Kurulduğu günden beri haksız savaşlar sürdüren, Filistin halkına kan kusturan ve bölgedeki ülkelere rahat vermeyen İsrail’in de misillemelere maruz kalması eşyanın tabiatına uygundur. Arapça atasözünde olduğu gibi: Men daqqa, duqqa’dır yani vuranı vururlar!
Bunu hatırlayarak İsrail’deki sığınakların tarihi ve mevcut durumu hakkında bilgi edinmek istedim. Türk medyası (Anadolu Ajansı) 2024 yılında bu konuya değinip geçmiş; bir yıl sonra Haber Türk, CNN Türk, NTV aracılığıyla daha geniş haberler yapılmış.
Konuya ilgi duyan yabancı kanallardan EuroNews ile DW Türkçe bültenlerinde ayrıntılı görsel yayınlara yer vermişler. Mesela DW Türkçe, İsrail’deki en kapsamlı ve korunaklı lüks sığınağa sahip olan Zion Kalesi hakkında canlı yayın yapmış. Fransız Haber Ajansının (AFP) 8 Mart 2026 tarihli yayını ise hem kapsamlı hem de çok yönlü olmuş.
Bunlardan yararlanarak sığınaklar hakkında genel bir fikir vermeye çalışacağım.
Sığınak yapımı 1990’larda hızlanıp yaygınlaşmıştır
İsrail’de evlerde bulunan sığınaklar (İbranicede mamad-merkhav mugan), ülkenin güvenlik politikaları doğrultusunda uzun yıllardır zorunlu olarak inşa ediliyor. ‘Mamad’ olarak bilinen bu sığınaklar, sadece kalın beton yapılardan ibaret değil. İnsanları füze saldırılarından, şarapnellerden ve hatta kimyasal veya biyolojik tehditlerden korumak için tasarlanmış hassas mühendislik alanlarıdır.
İsrail’in 1951 tarihli Sivil Savunma Yasası, tüm konut ve ticari binalarda sığınak bulunmasını zorunlu kılıyor; birden fazla binanın ortak bir sığınağı paylaşması da yasal olarak mümkün. 1990 yılı başlarından itibaren inşa edilen tüm evlerde sığınak yapılması zorunlu. Bu nedenle yapılan yeni binaların tamamında ve her apartman dairesinde sığınak bulunuyor.
Apartmanlarda, her dairede ya ayrı sığınak veya bina genelinde ortak bir sığınak olması mümkün; müstakil evlerde ise bir odanın sığınak olarak planlanması gerekiyor.
Bu sığınaklara dair neler biliniyor?
1991 Körfez Savaşından bu yana İsrail’de yapılan her yeni konutta veya apartmanda bir sığınak odası (mamad) inşa edilmesi yasal zorunluluk haline gelmiştir. Bu zorunluluktaki amaç füze, roket, kimyasal/biyolojik saldırılar ve şarapnel etkilerine karşı sivilleri korumaktır.
İmar yasasından önce inşa edilen eski binalarda sığınak bulunmuyordu. 7 Ekim 2023’ten (Hamas baskınından) bu yana Gazze’ye yönelik saldırılarla başlayan; sonrasında İran ve Hizbullah ile giderek tırmanan gerilim nedeniyle İsrail’deki eski binalara da sığınak inşa edilmeye başlandı.
İsrail’in 13 Haziran 2025’te başlattığı saldırıların ardından İran’ın düzenlediği misilleme saldırılarıyla birlikte bölgede gerginlik had safhaya ulaştı. İsrail-İran hattındaki karşılıklı saldırılar sürerken, İran’da 200’ü, İsrail’de 20’yi aşan sayıda insan hayatını kaybetti.
Sığınaklar için gerekli şartlar
1992’den sonra inşa edilen evlerde sığınak yapılması zorunlu ancak çoğu eski evde sığınak bulunmuyor. Bunların sayısı %60’ı buluyor.
Yeni imar yasasına göre kiriş ve kolon içermeyen sığınak inşaatı tanımına uygun şartlar ise şöyle:
*En az 9 metrekare iç alan
*En az 2,5 metre tavan yüksekliği/ 25-30 cm genişliğinde dış duvar/ 20 cm kalınlığında iç duvarlar,
* Betonarme ve çelik kapı/ zırhlı pencere/ hazır beton dökülmüş duvar.
*Tavan ve döşeme/ 2010’dan beri kimyasal/biyolojik filtre zorunluluğu eklenen havalandırma sistemi/ yeterli miktarda elektrik ve iletişim prizleri.
Siren sistemiyle vatandaşların dakikalar/saniyeler için sığınaklara gitmesi bekleniyor. Örneğin Tel Aviv’de uyarı sirenleri çaldıktan sonra vatandaşların 60-90 saniye, Gazze sınırındaki yerlerde 10-15 saniye, Lübnan sınırına yakın bölgelerde 30 saniyede sığınaklara gitmesi isteniyor.
İran’ın Haziran 2025’te fırlattığı füzeler İsrail genelinde büyük endişe yaratmış; ağır füzelere karşı sığınakların yetersiz kaldığı yönündeki haberler üzerine hükümete yönelik kamuoyu tepkisi giderek artmıştı. İsrail’in sivil savunma biriminin ön raporuna göre, İran’dan fırlatılan balistik füze, Tel Aviv merkezindeki bir binanın duvarına isabet etmiş ve güçlendirilmiş bir sığınağın duvarını delmişti.
Bu saldırıda en az 4 kişi hayatını kaybetmişti. Enkaz altında insanların kalmış olabileceği endişesiyle kurtarma ekipleri bölgeye sevk edilmişti. Ölenlerden 3’ü sığınak içindeyken, 4’üncü kişi patlamanın etkisiyle yakındaki bir binaya savrulmuştu.
İsrail Hayom gazetesi, İsrail İç Cephe Komutanlığı’nın verilerine dayanarak, Tel Aviv’de yaşayanların yaklaşık %40’ının mevcut güvenlik standartlarını karşılayan sığınaklardan yoksun binalarda yaşadığını yazdı. Ayrıca on binlerce eski binanın uygun koruyucu altyapıya sahip olmadığını belirtti.
İran saldırılarının artmasıyla birlikte Tel Aviv ve Hayfa’da sığınak yetersizliği ciddi bir sorun haline geldi. Başkentteki sığınaklarının yeterli olmadığını belirten bazı İsrailliler, komşularının ‘sığınak kapılarını kendilerine kapattığını’ ifade etmeye başladı.
Sığınak krizi, İran ordusu sözcüsünün ‘sığınaklar artık güvenli değil’ açıklaması ve İsraillilere yönelik tüm topraklarını terk etme çağrısıyla birlikte yeniden öncelikli gündem haline geldi.
Arap yoğunluklu bölgelerdeki sığınak eksikliği
1949’da uluslararası sınır olan ‘Yeşil Hat’ içindeki Arap toplulukları da füze saldırılarına karşı tümüyle korunmasız yaşıyorlar. Bu durum devletin uzun süredir devam eden ihmalinden kaynaklanmakta.
Bu bölgelerde yeterli sığınak bulunmuyor. İsrail’in hava savunma sistemi tarafından uygulanan ayrımcılık da sıkça dile getiriliyor. Arap kasabalarının çoğu ‘açık alan’ olarak sınıflandırılıyor, bu da olağanüstü durumlarda aktif koruma dışı bırakıldıkları anlamına geliyor. Bazı Arap vatandaşların İç Cephe Komutanlığı’nın acil durum talimatlarına uymaması ise kriz anlarında müdahaleyi zorlaştırıyor.
Nitekim İsrail hava savunması, İran’dan fırlatılan bir füzeyi engelleyemedi ve füze Arapların yoğun yaşadığı Tamra kentindeki bir binaya isabet etti. Bu saldırıda 4 kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı. Tamra Belediye Başkanı Musa Abu Rumi, uluslararası medyaya yaptığı açıklamada, 37 bin nüfuslu kasabada halkın sadece % 40’ının güvenli oda veya uygun bir sığınağa erişimi olduğunu söyledi ve İsrail’in diğer şehirlerinde yaygın olan kamusal sığınakların bulunmadığını belirtti.
Resmi verilere göre 37 bin kişinin yaşadığı Tamra’da hiç sığınak yok; 5 km ötesinde Yahudilerin yerleşim alanı olan Mitbe Tel Aviv’de ise 13 sığınak var. Arap kenti Nafta’da 53 bin kişi için sadece 2 sığınak bulunuyor.
Filistinlilerin yoğun yaşadığı Doğu Kudüs’teki halk ise yaşamlarını farklı usullerle idame ettiriyor. Sayısı çok az olan sığınaklara koşmak yerine evlerin çatı veya damlarına çıkarak füzelerin seyrini ve hedefi vurmasını izliyor. Bir anlamda “bu kader oyununda alnıma yazılanı yaşarım” anlayışıyla hareket ediyorlar. Başka çareleri de yok; onlar için özel bir sığınak bulunmuyor, olsa da sayısı yetmiyor.
Bunlardan biri olan tatlıcı ustası Muhammed Aleyan, sirenler çaldığında elinde kadayıf tabağı ile evinin damına çıkarak füzelerin seyrini izliyor; genellikle iftar zamanında semayı dolduran füzeleri sürrealist bir bakışla gözlemliyor. Bir başka açıdan dini duygularıyla savaş gerçeğini harmanlamış oluyor.
Filistinlilerin çoğu “Sığınak meselesinde bile Araplarla Yahudiler arasında ayrım yapıp, ilkini gözden çıkarıp ölüme terk etme, ikincisini ise kollayıp yaşatma” konusunda İsrailli yetkilileri suçlayan eleştirileri açıkça dile getiriyorlar. Kanıt olarak da Arap mahalleleri ile göçmen kamplarında (mesela Şoofat kampı gibi) yaşayan insanlar için bir sığınak yapılmadığını gösteriyorlar.
Kimileri Kudüs Belediye başkanıyla alay ediyor, “Acaba göçmen kampına düşecek olan füzelerden kurtulmak için çadırın açık yerinden veya gecekondunun penceresinden dışarıya atlamak yeterli midir?” sorusu ile mevcut durum hakkında ironi yapıyorlar.
Avrupalı İsviçre tüm nüfusunu barındırabilecek kapasitede 370 binden fazla nükleer sığınağa sahip. Çekya’da ise Prag yakınlarında yer alan ve Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği ile Çekoslovakya’nın ortak yapımı olan dünyanın en gizli nükleer sığınaklarından biri bulunuyor. Dünyanın en büyük yeraltı sığınağı olarak bilinen Oppidum da Avrupa’da. Günümüzde yüzme havuzu, helikopter pisti ve ileri düzey savunma sistemleriyle donatılarak yenileniyor.
Yeraltında Zion Kalesi, Hükümet Konağı ve Savunma Bakanlığı
İsrail silahlı kuvvetler binasının altına inşa edilen hükümet ve ordusunun gizli sığınağı Zion Kalesi’nin inşası 10 yıl sürmüş, 2018 yılında tamamlanmıştır. Nükleer saldırı ve benzeri tehlikelere karşı korunaklıdır. Tüm operasyonlar buradan yönetilmektedir.
Zion’da günlerce dışarı çıkmasalar bile binlerce personele yetecek yiyecek ve içecek bulunmaktadır. Onlarca metre yerin altındaki binada askeri karargâh, çalışma ofisleri, başbakan ve bakanlar için ofisler, toplantı salonu, operasyon odası, yemekhane, mutfak, spor salonu ve sinagog mevcuttur. Normal zamanlarda 300-400 kadar askeri personel çalışmaktadır. Olağanüstü zamanlarda ise binlerce kişiyi barındırabilecek kapasitededir.
Sığınak ve dijital verilere göre ayarlanmış bir hayat
Fransız Haber Ajansı (AFP), 8 Mart 2026 tarihli haber-yorumunda, İran’dan misilleme kabilinden gönderilen füzeleri duyuran siren sesleriyle birlikte İsraillilerin sığınaklara nasıl koştuklarına ve neler yaptıklarına dair izlenimlerini aktarıyor:
“Kudüs’ten Tel Aviv’e uzanan hat üzerindeki ahali bölgedeki savaş ortamına ayak uydurmaya çalışıyor; tatbikat sırasında füzelerin gelişini önceden haber veren siren sesleriyle birlikte en yakın sığınağa koşuyor.
Bu aralar belki de korkuyu yenmek için sığınak konusu nüktedanlığın ilham kaynağı oluyor. 60 bin takipçisi olan İsrailli bir yazar, Telegram web sitesindeki paylaşımında, kara mizah kabilinden şu mesajı iletiyor: ‘Siren seslerinden sonra banyo yapamıyorum, yemek odamda üryan bekliyorum. Acaba bu makul mü?’
İsrailliler sosyal medya paylaşımlarında en iyi sığınak, en uygun banyo zamanı, sirenler çalmadan banyo yapma imkânı, anadan üryan veya eşiyle uygunsuz bir pozisyonda olması durumunda ne yapması gerektiği, sığınağa koşmanın süresi gibi soruları alaycı-esprili bir şekilde sorarken, Filistinliler ise yaşam alanlarında çok az bulunan sığınaklar yüzünden nereye gidip nasıl korunacaklarını bilemiyorlar.
Sorunlarla ilgilenen bir site kendince rehberlik yaparak, bugün nerede ne var (yemek, eğlence, film, etkinlik) kabilinden yönlendirmeleri paylaşıyor. Misal en iyi restoran, eğlence mekânlarının menüleri, çalışma saatlerini yayınlıyor; savaş ortamındaki korunma tedbirlerini açıklıyor; sahil ve sanayi şehri Tel Aviv’deki sığınaklara en yakın plajların isimlerini yayınlıyor.
Şehirde vakit geçirme konusunda uzman olan Time Out dergisi muhabiri ise daha açıklayıcı ve ayrıntılı bilgiler veriyor: ‘Araştırdık ve bulduk! Teknik ve bilimsel ölçülere uygun olarak inşa edilmiş sığınaklara yakın sahil tesisleri ile sığınaklara yürüyerek gitmek birkaç saniye sürüyor; korkuya gerek yok!’
Durum vaziyet böyleyken, İsrailli sivil ve askeri savunma görevlileri gözlerini gökyüzüne dikip ince ayar dijital istatistikler yapmak suretiyle İran’dan gelen füze, İHA, SİHA, intihar dronlarının kaç dakikada bir geleceğini hesaplayarak ona göre siren seslerini ayarlıyor.
Yetkililer üryan birinin en yakın sığınağa kaç dakika/saniyede yetişeceğine dair öneri ve telkinde bulunuyor; insanlar da hayatlarını bu dijital istatistiklere bağlamanın ötesinde bombalardan kurtulmak için kişisel istirahat saatlerini matematiksel ihtimallere göre ayarlıyor.
İsrailli bir gazeteci, bu tür belirlemelerin normal hayattaymış gibi sığınakların otel ve restoranlar misali derecelendirilip tavsiye edilmesini alaycı bir dille anlatıyor. Ona göre turistik yoğunluktan ötürü sığınaklar ağzına kadar doludur. Kimi zamanlarda balık istifine benzer bir sığınma düzenine geçilmektedir. Sığınaklardaki gürültü patırtılara ilaveten içeride her cinsten köpek sesleri çınlamaktadır!”
Vahşi sessizlik veya yabancılarla birlikte geçirilen zifaf gecesi
Bir başka gazeteci vahşi ve ürkütücü bir sessizliğin egemen olduğu sığınaklarda kişinin insanlıktan çıkabildiğini yazıyor.
Anlatılanlar göre İsrailli bir çift, zifaf gecesi törenini sığınakta geçirmiş. Ertesi gün damat şunları yazmış: “Her ne kadar gerçek davetlim sayısı az olsa da törene katılan sığınaktaki yabancılar çok kalabalıktı. Harika bir andı; zira tehlikenin tam ortasında hayatın zaferine tanık oluyordun.”
Yerin dört kat altındaki bu sığınak zifaf törenine şahit olmasına ek olarak paralı otoparka ve araba satış merkezine dönüştürülmüş. Bu tür ayrıntılar ise İsrail halkının savaş halini normal karşılamaya başladığını ve sığınakları günlük hayatının bir alanı olarak kullandığını gösteriyor.
Acil ihtiyaç çantası
Günler, haftalar ve aylar sürebilecek olağanüstü günlerde bu sığınaklar yeni bir hayat tarzı ve alışkanlığı getiriyor. İnsanlar da buna göre günlük veya gecelik programlarını yapıyorlar. Füze saldırıları sırasında acil eşyaların neler olduğu hakkında da ciddi veya komik öneriler gelebiliyor. Acil ihtiyaç çantası içine konulabilecek eşyalar şöyle sıralanıyor: Kitap, müzik aleti, CD çalar, rahat yastık, pil, batarya, (iletişim kesildiğinde haber dinlemek için) radyo.
Ülkenin kuzeyindeki tarihi Nasıra (İsa Peygamberin doğduğu şehir-Nazareth) kentinde savaş ile günlük yaşam iç içe geçmiş durumda. Diğer Arap şehirlerinde de durum aynı. Söz gelimi bir masada veya mekânda oturmuş iftarını açan kişi, aynı anda siren seslerini duyuyor ve füzenin vurduğu yerden dumanlar yükseldiğini görüyor. Bu durumun sıkça tekrarlanması ise tehlikeyi kanıksama alışkınlığına yol açabiliyor.
Sirenler korku saldığı kadar, gerçeğe yani başa gelene teslim olma halini de dayatabiliyor. Bir anlamda başa gelen çekilir veya el ile gelen düğün bayram havası ortama egemen oluyor. Askeri ve siyasi gerginliğin neden olduğu ağır psikolojik ve diğer ruhsal bozukluklar ise savaş uzadıkça travmalara dönüşüyor. Neticede korunma araçları gelişiyor/geliştiriliyor; mizah tarzı ve üslubu değişiyor.
Mükemmel yapılmış lüks sığınakların yanında gecekondu misali olanlar, füze saldırıları sırasında fakir kulübelerinin damında olan insanlar vb toplumsal ayrım ve uçurumun işaretleri sayılıyor. Herkesin eşit olmadığı, ölüm sırası ve sonrasında kimilerinin daha imtiyazlı olduğu gerçeği ortaya çıkıyor.
Yoksulun felaketten kurtuluşu da başka bir bela olabiliyor. Felaketlerin evlenmeye zorladığı âşık çiftlerin hiç de mutlu olamadıkları gözden kaçmıyor. Bütün bunlar dünyanın en istikrarsız ülkelerinden birinde yaşamanın bedeli olarak görülebiliyor.”
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish