İnisiyatif nedir?
Savaşta inisiyatif, tempo ve yönü belirleme gücüdür. Kimin saldıracağını, kimin savunacağını, kimin bekleyeceğini ve kimin tepki vereceğini bu güç tayin eder. İnisiyatifi elinde bulunduran taraf düşmanını kendi gündemine mahkûm eder. Kaybeden taraf ise sürekli tepki verir, hiç öngöremez ve bir adım geride kalır.
Clausewitz bunu "savaşın grameri" olarak tanımlar: Dilbilgisini kim yazarsa, konuşmayı o yönlendirir. Sun Tzu ise aynı fikri daha dolaysız ifade eder:
Savaş alanına ilk varan ve düşmanı bekleyen dinç kalır; geç gelen ve koşarak yetiştirmeye çalışan yorgun düşer.
İnisiyatif, temelde zamanı kendi lehine kullanan tarafın elindedir.
Taarruz eden için iİnisiyatif
Saldıran taraf inisiyatifi doğası gereği elinde tutar. Saldırının yeri, zamanı ve şiddetini seçen odur.
Savunan ise ne zaman, nereden, hangi kuvvetle saldırıya uğrayacağını bilmez; her noktayı korumak zorundaymış gibi hisseder.
Bu zorunluluk, savunanın kuvvetlerini dağıtır ve zayıflatır.
Taarruz eden bu avantajı şu yollarla korur:
- birincisi sürat, yani savunana toparlanma fırsatı vermemek;
- ikincisi sürpriz, yani beklenmedik yönden, beklenmedik zamanda vurmak;
- üçüncüsü tempo, yani birbiri ardına gelen hamlelerle savunanı sürekli tepkisel konumda tutmak.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
II. Dünya Savaşı'nda Alman Blitzkrieg doktrininin özü buydu: savunanın karar döngüsünden daha hızlı hareket etmek.
Ancak taarruz eden için de inisiyatif kaybı mümkündür. Lojistik uzar, kayıplar artar, savunan direnir ve beklentilerin aksine çökmezse taarruz eden bir noktada duraklar.
Tempo kırılır. O andan itibaren inisiyatif el değiştirmeye başlar.
Savunan için inisiyatif
Savunan inisiyatifi nasıl ele geçirir?
Bu sorunun cevabı, savaş stratejisinin en tartışmalı meselelerinden biridir.
Klasik cevap şudur: karşı taarruz. Savunan, saldırganın ikmal hatlarını, toplanma bölgelerini ya da yorgun birliklerini vurarak hamle yapma hakkını zorla alır. 1973 Savaşı'nda İsrail'in Süveyş Kanalı'nı geçerek Mısır Üçüncü Ordusu'nu kuşatması bu yaklaşımın ders kitabı örneğidir.
Ama inisiyatif yalnızca fiziksel hamlelerle ele geçirilmez. Savunan şu yollarla da inisiyatif kazanabilir:
- Birincisi saldırganı kendi takviminden saptırmak, yani onu planladığından farklı tepkiler vermeye zorlamak.
- İkincisi maliyet bindirme, yani saldırgana kabul edemeyeceği bedeller ödetmek ve onu kendi hesaplamalarını yeniden yapmaya mecbur bırakmak.
- Üçüncüsü alanı kontrol etmek: kritik bir coğrafyayı, bir boğazı, bir ikmal güzergâhını elinde tutmak, saldırganın bütün hamlelerini o gerçekliğin etrafında kurmasını zorlamak.
Bu üçüncü yol, modern asimetrik çatışmalarda belirleyici hale gelmiştir. Fiziksel anlamda karşı taarruz yapamayan taraf bile kritik bir düğüm noktasının kontrolünü elinde tutarak inisiyatifi stratejik düzeyde ele geçirebilir.
İran ve inisiyatif
28 Şubat 2026'da başlayan ABD-İsrail saldırısından bu yana İran'ın inisiyatifi kaybetmesi bekleniyordu. Rejim çöker, liderlik tasfiye edilir, nükleer program kalıcı biçimde tahrip edilirdi. Bu beklenti gerçekleşmedi. Dahası İran bir süre sonra inisiyatifi ele geçirdi.
İran bu inisiyatifi nasıl ele geçirdi?
- Birinci unsur: Önceden dağılma kararı. İran, geçen Haziran'dan itibaren askeri kapasitesini coğrafi olarak dağıtmış ve silah kullanım yetkisini alt kademelere devretmiştir. Bu karar, başlangıçta anlamsız görünüyordu. Ancak ABD-İsrail'in liderlik tasfiyesine ve merkezi komuta yapılarını çökertmeye odaklanan harekât anlayışına karşı son derece etkili bir önlem olduğu ortaya çıktı. Merkezi bir harekâtla böyle bir yapıyı çökertmek mümkün değildir.
- İkinci unsur: Yatay tırmanma. Menzil dahilindeki hedeflere geniş çaplı füze ve insansız hava aracı saldırıları başlangıçta rasyonel olmayan bir davranış olarak görünüyordu. Hatta kimileri İran’ın düşmanlarını çoğalttığını söylüyordu. Sonuç ise farklı oldu: ABD'nin müttefiklerine, Körfez ülkelerine ve bölgesel düzene doğrudan maliyet bindiren bu hamle, Washington'un karar hesabını zorlaştırdı.
- Üçüncü unsur: Hürmüz'ü küreselleştirme. En kritik hamle buydu. İran, Hürmüz Boğazı'nı tam kapatmak yerine seçici ablukaya dönüştürdü: kendi ticaretine açık tutarken düşman olarak tanımladığı taraflar için kapattı. Hem petrol gelirini korudu hem küresel deniz ticaretine risk primi yükledi.Boğazın bu biçimde kontrol altında tutulması, ABD'nin operasyonel seçeneklerini doğrudan kısıtlıyor. Tankerler duraksadığı sürece çatışma İran'ın belirlediği çerçevede sürer.
- Dördüncü unsur: Trump'ın istihbarat açığı. Trump, istihbarat kurumlarını değil "içgüdülerini" esas alarak karar veriyor. CIA Direktörü, Kongre'de İran tehdidine ilişkin yıllık değerlendirmesinin cumhurbaşkanının tutumunu çürüten bölümlerini okumayı reddetti. ABD karar alma mekanizmasındaki uyumsuzluk ve istihbarat-politika ayrışması, İran’ın attığı adımların etkisini artıran bir zemin oluşturdu. Saldırganın karar mekanizmasındaki bu yapısal bozulma, İran'ın elindeki en değerli asimetrik avantajlardan biri haline geldi.
Sınırlı inisiyatif
Bütün bunlarla birlikte İran'ın inisiyatifi sınırlı ve kırılgan.
İran "ben bunu sürdürebilirim, sen sürdüremezsin" mesajını verebilme gücünü elinde tutuyor.
Bu, saldırganı durdurmak için yeterli bir güçtür. Ama masaya kendi şartlarını dikte ettirmek için yeterli değil.
İran için şimdilik işler iyiye gidiyor. Ancak asıl problem barış ilan edildiğinde başlayacak. Ülke içi düzenin yeniden kurulması şu ana kadar yapılan hataların tekrarı ya da telafisi çok şeyi değiştirecek.
Başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerinin üzerinde durması gereken ise, İsrail ve ABD’nin şimdilik dursalar da savaştan asla vaz geçmeyecekleri ve 1991-2003 arası Irak’ın yaşadıklarının İran’da da tekrar etme ihtimali.
Bunu da başka bir yazıda ele alırız.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish