28 Şubat’ta İran’ın nükleer programına ilişkin müzakereler devam ederken ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla başlayan çatışmalar, İran devlet yönetiminde üst düzey aktörlerin hayatını kaybettiği bir sürece dönüşmüştür.
Öncelikle İran’a dair cümlelerin çoğunlukla reel politik pencereden bakılarak kurulması, İran toprakları içinde yaşayan ve rejime karşı uzun bir tarihselliğe sahip muhalefeti aynı potada değerlendirme riski taşıyor. Toplumsal olanın uluslararası ve bölgesel siyasetin alt metni olarak tartışılması ve hatta kimi zaman “sırası değil” denilerek halı altına süpürülmesi İran toplumsal muhalefetine ilişkin genel tutumu yansıtıyor.
Tarihsel gelişmeler düşünüldüğünde, rejime yönelik tepkiler saklı kalmak kaydıyla, İran halkının hafızasında topraklarının kuzey, güney ve batı bölgelerine müdahalelerin olabileceğine ilişkin tarihsel deneyimler söz konusu ve bu durum halk arasında halen oldukça canlı.
İran halkının anti-emperyalist tutumu bugünün meselesi olmadığı gibi yalnızca kırk küsür yıllık İslam yönetimiyle sınırlı bir bağlama da sahip değil. Bu nedenle İran toplumsal muhalefetini yalnızca “Amerika yandaşlığıyla” kategorize etmek doğru değil.
Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısı, mevcut yönetime karşı değişim taleplerini hızla gölgede bıraktığı gibi içeriden ve dışarıdan yükselen itirazların da “vatanını satan, halkına ihanet eden” şeklinde etiketlenmesine yol açtı. İran halkını çıkışı olmayan bu vasata sıkıştıran refleksler, hem halkın günlük yaşamını sürdürmesinizorlaştırıyor hem de müesses nizamı yeniden tahkim etmek için bu savaşların araç olarak kullanılacağı zemini de meşrulaştırıyor.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
İran toplumsal muhalefetinin bir parçası olan ve yukarıda sözünü ettiğim bağlamda değerlendirilen gruplardan biri ise İran Kürtleridir. Yakın zamanda Türkiye’de barış süreci ve Suriye Kürtlerinin merkeze entegrasyona ilişkin nihai kararın ardından,İran’a yönelik saldırılarla gündeme gelen başlıklardan biri İran Kürtlerinin nasıl pozisyon alacağı olmuştur.
İran Kürtlerinin coğrafi konumlanışıyla ilgili kısa bir giriş yaparsak, İran ile Türkiye arasında 500 küsür kilometrelik kara sınırı vardır. Bu sınır bölgesinin İran tarafında Maku, Razi ve Sero; Türkiye tarafında ise Gürbulak, Kapıköy ve Esendere olarak isimlendirilen sınır kapıları bulunur.
Sınır bölgesinin iki yakasını nüfusun çoğunluğunu birbirleriyle akrabalıkları olan Kürtler oluşturur. İran’ın batı bölgelerinde nüfusun çoğunluğunu oluşturan Kürtler, Urmiyebaşkentli Batı Azerbaycan eyaletine bağlı ve bu eyaleti Şii Azerilerle paylaşıyor. Urmiye’ye yaklaşık bir buçuk saat uzaklıkta Mahabadşehrinin yer aldığı Kürdistan eyaleti ise Sünni Kürtlerden oluşmakta ve bu eyaletle İran’ın batısında yaşayan Kürtler arasında Azeri yerleşimleri bulunmakta.
Türkiye’nin doğu sınırına da çok yakın yerleşimler olan bu bölgelerde yaşayan Kürtlerin çoğunluğu Sünni mezhebine mensuptur ve sayıları tartışmalı olmakla birlikte 4-5 milyon arasında değişmektedir. İran’da yaşayan Kürtler hem yerleşik oldukları eyaletler hem de mezhepsel bağlılıkları bakımından daçeşitlilik gösteriyor. Örneğin İslamiyet’i benimsemeyen Zerdüştler ve Yaresanlılar bulunduğu gibi, farklı eyaletlerde de (Hamedan, Kirmanşah vb.) Şii Kürtler bulunmaktadır.
İran idari olarak ostan (eyalet) sistemiyle yönetiliyor ve her toplumun bulunduğu eyalette kendi kültürel yaşamına ilişkin örüntülere rastlamak mümkün. Eyalet olarak adlandırılsa da idari yönetim merkeziyetçi bir yapıyla kurulmuştur. Yani her eyaletin yönetim kademeleri merkezden atanmakta ve yerelde seçilmişlere merkezden müdahale edilmektedir. Kürtler bağlamında bakıldığında, İran’da 1920’lerde Rıza Şah’la başlayan ulus devletleşme sürecindeki merkezileşme çabalarının, II. Pehlevi döneminde 1963 Beyaz Devrim programına kadar önemli dönüşümlere yol açtığını söylemek oldukça zor.
Özellikle Türkiye’den yapılan değerlendirmelerin en büyük sınırlılığı, İran Kürtlerinin merkezi devletle ilişkilerini Türkiye’de yaşayan Kürtlerle eş tutmak olabilir. Bugün İran’da Kürtlerin büyük çoğunluğunda geleneksel yaşam hakim ve Kürtçe günlük yaşamın hala çok önemli bir parçası.
Ayrıca İran Kürtleri, kamusal alanda görünürlükleri çok sınırlı tutulan bir devlet sisteminde yaşamaktadırlar. Kürtler arasında ulusal bilincin varlığı da bu temelde sürdürülmektedir.
Kürtlerin İran devletiyle kurdukları bu ilişki, Kürtleri büyük oranda kendi bölgelerinde sisteme katılmadan yaşamaya zorlamaktadır. Kültürel örüntülerin korunmasına olanak tanıyan bu durumun, farklı eyaletlerde yaşayan Kürtleri içine alacak şekilde kurulması hedeflenen siyasal çabaları zayıflattığı söylenebilir.
İran’daki Kürtler arasındaki mezhep farklılığı (Şii Kürtler) veya İslamiyet’i kabul etmeyen Kürt gruplarının varlığı da yukarıda ifade edilen çabalara siyasi bariyer oluşturmakta. İran Kürtleri arasında benzer siyasal talepler konusunda yaşanan mesafe açıklığının sebebi, İran yönetim pratiğindeki özgül koşullar olduğu kadar devletin bununla ilgili özel bir siyaset takip etmesinden de kaynaklanmaktadır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish