Özellikle ABD Başkanı Trump’ın son Venezuela ve İran hamleleri bilinen bir konuyu yeniden tartışmaya açtı: Düşman kim, bir ülkeye neden saldırılır, dünya sistemi hep böyle mi olacak? Buna karşılık bir de uluslararası düzen ve hukuk konusu var, sesler yükseliyor; ne olacak dünyanın hali dercesine.Düşman nasıl yaratılır, neden savaşılır, bakalım mı?
İki kutuplu dönemde
Soğuk Savaş’ta düşman belliydi: SSCB, Komünizm. Buradaki konu şuydu, ABD, müttefiklerine diğer başka şeylerin yanı sıra istihbaratı, yani bilgiyi de veren güçtü. Bilgi nasıl aktarılıyordu; acaba düşman abartılıyor muydu? Bunlar soru işaretleri taşımaktaydı. Mesela Türkiye bunu bizzat gördü. Soğuk Savaş’ta ABD’nin NATO’ya aktardığı bilgilere bakılırsa, ki çoğunlukla savunma planları buna göre yapılırdı, Bulgaristan çok güçlü askeri güç olarak gösterilirdi. Ama SSCB dağılınca görüldü ki, döküntü birçok silah-sistem ve tesisler vardı.Bilgilerin bir kısmı şüpheliydi, abartılıydı. Ama yapılmak istenen belliydi: ABD, “Komünist tehdit güçlü, ona göre biz de sağlam durmalıyız!” diyordu.
Tek kutuplu dönemde
Soğuk Savaş bitti, ABD’nin Orta Doğu’ya el attığı süreç başladı. Baba George Bush zamanında ilk Körfez Harekâtı yapıldı. Burada Saddam Hüseyin hedef tahtasındaki isimdi, ama esas yapılmak istenen, Irak’ın Rusya bağlantısı kesilmeliydi, petrol ABD kontrolüne geçmeliydi. Düşman kimdi? Saddam. Amaç neydi? Orta Doğu’yu tamamen kontrol etmek. Neden? SSCB dağıldı ve tek kutuplu dünya düzeni başladı.
Saddam’ın imkân ve kabiliyetini açıklarken bir abartı var mıydı? Evet. Saddam’ın “cehennem topu” bile vardı!
11 Eylül olayı yaşandı. Oğul Bush düşmanı ilan etti. Düşman bileşeninde neler vardı? “Radikal terörizm, küresel terörizm, İslami terör vb.” O gün bugün bu şablon pek değişmedi. Asya’da Rusya’nın güneyinden ve Çin’in batı sınırından Afrika’ya kadar, ki esasen arada önemli ölçüde ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) yer alıyordu, savaş devam ediyordu.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Ayrıca Bush bize “önleyici savaş” doktrininin nelerle ilgili olduğunu da gösterdi. Bugün İsrail ve ABD de “önleyici savaş” demekte ve İran’a saldırmakta.
Barack Obama zamanında ise yoğun biçimde “vekalet savaşları” dönemini gördük. Düşman vardı, terör gibi; ama esasen yapılmak istenen bölgede “istikrarsızlık” yaratmaktı. Dolaylı olarak egemen ülkeler düşmandı ve bazı ülkeler resmen “başarısız ülke” dönüşümüne tabi tutuldu.
Ortadoğu’da şablon kendini gösterdi: Arap Baharı! Burada “rejimler” hedefti.
Demokratik ülkelerin yöntemi
Başta ABD ve Britanya olmak üzere Batılı önemli ülkeler,ulusal savunma stratejilerinde, önce düşmanını tarif ederek sistemini işletirler. Düşman tarifleri: Küresel, bölgesel ve yerel terörizm, teknoloji, sanayi ve savunma alanı dahil olmak üzere istihbarat/casusluk, toplumu bozabilecek olan uyuşturucusatıcıları, karteller ve mafya örgütler. Hepsi bu mu?
Peki bu ülkeler biriyle savaşacak ise ne yaparlar? Meclislerini toplarlar ve kanun çıkarırlar. Örneğin, şu ülke düşman ve şu yöntemle mücadele başlatılmıştır, gibi. Düşman bir ülke veya ülkeler topluluğu ise barış zamanı çalışılır, ancak şartlar gereği değerlendirme yapılır, düşman ilan edilir.
Ama burada bir “politik-geçiş” görüyorsunuz: Batılı ülkeler tarafından IRGC terör örgütü ilan edilebiliyor!
Operasyonel istihbarat
Barış veya savaş, tehdit veya değil, ama sürekli işleyen bir üstünlük kurma biçimi var: Operasyonel istihbarat.
Bunun için özellikle başat güçlerin ve bazı orta sıklet ülkelerin istihbarat servisleri mücadele edeceği alanı bulur veya yaratır, ilan etmeye gerek yok, örtülü biçimde bir tür savaş yapar.
Buradaki rekabette, hukuk nerede, demeyin!
Terörist başına konan ödül
Özellikle ABD bu yöntemi kullanıyor: Ödül!
Terörist listesindekilerin ileri gelenleri veya liderleri üzerine ödül açıklaması, yerini gösteren, teslim eden gibi şekillerde, duyuruluyor. Bu yöntem bir devlet başkanı bile olsa, eğer terörist ilan edildiyse kullanılıyor. Örneğin Maduro’nun veya Hamaney’in başına ödül konabiliyor. Buradaki hukuk çarkı düşmanlaştırma şeklinde açıklanırsa iç-uluslararası hukuk geçişi anlaşılabilir.
CAATSA
CAATSA, "ABD'nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası" (Countering America's AdversariesThrough Sanctions Act) anlamına gelir. Ağustos 2017'de yürürlüğe giren bu ABD federal yasası, Rusya, İran ve Kuzey Kore'nin savunma ve istihbarat sektörleriyle önemli iş ilişkileri kuran kişi ve kurumları hedef almaktadır.
Ülkeler ve kurumlar daha çok bu konuyu “yaptırımlar” olarak görmektedir. Bilindiği gibi uluslararası piyasalarda daha çok ABD Doları kullanılmaktadır ve ABD Hükümeti (politika) bu alanda kendi para birimini bir yaptırım aracı (silah) olarak kullanabilmektedir.
Ayrıca ABD’nin II. Dünya Savaşı sonrasında birçok ülke ile ikili ve çoklu uluslararası anlaşması vardır ve buradaki bağlayıcı hususları karşı tarafa bir politik argüman olarak gösterebilmektedir. Yaptırımlar bu şekilde de formülleştirilebilmektedir.
Uluslararası zemin
Uluslararası sistemin ve teamüllerin, zalim yöneticilerin kendi halkına ve etrafındakilere verdiği zararlar, insanlık dışı büyük suçlar, terörle mücadele, kitle imha silahlarının yaygınlaşmasını önlemeye dönük çabaların tersine hareket edenler gibi bahislerde yapılan bir durum değerlendirmesini müteakip, ülkeler ya kendileri ya da BM’nin alacağı kararlara bağlı (ki bu bilinen nedenlerle pek işletilemeyen bir yoldur) tedbir amaçlı girişimlerini başlatabilmektedirler.
Bazı uluslararası anlaşmalara ülkeler kendi çıkarları için dahil olmamayı seçebiliyor. Bu önemli bir sorun sahası oluşturuyor. Bazı ülkeler düzene katılıyorken, diğeri “bu anlaşma ülkemi bağlamaz” diyebiliyor.
Uluslararası hukuk tartışması
Büyük güçler için “güçlünün hukuku” kaidesi halen geçerli!
Buraya kadar verdiğim; politik kararlar, düşmanlaştırma yöntemleri, terörist, mafya veya casus ilanları, istihbarat çalışmaları vb. hususlar oldu.
ABD bu sıralı yöntemi fazlasıyla kullanır ve müdahalelerine meşruiyet kazandırır. Rusya daha başka şekillerde bunu yapar. Birinin yöntemi açık, diğerininki çok sert, görülür… Çin ayrı: Sinsi.
Bahse konu süreçler, hazırlıklar, politikalar ve uygulamalar olduğu halde, hukukçular doğrudan bir anlaşma maddesi aramaktalar. Bu da doğal.
Gerçekte olan ne? Saddam’ın Kuveyt’e saldırması sonrasında Irak büyük ve uzun bir savaşın alanı olabiliyor, NATO ülkeleri Libya’da Kaddafi’ye saldırabiliyor ve Afganistan’daki tanımlı küresel terör örgütüne savaş açabiliyor, Rusya Ukrayna’ya saldırabiliyor, “Renkli Devrimler” yapılabiliyor, Suriye’de yaklaşık 12 yıl yaşanan iç savaştan dolayı çeşitli meşruiyetlerle savaşılabiliyor, IŞİD’le mücadele yapılabiliyor, son olarak İran’ın nükleer silah edinmesine ramak kaldı denerek, ABD ve İsrail tarafından bir önleyici savaş başlatılabiliyor.
Ancak yine neyi görmekteyiz? İran’daki bu savaş nedeniyle “küresel enerji ve ekonomik savaş” genişliyor, sorunlar derinleşiyor. Birbirini tetikleyen olumsuzluklar için “mücbir sebep” hadisesi işlerlik kazanıyor.
Sonuç
Bugüne dek olanlar bize şunu göstermektedir: Eğer amacınız ülke insanlarınızın ve değerlerinizin gelişmesi ise; var olan pastadan alınacak payınızı arttırırsınız, bunu bazıları göstere göstere kavgayla, zorla veya savaşla yapar, bazıları ise uygun yolları kullanarak.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish