Ben sanırdım ki…

Zeki Sarıhan Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Pixabay

Ben sanırdım ki, 

Milletler arasında hak ve hukuka dayalı bir düzen kurulmuştur. Artık Moğollar devrindeki sürüler hâlinde akınlar düzenleyip halkları kırmak, mallarını sürüp götürmek gibi korsanlıklar sona ermiştir. 

Ben sınırdım ki, Romalıların savaş makinasıyla milletleri kırıp geçirdiği, Akdeniz çevresi zenginliklerinin Roma’yı beslemeye mecbur olduğu dönem bitmiştir.

Ben sanırdım ki, Büyük İskender zihniyeti artık son bulmuştur. Dünya hâkimi olma istekleri geride kalmıştır. 

Ne Haçlı seferlerinin zihniyeti, ne Osmanlıların Avrupa içlerine kadar hâkim olma isteği artık Osmanlıların Avrupa’yı dize getirme sevdasına benzer çılgınlıklar görülmez.  

Ben sanırdım ki, Hitlerin sınır tanımaz vahşetlerine benzer olaylar yaşanmaz.  Japonların Uzak Doğu halklarını köleleştirme sevdası geride büyük bir ders bırakmıştır. 

Ben sanırdım ki, Dünya Savaşlarından dersler çıkarılmış, milletler arası kuruluşlar meydana getirilmiş, barış güvenceye alınmıştır. Her millet kendi sınırları içinde bağımsız yaşayacaktır. Hiçbir devlet diğer devletlere patronluk taslamayacaktır.

Amerikan emperyalistlerinin Çin, Vietnam, Kamboçya, Küba maceralarından dersler çıkarılmış, Amerikan halkı da kendi yöneticilerine baş kaldırmıştır ve kaldıracaktır. 

Heyhat! Ne kadar yanılmışım. Verilen sözlere, anlaşma  metinlerine, Birleşmiş milletlerde yapılan konuşmalara inanan bir aptalmışım. 

Meğer dünya hâlâ bir cangılın kanunlarıyla idare ediliyormuş. Ne hak, ne hukuk, ne insanlık,  ne yaşama hakkı, ne acıma varmış! Hâlâ, gücü gücü yetene kralı yürürlükteymiş! 


Ben sanırdım ki,

Türkiye’de adalet sistemi bağımsızdır. Yasama, yürütme ve yargının birbirinden emir almayan anayasal kuvvetler olduğunu sanırdım. 

Savcıların ve yargıçların hiçbir yerden emir ve görüş almadan yasalara ve vicdanlarına göre karar verdiklerini düşünürdüm. 

Devletin başında bulunan kişilerin herkesin haklarını güvence altına aldıklarına, kimsenin hakkını yemediklerine, ellerinde tuttukları gücü muhaliflerinin zararlarına kullanmayacaklarınainanırdım.

Ben sanırdım ki, Türkiye çeşitli çalkantılar içinden geçerken yaşadığı kanunsuzlukları artık yaşamaz. Bunların zararlarını herkes görmüştür. Yasaların vaat ettiği adalet güvencesineuyar. Değilse devran dönüp kendileri iktidardan düşünce aynı hukuksuzlukların kendilerine de uygulanacağını düşünür. 

Ben sanırdım ki, devlet seçime giren aday ve partiler karşısında tarafsızdır. Devlet haber organları hepsinden eşit haber verir ve hapsine eşit yer ayırır. Seçim gününün ortasında kural değiştirmez. Seçim sonuçları keyfi olarak iptal edilmez. Seçilenler muhalefet partilerine mensup diye görevden alınarak yerlerine yandaş kişiler atanmaz.

Ben sanırdım ki, hükümet, kamunun malı için çok titizdir. Bunun çalınmasına, çarçur edilmesine ve yandaş örgüt ve kişilere peşkeş çekilmesine göm yummaz. Bu konuda partileri arasında ayrım gözetmez ve yargıyı muhalif parti ve kişileri tasfiye etmek için kullanmaz. 

Heyhat! Ne kadar safmışım. Kâğıt üzerinde yazılanları ne kadar da gerecek sanmışım. Bazı vicdanlarının bu kadar kararacağına ihtimal vermemişim.


Ben sanırdım ki,

Din ve mezhepler için yapılan savaşlar da tarihte kalmıştır. Anayasalarda da yazıldığı gibi devlet laiktir. Devlet din değil dünya işleri içindir. 

Mektep medrese görmüş olan insanlar bunu  bilirler. Devletin başında bulunanlar kendi inançlarını devlet organları ve eğitim kurumlarıyla topluma dayatmazlar.  

Hayır, hayır! Bu kadar anlayışsız, bu kadar bencil ve düşüncesiz olamazlar. 

Onların da başkalarına saygıyı emreden bir vicdanları vardır. 

Heyhat, ne kadar yanılmışım. Benim kadar saf biri bulunmaz.

Anladım ki dünya benim inandığımdan ve hayal ettiğimden çok farklı.

Ben dünü, değil, bugünü değil, çok az insan gibi geleceği yaşıyormuşum.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU