Trump’ın İran savaşında temel safhaya geçişindeki bir taktiksel durum yarattığını düşünmek hiç de yanlış olmaz.
Neler yaşandı? İran ve ABD arasında şu anda barış görüşmesi veya doğrudan müzakere süreci resmi olarak devam ediyor gibi görünmüyor, ancak dolaylı temaslar, mesajlaşmalar ve arabuluculuk girişimleri üzerinden bir diplomasi trafiği var. Durum oldukça karmaşık ve çelişkili sinyaller veriyor; özellikle son 24-48 saatte (Mart 2026 ortası) Trump'ın açıklamaları ile İran tarafının yalanlamaları arasında net bir ayrışma söz konusu.
Trump, “son iki gündür (özellikle Pazar günü) çok iyi ve verimli görüşmeler yaptık” dedi. Ortadoğu özel elçisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner’in İranlı üst düzey bir figürle görüştüğünü belirtti. “Büyük anlaşma noktalarına ulaştık” ifadesini kullandı ve İran’ın enerji altyapısına (elektrik santralleri) yönelik planlanan ABD saldırılarını 5 gün ertelediğini açıkladı. “Anlaşma ihtimali gerçek ve yakın” dedi, hatta “İran anlaşma istiyor, çok kötü istiyor” diye ekledi. Bu açıklama sonrası petrol fiyatları düştü, piyasalar rahatlama yaşadı.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
İran Dışişleri Bakanlığı, Mehr Haber Ajansı ve Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf dahil üst düzey yetkililer kesinlikle yalanladı. “Hiçbir görüşme olmadı, Trump’ın iddiaları sahte haber, piyasa manipülasyonu ve psikolojik savaş” dediler.
“Trump geri adım attı, biz kazanıyoruz” havası verdiler. Aynı saatlerde İran’ın İsrail’e yeni füze saldırıları düzenlediği haberleri geldi (İsrail ordusu doğruladı).
Bu yeni gelişme, önceki “dolaylı temaslar” iddialarını daha da somutlaştırdı ama aynı zamanda yalanlama refleksini de zirveye çıkardı.
Akıllar karıştı diyoruz. Ama bu bize yansıması. Savaşın tarafları somut adımlar atıyorlar. Bu durumu analiz edelim, bakalım ne tür bir sonuç çıkaracağız.
Trump’ın favori doktrini “Güç Yoluyla Barış” (Peace Through Strength), Reagan’dan beri bilinen ve şu anda İran krizinde tam anlamıyla uyguladığı bir yaklaşımdır. Trump, son Truth Socialpaylaşımlarında bunu büyük harflerle vurgulamış:
PEACE THROUGH STRENGTH, TO PUT IT MILDLY!!!
Bu, onun “anlaşma yapıcı” (“deal maker”) ve “poker masasında kazanan” karakteriyle birebir örtüşür: Önce rakibi askeri, ekonomik ve psikolojik baskıyla ezer, sonra “barış” masasına oturtup kendi şartlarını kabul ettirir.
Taktiksel olasılıkları ele alıyorum, dikkatle inceleyin.
Belirttiğim bu doktrinle bağlantılı Trump’ın güncel stratejisi ne olabilir? Bunu iki başlığa ayıralım: Güç ve barış.
İşte bu noktada aklımızda şu olsun: Trump her şartta kazanmak istiyor. İran kaybediyor olsa bile bir zafer ilan etmekle ilgileniyor.
Trump’ın İran’a karşı “güç” doktrininin ayakları şu unsurlardan oluşuyor:
- Kinetik güç: Operation Epic Fury ile İran’ın balistik füze stokunun %70-90’ını, hava savunmasını %85’ini, donanmasını ve üretim tesislerini tahrip etti. Füze yağmuru büyük ölçüde durdu.
- Askeri baskı artışı: 50.000+ mevcut askere ek olarak 4.500+ Deniz Piyadesi (11th ve 31st MEU’lar, USS Boxer ve USS Tripoli amfibi grupları) bölgeye yaklaşıyor. Bu, Hürmüz Boğazı’nda tanker eskortu, mayın temizleme ve sınırlı operasyon seçeneği yaratıyor.
- Zaman baskısı: İran’ın enerji altyapısına (elektrik santralleri) saldırı tehdidini 5 gün erteledi ama “Hürmüz’ü tam açmazsanız devam eder” diyor. Bu erteleme, zayıflık değil; rakibi masaya zorlamak için zaman kazanma hamlesi.
“Barış” ayağı ise:
- “İran çok kötü anlaşma istiyor, anlaşmada major noktalar var” retoriğiyle piyasaları ve iç kamuoyunu yatıştırıyor.
- Witkoff ve Kushner üzerinden dolaylı temasları (muhtemelen pragmatik kanatla) “verimli görüşmeler” diye sunuyor.
- Mücteba Hameney’i “hafif ve mevcut değil” diye bypass ederek rejim içi ayrıştırma yapıyor.
Muhammed Bakır Galibaf’ın finansal yaklaşımı (tehdidi)karşısında Trump’ın hamlesi görüldü. Galibaf’ın “ABD Hazine tahvilleri İranlıların kanıyla ıslanmıştır, bunları alanlar meşru hedeftir, portföylerinizi izliyoruz” paylaşımı, sert kanadın (IRGC destekli) son çaresi: Askeri olarak yenilen İran, savaşı üçüncü cepheye (finansal psikolojik operasyon) taşıyor. Ama Trump bunu “çaresiz blöf” olarak küçümsüyor.
İşte bu noktada İran’da bir liderlik paradoksu yaşandığını görebiliyorum. Bu husus daha önce yazdım: İran savaşının liderlik paradoksu: Sertlik, yalnızlık ve bölgesel maliyetler
Analiz yaptığımıza göre İran’dan gelen tepkiye göre durumu ele alalım. Trump’ın karakterine göre yapacağı hamleler neler neler?
- Kısa vadede (5 günlük sürenin bitimi – 28-29 Mart): Tehdidi “İran batıyor, son çırpınış” diye geçiştirir. Piyasalara “anlaşma geliyor, petrol düşecek” mesajı vererek tahvil getirilerindeki olası yükselişi sınırlamaya çalışır. Ertelemeyi “biraz daha” uzatır veya “çok iyi ilerleme var” der. Bu, güç gösterisi yaparken barış retoriğini koruma taktiğidir.
- Deniz piyadelerinin sahaya varışıyla (nisan başı): “El yükseltme” yapar. Hürmüz’de fiziksel varlık gösterisi (tanker eskortu, drone tacizine cevap) ile Galibaf’ınfinansal blöfüne fiziksel cevap verir. “Sen benim borcumu tehdit ediyorsun, ben senin boğazını kontrol ediyorum” mesajı.
- Anlaşma yapıcı hamlesi: Pragmatik kanadı (Pezeşkian veya Galibaf’ın pragmatik yönü) sıkıştırarak “teknik görüşme” veya geçici sessizlik anlaşması masaya getirir. Nükleer stokun büyük kısmını teslim, füze kısıtlaması, Hürmüz’ün tam açılması ve vekil güçlerin frenlenmesi karşılığında İran petrolünün kontrollü piyasaya dönmesine izin verir.
İşte bu noktada Trump’ın poker masasına bakmamızda yarar olacaktır. Trump böyle bir poker masasında nereye varır?
Trump’ın “Güç Yoluyla Barış” ile ideal senaryosu:
- İran askeri olarak tükenmiş, ekonomik olarak çökmüş halde ağır tavizler verir.
- Hürmüz açılır, petrol fiyatı “taş gibi düşer”, Trump’ın enerji ve ekonomi kazancı realize olur.
- “İran’ı yönetilir ülke yaptık, nükleer tehdit bitti” diye ilan eder, diz çöktürme algısı İsrail, Körfez ve iç kamuoyunda zirve yapar.
- Sonuç: Tam bir “barış anlaşması” değil ama Trump’ın kazandığı, İran’ın ayakta kaldığı ama kırıldığı bir “anlaşma” veya uzun soluklu sessizlik dönemi. O, masadan “ben kazandım” diye kalkar; tıpkı Art of the Deal (Anlaşma Sanatı) kitabındaki gibi.
Eğer sert kanat (Galibaf/IRGC) direnirse ve Hürmüz’ü veya tahvil ihalesini zorlarsa: Trump “tam yıkım” uyarısını gerçekleştirir, sınırlı deniz piyade operasyonu yapar ve sonra yine “şimdi barış zamanı” diye döner. Her iki durumda da güç ön planda kalır, barış ise onun şartlarıyla gelir.
Sonuç: Trump’ın “Güç Yoluyla Barış” doktrini tam da bu kriz için biçilmiş kaftan. O, ipleri elinde tutuyor: İran’ın kinetik kartları bitti, finansal kartı sadece psikolojik. Trump “blöf, baskı ve zaman kazanma” üçlüsüyle oynuyor ve poker masasında son eli alma ihtimali yüksek. Beş günlük sürenin bitimi ve deniz piyadeleri hareketleri, bu stratejinin bir sonraki büyük testi olacak.
Durum hâlâ akışkan ama Trump karakteri burada net: Gücü göster, rakibi yor, sonra “barış”ı kendi zaferin olarak sun.
Savaşa devam mı?
Benim düşüncem şöyle: Eğer ilk safhada (ilk 10-12 gün) İran direniş göstermese ve o zaman bir anlaşma zemini arasaydı sonraki günler yalanmayacaktı. İşte o ilk vuruşun etkisine gösterilen tepkiyle beraber İran’daki liderlik, savaşı yönetme biçimi, Körfez Ülkeleri’ne saldırı, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması vb. süreçler durumu değiştirdi. Bu değişiklik Trump’ın, yeniden hazırlık diyebileceğimiz dönemini içeriyor. Bu dönemde neler var? Diplomasiyle ikna süreci yani anlaşmaya gitmek, Basra’da bir adanın alınmasına dönük hazırlıkların tamamlanması.
Ben bu hususları da yazdım: İran savaşında yeni safha
Hatta bu yazımda bir grafikle durumu da gösterdim, şöyle:
Tarih söyleyecek olursak, nisan başında bu savaşa (III. safha dediğim) devam edilip edilmeyeceğini belirleyecek husus, işte İran’ın bu diplomasi şansını kullanıp kullanmayacağıdır. Trump kartını attı, şimdi bir grilik var, ama sis perdesi kalktığında durumu bizler de görebileceğiz.
Şimdi bu safhada sizlere yeni bir kavramı ileri sürüyorum: Jeopolitik Savaş
Bu kavramı ileride sizlere daha geniş biçimde açıklayacağım, şimdi kısaca bahsedeyim ki, savaşa devam mı, sorumuzu daha belirgin açıklama imkânım olsun.
İran savaşı, klasik bir bölgesel çatışmadan öte jeopolitik savaştır.
- ABD’nin küresel amaçları (Pasifik’te denge, Çin’in nadir toprak elementleri bağımlılığından kurtulma, enerjiye hükmetme, ticaret zincirlerini yeniden düzenleme);
- İsrail’in stratejik güvenlik ihtiyaçları;
- “Önce Amerika” doktriniyle birleşen Trump’ın Atlantik-Pasifik-Arktik-Avrupa eksenli atılımları, bu savaş üzerinden hesaplaşmaktadır.
İsrail burada Trump’ın ortağı/vekil gücüdür; teo-politik unsurlar ise büyük ölçüde propaganda aracıdır.
Jeopolitik savaşın beş ana alanı vardır ve şunlardır:
- Finansal alan (tahvil piyasaları, dolardan arındırma girişimleri);
- Enerji alanı (Hürmüz, sigorta primleri, gübre, helyum);
- Kinetik alan (füze/drone saldırıları ve önlemeleri, altyapı vuruşları);
- Liderlik alanı (karar mekanizması hedef alımı, iç ayrıştırma);
- Lojistik alan (hazırlık, intikal, sürdürülebilirlik).
Yukarıda açıkladığım safhalarla bu stratejiyi yenileme döngüsünü başlayayım:
- İlk vuruş: Rakip diz çöker mi?
- Cevap hayır ise ikinci safha: Taktiksel diplomasi ve lojistik hazırlık.
- Riskli üçüncü safha (genişleme): Maliyet ve iç politika faturası önceden hesaplanmalıdır.
Bu yeni safha (yani savaşa devam): Enerji savaşı ve körfez ülkelerinin dahil olma riskini içermektedir. Mart 2026 sonu itibarıyla savaş üçüncü safhaya (Körfez ülkelerinin doğrudan hedef alınması veya çekilmesi) yaklaşmaktadır. Hürmüz Boğazı’nda fiili engelleme (“her geçiş riskli”), Katar Ras LaffanLNG tesislerine vuruşlar ve karşılıklı enerji altyapı saldırıları küresel arzı kaosa sürüklemiştir. Nisan başı BAE, Umman ve diğer Körfez aktörlerinin savaşa daha aktif dahil olma riski yüksektir. Bu, cephesiz savaştan “cepheli unsurlara” (Hürmüz adaları operasyonu, mayın temizleme) geçiş ihtimalini doğurur.
Trump’ın “Güç Yoluyla Barış” doktrini ve poker masası olayı burada devreye girmektedir. Trump, kinetik güç, zaman baskısı ve blöf üçlüsüyle oynamaktadır. Beş günlük erteleme tehditleri, “anlaşma geliyor, petrol düşecek” mesajları ve deniz piyadeleri hareketleri (USS Boxer/Tripoli, 4.500+ MEU) rakibi masaya zorlama taktiğidir. İran tarafının finansal psikolojik tehdidi (“ABD tahvilleri kanla ıslanmıştır”) çaresiz bir blöf olarak kalmaktadır.
İstediğim ne? Anlaşma olsun. Ama ben bunu savaş başlamadan (22 Şubat yazısı: ABD'nin İran'a karşı olası sınırlı-darbe stratejisi) ve savaşın ilk günlerinde tekraren söyledim: İtaat!
Şimdiye kadarki safhalarda İran direnişi bu savaşmadan veya savaşarak itaati reddettiğine göre, ki İran’dan da bu beklenirdi, şimdiden sonra olacaklar belli gibi, savaşa devam. Eğer İran bu teorik yaklaşımımızı boşa çıkarırsa ne diyeceğiz? Yaklaşık bir aydır sürdürülen bu savaşta İran gerçekten zor duruma düşürülmüş! Yani önemsenecek bir kayıp var. ABD açısından ise bu jeopolitik savaş kazanılmış olacak.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish