İran'da liderlere yönelik saldırılar ve bir dekapitasyon kampanyası yürütülmesi dikkatlerden kaçmıyor. Bu konu savaş ile ilgili. Ama daha geniş bakılırsa, bölgede köklü sertlik yanlısı bir hava hep olmuştu, şimdi bu olumsuz durum daha da belirginleşti.
Ortadoğu'nun en karmaşık ve yıkıcı çatışmalarından biri olan İran Savaşı (2025-2026), rejimlerin sertlik politikalarının nasıl kısa vadeli direniş sağlarken uzun vadede izolasyon, ekonomik çöküş ve insani felaketlere yol açtığını acımasızca gözler önüne sermektedir.
O yaptı bu yaptı fikri yanlış. Oldu mu? Oldu. Savaş var mı? Var. Biri diğerine düşman diyor, diğeri dostum mu diyor?
Bir de karşılıklı şeytanlaştırma konusu var… Zemin, zaman ve şartlar müsaitmiş ki insanlık olarak bu tarihi gerçekle yüz yüzeyiz.
Peki bu savaşın içinde liderlik meselesi üzerine neler söyleyebiliriz?
Rasgele bir durum mu, iradeler bunu mu karşımıza getirip koydu?
Hangi iradeden ve ne tür iddialardan (politikalardan) söz edilebilir?
Savaşta irade
Tarihsel olarak, sertlik yanlısı liderler (Stalin, Mao, Saddam …) kısa vadede güç toplasa da uzun vadede izolasyon ve çöküş getirdi.
Bugün İran'da IRGC'nin sertliği, yönettiği sistemi "şeytan" söylemiyle mobilize ediyor, ancak bu halkı büyük ölçüde yabancılaştırıyor.
Demokrasi veya otoriterlik fark etmeksizin, öndeki liderlerin kararları dünyayı etkiler: Trump'ın İran politikası, Netanyahu'nun saldırıları veya Hameney'in vekil stratejisi, bölgesel dengeleri bozdu.
İran'ın arka planına bakıldığında ne görülüyor? İran halkıekonomik kriz ve baskıdan yoruldu; beklentiler ise tabiidir ki barış ve refah. Ancak IRGC'nin kontrolü, yumuşamayı engelliyor. Hem savaşta bile kayıpları aza indirmek için başka yollar aranır, sertlik bir yere kadar devam eder.
Hatırlayalım, İran Savaşı'nın ilk hamleleri olarak doğrudan liderlik hedefli saldırılarla başladı. 2025 Haziran'ındaki "12 Günlük Savaş" (Operation Rising Lion) ve 2026 başındaki ABD-İsrail operasyonları ("Roaring Lion" ve "Epic Fury"), İran'ın üst düzey askeri ve siyasi kadrosunu hedef aldı. Bu saldırılar, rejimin karar alma mekanizmasını felç etmeyi amaçladı.
En başından beri liderlik kaybı ve (henüz çok öne çıkmamış olan) Mücteba Hamaney’in (görünen o ki) süreci olması gereken ölçüde yönetememesi intibaı vermesi veya en azından (belli ölçüde bile olsa) IRGC’nin yükselen rolü dikkat çekicidir.
Özellikle; IRGC Komutanı Tuğgeneral Ahmed Vahidi, Meclis Başkanı Muhammed Bager Halibaf ve eski IRGC Komutanı Tümgeneral Muhammed Ali Caferi gibi Mücteba’ya yakın sert IRGC figürleri ile bu savaş nasıl idare edilir veya barış şartlarına dönülmesine katkı ne olur?
Ayrıca bu figürlerin Mücteba’nın Ayetullah olarak seçilmesi için baskı yapan kişiler arasında olduğu da bilinmektedir. Bu üçü de tarihsel olarak İran'ın askeri, siyasi ve iç güvenlik kurumlarında üst düzey görevlerde bulundular.
Rejimin zorlayıcı aygıtıyla derin bağları olan etkili ve son derece ideolojik aktörlerden oluşan bir ağı temsil ediyorlar. Bu kişiler, IRGC içindeki en agresif ve baskıcı unsurlar arasındadır.
İran adına bu savaşı, Mücteba’yı da seçen IRGC’nin sertlik yanlısı isimleri yönetiyor. Diğer yandan IRGC, ABD, İsrail ve Avrupa için 2019’dan beri şöyle tanımlandı: “Terörist!”
Bunların hepsini birden bir yere koyup etraflıca düşünmekte yarar var.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
ABD, İran’ın askeri kapasitesini bilmiyor değildi. Değerlendirilemeyen neydi?
IRGC’nin (İran savaş liderliğinin),başta İran ve bölge ülkelerini, hatta dünyayı bu ateşin içine bu denli itmeleri yerine, anlaşma yapacaklarını düşünmeleri bir paradoks mu?
İşte bu asıl yanılgı konusu olabilir. Gelinen noktada ortaya çıkan zararı çok boyutlu değerlendirmek gerekiyor.
Ama esasında savaşların genel karakteri de budur. ABD’de Trump ve İsrail’de Netanyahu gibi figürler var, İran’da liderlik ise sertlik yanlısı IRGC’de. Siz düşünün artık, dünya kimlere kaldı ve neler olmaz diye.
Tarih bize bazı ipuçlarını vermiyor değil. Sertlik neye mal olur bilmeyen yok. Savaş kapasite silah kullanma fonksiyonu bir yere kadar, kullanma iradesi önemlidir ki, irade bugün kimlerde görüyorsunuz.
İlk kimler saf dışı bırakıldı?
(Haziran 2025) İsrail'in saldırılarında IRGC Komutanı Hüseyin Selami, Genelkurmay Başkanı Muhammed Bageri, IRGC Havacılık Komutanı Amir Ali Hacızade ve birden fazla nükleer bilim insanı öldürüldü. Bu, İran'ın komuta zincirini ciddi şekilde bozdu.
(Şubat-Mart 2026) Saldırılar yoğunlaştı. Dini lider Ayetullah Ali Hamaney'in öldürülmesiyle başlayan süreçte, IRGC Komutanı Muhammad Pakpur, Savunma Bakanı Aziz Nasırzade, Genelkurmay Başkanı Abdülrahim Musavi, Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Şamhani ve Ali Larijani gibi figürler hedef alındı. Besic Komutanı Gülamrıza Süleymani ve İstihbarat Bakanı İsmail Hatip de bu dalgada öldürüldü.
Bu saldırılar, İran'ın liderlik yapısını derinden sarstı; Ali Hameney'in yerine oğlu Mücteba getirildi, ancak bu geçiş sancılı oldu.
Tarihsel olarak, otoriter rejimlerde liderlik hedefli saldırılar (örneğin Saddam Hüseyin dönemi Irak'ı veya Hitler'e yönelik suikast girişimleri) karar alma süreçlerini kaosa sürükler, ancak İran'da IRGC'nin kurumsal gücü sayesinde rejim ayakta kaldı.
Trump, Netanyahu ve IRGC
- ABD - Trump
Donald Trump'ın 45. (2017-2021) ve 47. (2025-) başkanlık dönemlerinde sergilediği sertlik yanlısı yaklaşım, "güç yoluyla barış" doktriniyle özetlenir; bu çerçevede, Eylül 2025'te Savunma Bakanlığı'nı "Savaş Bakanlığı" olarak yeniden adlandırması, askeri gücün ön plana çıkarıldığını ve kararlı, agresif bir liderlik tarzını simgeler. Trump, dünyaya değişim getirmek istediği şeyi (özellikle Orta Doğu'da İran'ın nükleer programını, balistik füze kapasitesini ve vekil terör ağlarını tamamen ortadan kaldırmak, rejimi zayıflatmak veya değiştirmek) maksimum baskı kampanyası, ağır yaptırımlar ve doğrudan askeri müdahalelerle (Operation Rising Lion, EpicFury gibi operasyonlar) gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bu vizyonun arkasındaki destek güçleri arasında İsrail lobisi (Netanyahu'nun yakın müttefikliği), Cumhuriyetçi Kongre üyeleri, pro-İsrail düşünce kuruluşları (örneğin United AgainstNuclear Iran), MAGA tabanı (sertlik yanlısı milliyetçiler) ve kabinesindeki şahinler (Pete Hegseth gibi Savunma yetkilileri, Brian Hook gibi eski İran elçileri) yer alır; bunlar, İran'ı "terör rejimi" olarak gören ve İsrail'in güvenliğini ABD'nin stratejik önceliği haline getiren bir koalisyondur.
Bugünkü İran Savaşı'nda (2025-2026) Trump ve kabinesiyle barış sağlanabilmesi, ancak İran'ın nükleer silahsızlanma, balistik füze programını terk etme, vekil ağlarını (Direniş Ekseni’ni) tamamen kesme ve rejimin ideolojik yayılmacılığından vazgeçme gibi "çok sağlam" şartları kabul etmesiyle mümkün olabilir; Trump, ateşkes veya müzakereyi "zayıflık" olarak gördüğü için (örneğin Mart 2026'da "ateşkes istemiyorum, çünkü karşı tarafı yok ederken ateşkes yapılmaz" demesi), rejim değişikliği veya tam teslimiyet gibi radikal sonuçlar olmadan yumuşama beklenmemelidir. Eğer sertlik devam edecekse, bu Trump'ın kişiliğiyle doğrudan açıklanır: Öngörülemez, kazanma odaklı, "anlaşma yapıcı" imajını koruma arzusuyla birleşen egoist pragmatizm; geçmişte Süleymanisuikastı gibi hamlelerde gösterdiği gibi, diplomasiyi güç gösterisiyle eşleştirir, zayıflık algısını tolere etmez ve "önce Amerika" retoriğini "güçlü Amerika" üzerinden yorumlar; bu da İran'a karşı uzlaşmayı değil, ezici üstünlükle dayatılan bir "anlaşmayı" tercih etmesine yol açar, aksi takdirde savaşı uzatarak "zafer" ilan etmeyi hedefler.
- İsrail - Netanyahu
Netanyahu'nun tarihsel politikaları, İsrail'in yayılmacı ("Büyük İsrail" vizyonu) eğilimini ve barış yerine savaşı tercih eden yapısını eleştirenlerin odak noktası olmuştur; bu yaklaşım, yerleşim birimlerini genişletme (Batı Şeria'da hızlanan ilhak ve arazi gaspı), Filistin devletini reddetme ve bölgesel hegemonya kurma üzerinden tırmanışa yol açmıştır. Eleştirmenlere göre Netanyahu, Oslo Anlaşmaları gibi barış girişimlerini sabote etmiş, yerleşimci hareketini hükümet politikalarına entegre ederek (Smotrich ve Ben-Gvir gibi figürlerle) de-facto ilhakı hızlandırmış, Gazze ve Lübnan'daki askeri operasyonları "savunma" kisvesi altında yayılmacı hedeflere dönüştürmüştür;bu da bölgeyi kalıcı bir çatışma döngüsüne sürüklemiş, İbrahim Anlaşmaları gibi ABD projesi olan (güya) normalleşme çabalarını bile kalıcı kılmamıştır.
Netanyahu, Gazze’de orantısız güç kullandı, 65 bin insanın (sivilin) ölümüne sebep oldu. Gazze’yi tamamen yıktı. Nedeni belli, ne dense kabul edilemez! Konumuz sertlik yanlısı tutumlarla olduğuna göre, burada en kronik kişilik Netanyahu, başka söze gerek yok.
Bugünkü İran Savaşı'nda (2025-2026) bu saldırgan yapı, İran'ı "varoluşsal tehdit" olarak göstererek rejim değişikliği ve nükleer/füze programını yok etme hedefini öne çıkarmış; Netanyahu'nun "ezici darbeler" ve "İran halkına fırsat yaratma" retoriğiyle hava saldırıları yoluyla iç isyan umudu, aslında İran halkına ağır insani maliyet (liderlik dekapitasyonları, altyapı yıkımı, ekonomik çöküş) ödetirken, bölgesel politikaları daha da istikrarsızlaştırmıştır; vekil ağlarının (Hizbullah, Husiler) zayıflatılması kısa vadeli kazanç sağlasa da, İran'ın direnişi ve misillemeleriyle birlikte Orta Doğu'yu "çimleri kesme" döngüsünden öte, kalıcı bir savaş ekonomisine hapsetmiş; bu yayılmacı politika, İran halkının rejimden uzaklaşmasını değil, milliyetçi tepkileri körükleyerek barış umutlarını yok etmiş, İsrail'in bölgesel üstünlüğünü pekiştirse de komşu ülkelerde (Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır) uzun vadeli güvensizlik ve karşıtlık yaratmıştır.
- İran Devrim Muhafızları (IRGC) ve Kudüs Gücü
Kasım Süleymani'nin 2020'deki suikastından bu yana İran'ın iç işleri ile bölgesel vekalet savaşlarında giderek daha olumsuz bir rol oynamıştır. Süleymani döneminde Kudüs Gücü, Hizbullah, Husiler, Hamas, Kata'ib Hizbullah gibi vekil gruplara eğitim, silah ve finansman sağlayarak "Direniş Ekseni"ni güçlendirmiş olsa da, bu strateji İran'a ağır maliyetler yüklemiştir: Bölgesel çatışmalarda (Suriye, Yemen, Irak) milyonlarca sivilin yerinden edilmesi, insani krizler ve uluslararası izolasyon artmış; İran ekonomisi yaptırımlar nedeniyle çökmüş, halk protestoları (özellikle 2022 Maşa Amini olayları ve 2026 ayaklanmaları) şiddetle bastırılmıştır. Süleymani sonrası İsmail Kâniliderliğinde Kudüs Gücü'nün vekil ağı kısmen zayıflasa da IRGC iç baskıyı yoğunlaştırmış, ekonomik kaynakları (petrol, inşaat) monopolize ederek yolsuzluk ve yoksulluğu derinleştirmiş, nükleer programını hızlandırarak gerilimi tırmandırmıştır. Bu yapılar, İran halkına baskı, ekonomik çöküş ve küresel yalnızlık olarak ödetilen bedelin başlıca kaynağıdır.
IRGC'ye "terörist" damgası vurulması konusu nedir? Başta ABD (2019'da Foreign Terrorist Organization olarak), Kanada (2024), Avustralya (2025'te terörizmin devlet sponsorluğu), Bahreyn, Suudi Arabistan ve en önemlisi Avrupa Birliği'nin (Ocak 2026'da) aldığı kararlarla somutlaşmıştır. Bu gerekçeler arasında şunlar öne çıkar: IRGC'nin (özellikle Kudüs Gücü'nün) küresel terör eylemlerine doğrudan katılımı (ABD askerlerine yönelik saldırılar sonucu yüzlerce ölüm, Hizbullah ve Husi gibi gruplara destek, Avrupa ve diğer ülkelerde suikast planları), içerde kitlesel protestoların kanlı bastırılması (binlerce ölüm, tutuklama ve insan hakları ihlalleri), rejimin ideolojik yayılmacılığını terör yoluyla sürdürmesi ve devlet araçlarını kullanarak uluslararası barışı tehdit etmesi. Bu tayinler, IRGC'yi sıradan bir ordu değil, rejimin baskı ve terör makinesi olarak tanımlar; çünkü IRGC, İran'ın resmi askeri olsa da anayasal görevi rejim korumasını önceler ve bu süreçte terör taktiklerini kurumsal olarak kullanır. Bu adım, İran rejiminin "devlet terörü" uyguladığının uluslararası kabulüdür ve yaptırımlarla finansal ağını kesmeyi, diplomatik izolasyonu artırmayı amaçlar.
İran Devrim Muhafızları (IRGC) ve özellikle sertlik yanlısı politikaları, İsrail'e yönelik doğrudan tehdit oluşturmanın ötesinde, Orta Doğu'da barış süreçlerini sistematik olarak baltalamış ve bölgeyi kalıcı bir gerilim sarmalına hapsetmiştir. Tarihsel olarak, 1979 Devrimi'nden beri IRGC'nin ideolojik temelli yaklaşımı, İsrail'i "Küçük Şeytan" olarak nitelendirerek varlığını reddetmiş; Camp David (1979), Oslo (1993), Madrid Konferansı ve İbrahim Anlaşmaları (2020) gibi barış girişimlerinin önünü kesmiştir. Örneğin, İran'ın Filistin davasını "İslam'ın davası" olarak sahiplenmesi, Hamas ve Filistin İslami Cihad'ı gibi gruplara silah, eğitim ve finansman sağlayarak Oslo sürecini zayıflatmış, Hizbullah'ı Lübnan'da İsrail'e karşı asimetrik savaş aracı haline getirmiş ve Suriye'de Esad rejimini destekleyerek milyonlarca mülteci ve sivil ölümüne yol açan vekalet savaşlarını körüklemiştir. Bu sertlik politikaları, İran'ın kısa vadeli "Direniş Ekseni"ni güçlendirse de uzun vadede bölgeyi istikrarsızlaştırmış, yaptırımları derinleştirmiş ve İran'ı diplomatik izolasyona sürüklemiştir; barışa hizmet etmeyen bu yaklaşım, vekil gruplar üzerinden çatışmaları yayarak (Yemen'de Husiler, Irak'ta Kata'ib Hizbullah) bölgesel normalleşmeyi engellemiş, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerinin İran'la uzlaşma çabalarını (örneğin 2023 Suudi-İran anlaşması) bile kalıcı kılmamıştır.
Bugünkü İran savaşında (2025-2026) bu sertlik politikaları, barış ümitlerini neredeyse tamamen ortadan kaldırmıştır: IRGC'nin ideolojik katılığı, nükleer programı hızlandırması, vekil ağını (Hizbullah, Husiler) kullanarak misilleme yapması ve "Şeytan" retoriğiyle halkı mobilize etmesi, İsrail'in "RoaringLion" ve ABD'nin "Epic Fury" operasyonlarını kabul etmiş; liderlik dekapitasyonları (Hameni, Selami, Pakpur gibi figürlerin öldürülmesi) rejimi zayıflatsa da, IRGC'nin kurumsal gücüyle direniş devam etmiş, bu da ateşkes veya müzakere yollarını tıkamıştır. Sertlik yanlısı yaklaşımda barış umudu ancak IRGC'nin etkisi kırılıp pragmatik bir dönüşüm (tarihsel örneklerdeki gibi Nasır sonrası Sedat pivotu) gerçekleşirse canlanabilir şeklinde değerlendirilmiştir.
Beklenen bu muydu?
IRGC, İran'ın askeri kararlarında Yüce Lider'den bağımsız bir güç haline geldi. Hameney'in otoritesi altında olsa da IRGC fiilen savaş iradesini domine ediyor. "Mozaik Savunma" doktriniyle (dağıtılmış, yerel direniş odaklı) IRGC, vekil güçler (Hizbullah, Husiler) üzerinden asimetrik savaş yürütüyor. Ancak doğrudan çatışmada (2025-2026 savaşları), IRGC'nin sertlik yanlısı yaklaşımı baskın çıktı.
İran halkı üzerinde IRGC’nin ağır bedeli oldu.
Bu husus nasıl açıklanabilir?
- Ekonomik maliyet: IRGC, İran ekonomisinin büyük kısmını (inşaat, petrol kaçakçılığı, telekom) kontrol ediyor. Bu monopol, yolsuzluk ve kaynak israfına yol açtı. Riyal'in değer kaybı (1979'dan beri 20.000 kat), enflasyon ve yoksulluk protestolara (2019, 2022 Maşa Amini olayları) neden oldu. IRGC'nin askeri harcamaları, halkın temel ihtiyaçlarını (su, elektrik, gıda) baltaladı.
- İnsan hakları ve btaskı: IRGC ve Besic, protestolarda binlerce kişiyi öldürdü, yaraladı veya tutukladı. 2022-2023 protestolarında yüzlerce ölüm, 2026 savaşında iç baskı arttı. Bu, rejimin meşruiyetini erozyona uğrattı.
- İnsanlığa bedel: Bölgesel vekil savaşları (Suriye, Yemen, Lübnan), milyonlarca mülteci ve sivil ölümü yarattı. IRGC'nin"Şeytan" (ABD/İsrail) retoriği, dini motiflerle halkı mobilize etse de bu izolasyon getirdi: İran yalnızlaştı, yaptırımlar derinleşti.
IRGC konusunu güncel bir örnekle somutlaştıralım. Bugünkü (22 Mart) haber: "IRGC, enerji santrallerinin hedef alınması durumunda Hürmüz Boğazı'nın tamamen kapatılacağını ve tesisler yeniden inşa edilene kadar yeniden açılmayacağını söylüyor."
Neden IRGC? Böyle bir açıklama Ayetullah’tan, Cumhurbaşkanından, Dışişlerinden, konu askeri ise Savunma Bakanından, Genelkurmaydan, mesela Deniz Kuvvetlerinden gelmiyor da IRGC’den geliyor ise ülkede muhatap o demek oluyor. Ülkede her şey IRGC o zaman.
Diyelim Türkiye’ye füze atıldı ve bizim devlet erkanı muhatabını arıyor, Dışişleri Bakanı Arakçi’yı veya Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ı. Ne diyorlar, cevap ne? Biz yapmadık.
Sorun bu. Kim lider?
IRGC ise konu nerelere gidiyor, siz düşünün.
Sonuç
Barış umudu zayıf! Bu savaşta IRGC sistem üzerinde iktidarda.
Ayrıca IRGC’nin “terörist” ilan edilmesi de diğer önemli konu.
O haklı bu haklı yok! Biz de insanız. Üstelik Türkiye barış ve istikrar için çokça çaba sarf eden bir ülke.
Sonuca bakın. Sonuç ne?
IRGC, Netanyahu ve Trump savaşıyorlar, ama bu savaşta biryöndeler; sertlik! Bu sertlik yanlısı liderlik dünyamıza"istikrarsızlık" kattı.
Ortadoğu’da her türlü çatışmanın altından İsrail’in çıkması hiç affedilir değil. Trump’ın orası benim burası benim diye tutturması zaten ayrı bir konu.
ABD hegemonik tarzdaki çıkar konularına Trump ile daha da odaklandı.
Diğer yandan İran halkı için IRGC; yoksulluk, baskı ve izolasyonun simgesi. İran’ın nükleer yayılma riski, vekil savaşları, insan hakları ihlalleri sıradan şeyler değil.
İran Savaşı bize bir liderlik paradoksunu gösteriyor. Sertlik, kısa vadede direniş sağlasa da uzun vadede rejimi ve halkı tüketiyor.
Barış için IRGC'nin etkisi kırılmalı; yoksa maliyetler artacak.
Netanyahu olur veya başka bir sertlik yanlısı İsrail politikacısı. Ne yapar? Ortadoğu böyle olursa, İran buna bu türden zeminler verirse, o da kırk yıl daha istikrarsızlığı körükler, her şeyi istismar eder.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish