Ulaştırma Bakanı Uraloğlu'nun ağzından bal damlıyor. Neredeyse hemen hemen her hafta bir büyük müjde veriyor. Büyük bir projenin başlayacağını veya başlamış olanların çok kısa bir zamanda bitirileceğini duyuruyor.
En son açıkladığı da işte Marmaray'ı Bahçeşehir'e, Halkalı'ya, Ispartakule'ye, oradan Kapıkule'ye kadar uzatacak büyük bir metro ve hızlı tren hattı. Çok güzel bir proje. 7 milyar dolara yakın, 6.75 milyar dolarlık bir dış kredinin de ön anlaşmalarının yapıldığını söylüyor.
Birkaç hafta önce de yine aynı şekilde Gaziantep'i, Urfa'yı İskenderun Körfezi'ne bağlayacak; çok büyük tüneller, çok büyük viyadüklerin olduğu bir büyük projenin müjdesini vermişti. Yine aynı şekilde İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'nı İGA'ya, yani büyük yeni havalimanına bağlayacak, yine İstanbul şehir içi trafiğini ve iki havalimanı arasındaki bağlantıyı sağlayacak büyük bir projenin müjdesini vermişti. Bunların hepsi güzel şeyler. Bunları eleştirmiyoruz.
Ama hani çok meşhur bir laf var halk arasında ve hemen hemen hepimizin çocuklarımıza ilk öğrettiğimiz, söylediğimiz tekerlemelerden biri. Hani beş parmağı böyle tutarlar ya; işte biri tutmuş, biri getirmiş, biri pişirmiş, biri yemiş, öbürü "hani bana, hani bana, hani bana" demiş. İşte biz de burada, bugün ben de "hani bana" diyenlerdeyim. Bizim de Diyarbakır'ın, Mardin'in, Güneydoğu'nun büyük projeleri var. Sabırsızlıkla beklediğimiz büyük projeler bunlar.
Bunlardan birisi yıllardır projelendirilmiş ama bir türlü ihalesi yapılmayan Urfa-Habur otoyolu. Urfa-Habur yolu niye bu kadar önemli? Çünkü sadece Gaziantep'in yıllık ihracatı 10 milyar doların üzerinde ve bunun da büyük bir kısmını Irak'a ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ne yapıyor. Toplam ihracat 20 milyar doları buluyor neredeyse. Böyle bir ticaret hacmi var. Bir de bunun tabii ithalat kısmı var; yani o da ayrı bir rakam.
Ne hikmetse öteleniyor
Bu Urfa-Habur otoyolu yıllardır başlamıyor. Her tarafta büyük dev projeler başlıyor; burası işte 2032'den bahsediliyor, 2035'ten bahsediliyor. Ne hikmetse böyle öteleniyor. Bunun sebebi para değil. Yani aynı şekilde Diyarbakır'ın bir meşhur Silvan Barajı hikayesi var. Her sorduğumuzda "Ya işte yapılıyor, önümüzdeki sene açılacak, sizin dünyadan haberiniz yok" deniliyor. Halbuki bizim dünyadan da —tırnak içinde— ahiretten de haberimiz var. 15 senedir bu lafları dinliyoruz. Her 2-3 senede bir, birkaç sene daha öteleniyor. E niye öteleniyor? Parasızlıktan mı?
Tekrar işte Urfa-Habur otoyolu için de söyledim; Türkiye'nin bu anlamda para sorunu yok. Çünkü işte biraz evvel de saydığım bu dev projelere şuradan buradan, içeriden dışarıdan parayı bulup yapıyorlar. Başka siyasi sebepler var. Silvan Barajı bittiği vakit Diyarbakır'da 4,5 milyon dönüm arazi sulu tarıma geçiyor. Benim Diyarbakır'daki büromda bütün Diyarbakır'ın sulama, baraj, harita, kanal şeyi böyle duvarda boydan boya duruyor. Ben isterseniz buyurun bir gün tek tek onun üzerinde brifing vereyim size.
Göçün durması demek
Bu 4,5 milyon dönümün sulanması demek, şu anki iş gücünün üç misline çıkması demek, göçün durması demek, Diyarbakır'ın tıpkı Urfa gibi hızlı bir gelişmeye açılması demek. Yani Atatürk Barajı'nın suları da Urfa-Harran Ovası'na verildi ama Mardin Ovası'na gelen kanal Viranşehir'i geçti, Kızıltepe hududunda bekliyor. Ara kanallar, yani tali kanal dediğimiz kanallar ise daha yerinde sayıyor. İşte GAP'la ilgili raporlar senelerce Büyük Millet Meclisi'nde çıkıp her bütçe konuşmasında dile getirildi. Yirmi beş otuz sene evvel verilen raporlara göre şu an GAP'ın kapsadığı illerdeki 9 milyonluk nüfus, GAP komple bitirildiği vakit on sekiz milyona çıkıyor. Bu da yirmi beş sene evvelki veri. Büyük bir istihdam, yani iş gücü, büyük bir ekonomik gelişme ve tersine göç başlıyor. İşte demek ki birileri bunu henüz istemiyor. Esas mesele bu yani.
Urfa-Habur yolu yine aynı şekilde söylediğim gibi; Diyarbakır bağlantısı, Batman bağlantısı... Orada da büyük tartışmalar yaşadık. Alternatif projeler getirdik. Yani Siverek'in, Diyarbakır'ın ve Batman'ın 35-40 kilometre mesafeyle bağlanabileceği bir güzergâh öne sürdük. Maalesef bu da "Nuh deyip peygamber demeyen" o dönemki işte Ulaştırma Bakanı, daha önce Karayolları Genel Müdürü olan Turan Bey'in barajını geçemedi. Elli türlü bahaneyle şu anki İpek Yolu dediğimiz yani Urfa, Viranşehir, Kızıltepe, Nusaybin, Cizre güzergâhına bazı yerlerde 5 km'ye kadar yaklaşan paralel bir hat üzerinde ısrar etti. Hadi onu da yapın. Vazgeçtik. Yapın ama maalesef orada da bir hareket yok.
"E tamam başlayın"
Niye 2032'ye erteliyorsunuz? Niye 2035'e erteliyorsunuz? Niye yani bir şey söyleyin. Sebebi ne? Aynı şekilde Gaziantep'e kadar yapılan hızlı tren ihalesinin de Diyarbakır'a bir hat, bir hat da Mardin üzerinden yine Kürdistan bölgesine, Zaho'ya kadar uzatılması lazım. Bunlarda da henüz bir hareket yok. "Hareket yok" dediğiniz zaman hemen karşı polemiğe giriyorlar: "İşte projeyi yaptık, şunu yaptık, şu etüdü yaptık, şu hazır." E tamam başlayın. Başlayın. Biliyorum bunları.
Yani ben hayatım boyunca kafadan bir şey atmadım. Dersimi çalışmadan bir ekrana, bir sahneye, bir kürsüye çıkmadım. Bunların hepsini biliyorum. Onun için bugün daha bekleyen onlarca projeden bahsetmeyeceğim. Çünkü siyasi bir tecrübemiz ve bilgimiz var. Aynı anda on şeyi anlatırsanız hepsi güme gider. En önemli, size göre o günkü gündemde ilk iki üç madde neyse orada yoğunlaşırsınız. Ben de bugün üç şeyde yoğunlaştım: Bir Urfa-Habur otobanı, iki Silvan Barajı ve sulama kanalları (Atatürk Barajı'yla birlikte), üç hızlı tren.
Umarım Sayın Uraloğlu bu sesimi duyar ve çıkar polemikten uzak —işte şimdi yabancı tabir "polemik" de eskiler "mugalata" derlerdi, yani laf oyunu— bunlardan uzak doğru düzgün bir şeyler söyler.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish