ve finanse eden Evanjelik ABD yönetimi, diğer tarafta ise Osmanlı mirasına ve Müslüman dünyasının ortak endişelerine yaslanan Türkiye.

İsrail’in bu coğrafyadaki hesabı önce güvenlik endişeleri çerçevesinde şekilleniyor sonra teolojik politika devreye giriyor.

Somaliland üzerinden nüfuz ve güvenlik ağı, Berbera'da radar ve üs, Eilat Limanı’ndan Babülmendeb'e kesintisiz deniz koridoru.

Siyonist ideoloji Nil'den Fırat'a uzanan haritanın güney kanadını kapatmak, Kızıldeniz'i kendi iç gölüne dönüştürmek istiyor. Bu gerçekleşirse Süveyş'ten Aden'e her ticari hareket İsrail'in gözetiminde olacak.

Nitekim Siyonist grupların ve Evanjelik Hristiyanların yaydığı haritalarda (bkz. Tekvin 15:18) Babülmendeb'e dek uzanan bir "vadedilmiş topraklar" sınırı çiziliyor.

Haritada Babülmendeb görünmese de bu toprakların güney deniz sınırının güvenliği için boğazın kontrolü teolojik bir gereklilik. 


Türkiye’nin Afrika Boynuzu stratejisi

Türkiye ise İsrail’in dini haritalarının karşısında Afrika Boynuzu’ndan Arap Yarımadasına uzanan geniş bir manevra alanı hedefliyor.

Tıpkı geçmişte Portekiz'in Mekke ve Medine'ye yönelik tehdidine karşı Osmanlı'nın bölgeyi koruması gibi, bugün benzer bir refleksle Türkiye, Siyonist-Hristiyan ittifakının olası planlarına karşı diğer Müslüman ülkelerle birlikte hareket ediyor.

İsrail Somaliland’ı tanıyan tek ülke olarak bölgeyi karıştırırken, Türkiye Somali’nin toprak bütünlüğünü destekleyerek ve Etiyopya ile Somali arasında arabuluculuk diplomasisi geliştirerek bölgenin istikrarını korumak istiyor.

Türkiye’nin Somali ile yurt dışındaki en büyük askeri tesisi olan TURKSOM’dan liman ve havalimanı inşasına kadar uzanan geniş bir iş birliği ağı var. 2024'te imzalanan savunma anlaşmasıyla Türkiye, Somali'nin kara ve deniz güvenliğini 10 yıllığına üstlendi, enerji kaynaklarının korunması ve gelir paylaşımı da bu anlaşmaya dahil.  

Bu bağlamda Türkiye, Somali'deki varlığıyla Babülmendeb Boğazı'nın güney yakasının güvenliğine doğrudan katkı sağlıyor.

Türkiye'nin Suudi Arabistan'la yeniden gündeme getirdiği Hicaz Demiryolu projesi de Kızıldeniz’in doğu kıyısında gerçekleşen önemli bir hamle.

Hicaz Demiryolu, Osmanlı’nın son döneminde inşa edilmiş, ancak Birinci Dünya Savaşı nedeniyle tamamlanamamıştı.

9 Haziran 2026'da Türkiye ve Suudi Arabistan Ulaştırma Bakanları demiryolu ve lojistik alanında imzalanan mutabakat ile İstanbul’dan Medine’ye uzanan projenin ilerleyen aşamada Ürdün ve Suriye üzerinden Umman'a kadar uzatılması hedefleniyor.

Bu demiryolu sadece hacıları taşımak için değil, ticaretin kontrolü, enerji kaynaklarına erişim ve bölgesel rekabetin bir parçası olarak görülüyor.

Bu hat; Umman Denizi ve Basra Körfezi’ndeki limanlardan gelen yüklerin demiryoluyla Kızıldeniz’in doğu kıyısına, oradan da Akdeniz limanlarına taşınmasını sağlayarak, Babülmendep’te yaşanabilecek bir tıkanıklığı 'deniz-kara hibrit lojistik ağlarıyla' baypas edebilecek stratejik köprü işlevi demek.

Ticari sevkiyat süresini 15 günden sadece 6 güne düşürerek zaman tasarrufu sağlayacağı gibi, maliyetleri de yüzde 20 ila yüzde 30 oranında azaltacak.

Öte yandan Osmanlı'nın kutsal toprakları korumak için inşa ettiği hattın bugün, Kızıldeniz'de İsrail'in artan varlığına karşı bir denge unsuru olarak konuşulması tesadüf değil.

Nitekim, İsrail de Türkiye'nin bölgedeki bu hamlelerini endişeyle izliyor. Türkiye'nin Mısır'la onarılan ilişkileri, Hicaz Demiryolu projesi ve Somali'deki askeri varlığı, İsrailli yetkililer tarafından "Türkiye'nin İsrail'le burun buruna geldiği" şeklinde yorumlanıyor.

Bazı İsrailli analistlere göre, Türkiye Kızıldeniz'in etrafında adeta koruyucu bir çember çiziyor. 

İsrail'in 'vadedilmiş topraklar' haritası Nil'den Fırat'a uzanıyorsa, Türkiye'nin 'koruyucu çemberi' ve stratejik hamleleri de Aden'den Süveyş'e, Mogadişu'dan Medine'ye uzanıyor. 

Osmanlı döneminde Babülmendeb'in korunması, Hicaz'ın ve kutsal toprakların savunulması ile birlikte siyasi ve dini bir birleşme idealinin de hayata geçirilmesi anlamına geliyordu.

Bugün Türkiye aynı coğrafyada, Osmanlı mirasından ilham alarak farklı stratejilerle yeniden sahada.

Hem ticaret yollarının korunması hem de enerji sahalarında hakimiyet hedeflenirken İsrail’in kuşatmasına çekilen set ile Müslüman dünyası yalnız olmadığını görüyor.  

 

 

Kaynaklar:

https://www.sde.org.tr/ortadogu/israil-yedioth-ahranoth-turkiye-tarihi-hicaz-demiryolu-nu-ihya-ederek-jeopolitik-kargasayi-buyuk-bir-guce-donusturuyor-haberi-65330
https://www.jpost.com/opinion/article-882681
https://www.fokusplus.com/dosya/nilden-firata-kanli-kehanetin-afrika-cephesi 
https://parstoday.ir/en/news/world-i240914-somaliland_in_geopolitical_spotlight_israel_seeking_foothold_in_bab_el_mandeb
https://turkish.aawsat.com/ekonomiyüzde CCyüzde 87/5282502-suudi-arabistan-ile-tyüzde C3yüzde BCrkiye-arasyüzde C4yüzde B1nda-kyüzde C3yüzde B6rfezyüzde E2yüzde 80yüzde 99i-avrupayüzde E2yüzde 80yüzde 99ya-bayüzde C4yüzde 9Flayan-lojistik-koridor 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU