Washington’ın Tahran’dan “iki gün içinde kapsamlı bir nükleer taslak” beklediği yönündeki mesaj, piyasalarda tedirginliği bir anda yükseltti.
Mesajın satır arası, “taslak gelirse 27 Şubat’ta yeniden masaya dönülebilir; gelmezse askerî seçenek masadan kalkmış sayılmaz” cümlesiyle tamamlandı.
Bu takvim konuşulurken Doğu Akdeniz’den Körfez’e uzanan hat, Irak işgali günlerini hatırlatan bir askerî hareketliliğe yaklaştı.
Uçak gemileri, stratejik bombardıman unsurları, tanker uçakları ve hava savunma sistemleri sahada bir “hazır ol” düzeni kuruyor.
Tahran koridorlarından sızan bir başka iddia ise krizin yönünü yalnızca nükleerden çıkarıp rejimin kalbine taşıdı.
Ali Hamaney’in olası suikast ya da ani vefat ihtimalinde devletin fiilî işleyişini aksatmamak için Ali Laricani’nin öne çıkarıldığı çok katmanlı bir acil plan hazırlandığı konuşuluyor.
Batı basınına sızan ve Tahran hiçbir zaman açıkça doğrulamasa da yalanlamaya da yanaşmadığı bu husus, Laricani’yi savaş zamanı koordinasyonunun kilit ismi olarak resmediyor.
Ortaya çıkan tablo, klasik “savaş mı barış mı” sorusunun ötesinde, aynı anda iki farklı İran’la pazarlık yapılan hibrit bir kriz hissi veriyor. Washington bugünkü İran’ı sıkıştırırken, Hamaney sonrası dönemin sınırlarını da şimdiden çizmek istiyor.
Washington İran’la mı, Hamaney sonrası İran’la mı konuşuyor?
48 saatlik süreyi sıradan bir son uyarı gibi okumak kolay fakat resim daha karmaşık.
Asıl hamle, diplomasi penceresini saatle ölçülen dar bir koridora sıkıştırırken sahadaki askerî hazırlığı daha görünür bir caydırıcılık seviyesine yükseltmek.
Bu yaklaşım, Tahran’a “niyet beyanı” alanı bırakmıyor; metin, paragraf, madde istiyor. Washington’ın hesabı, muğlak açıklamaları dışarıda bırakıp satır satır pazarlık edilecek bir taslağı masaya kilitlemek.
Diğer taraftan, sahaya kayan platformların niteliği “simgesel bir gece”ye göre kurulmuş bir düzeni andırmıyor.
Haftalar sürebilecek bir hava kampanyasını ve bölge genelinde zincirleme tırmanma ihtimalini kaldırabilecek lojistik hazırlık diplomasinin arkasındaki gölgeyi büyütüyor.
Bu yüzden ültimatom, Hamaney sonrası dönemin parametrelerini de şekillendirme girişimi gibi duruyor. Kriz askerî tırmanmaya evrilirse, ortaya çıkacak siyasi mimarinin Hamaney’den sonraki İran’ı da kapsayacağı Washington’da iyi biliniyor.
Beyaz Saray, bugünkü pazarlığı yarınki döneme yazılacak bir çerçeveye dönüştürmeye çalışıyor.
Bu çerçevede nükleer sınırlamalar kadar bölgesel nüfuz alanlarının yeniden tanımlanması ve İsrail’in güvenlik kaygılarının yönetilmesi de var.
Laricani ismi tam da bu dar geçitte önem kazanıyor. Batı başkentlerinde tanınan, müzakere masasında dili bilen bir profil olarak “savaşın gölgesinde konuşulabilir İran” fikrini taşıyabiliyor.
Bu noktada askerî yığınak, Tahran’a yönelen bir tehdidin ötesinde içerideki güç dengelerine de sinyal. “Kim krizi yönetebilir” sorusu, bazen takvimle, bazen de uçak gemisiyle cevaplanıyor.
Hamaney sonrası: Laricani’nin sınırları ve imkânları
Hamaney’in ani ölümü ya da etkisizleşmesi halinde İran’ın en sert sınavı kurumsal devamlılıktan çok meşruiyet olacaktır.
Liderlik geçişi, dış baskının tırmandığı bir anda yaşanırsa, rejimin içindeki güç merkezleri daha hızlı ve daha sert hareket eder.
Laricani’nin avantajı, krizi kişisel karizma üzerinden yürütmek yerine bürokratik akıl ve kurumlar üzerinden yönetmeye yatkın oluşu.
Dezavantajı ise Devrim Rehberi gibi ruhani bir ağırlığı taşımaması ve savaş baskısı altında radikalleşebilecek güvenlik elitini tek başına hizaya sokmakta zorlanabilecek olması.
Bu tabloda Devrim Muhafızları’nın tavrı belirleyici. IRGC, dış tehdidi gerekçe göstererek siyasetteki ağırlığını artırırsa Laricani dar bir karar alma arayüzüne sıkışabilir ve “Batı’ya konuşan vitrin” rolüne itilme riski taşır.
Tersi bir senaryoda Laricani, sınırlı tavizlerle tansiyonu düşürmeye çalışarak geçiş dönemini daha kontrollü tutabilir. Böyle bir hat hem içeride çatlakları büyütmemek hem de dışarıda savaş ihtimalini yönetilebilir seviyeye çekmek için tercih edilebilir.
Yine de her iki senaryoda da liderlik geçişi ile savaş eşiğinin aynı anda görünmesi, Washington’ın hesaplarını daha riskli ama daha cazip kılıyor.
Baskı artarken pazarlık masasında kimin eli güçleniyor sorusu da yeniden yazılıyor.
ABD gerçekten saldırırsa ne olur?
Sahadaki yığınağın karakteri, kapsamlı bir kara işgali senaryosundan çok hava ve deniz gücüyle yürütülecek uzun bir baskı kampanyasını düşündürüyor.
Hedef seti, hava savunma ağları, füze ve İHA altyapısı, komuta-kontrol hatları ve nükleer programın görünür unsurları etrafında şekillenebilir.
Böyle bir kampanyanın amacı, rejimi bir gecede devirmek olmayacaktır. Bunu hedefleyenler dahi maliyetin farkında.
Amaç, savaş yorgunluğunu ekonomik baskıyla birleştirip Tahran’ı daha geniş tavizlere zorlamak ve pazarlığın çıtasını yükseltmek olabilir.
İran’ın cevabı doğrudan cephe savaşı şeklinde gelmeyebilir. Asimetrik araçlar, Körfez’deki üsler, deniz ticaretinin dar boğazları, Irak-Suriye sahası, Lübnan hattı ve Yemen cephesine yayılabilecek baskı seçenekleri sunuyor.
Füze ve İHA kapasitesiyle hem Körfez’deki ABD üslerine hem de İsrail hedeflerine dönük bir baskı denemesi, misillemenin ilk halkaları arasında sayılabilir.
Hürmüz ve Babü’l Mendeb hattında enerji ve ticaret akışının risk altına girmesi ise krizi bir anda küresel bir kırılganlık testine dönüştürür.
Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’deki müttefik ağların eş zamanlı devreye girmesi, tırmanmanın hızını artırabilir.
Böyle bir durumda Tahran, “zafer” aramaktan çok “hayatta kalma ve yıpratma” stratejisini işletir.
İran dayanırsa ne olur?
Dayanma kapasitesi füze stokuna indirgenemez. Zira toplumun savaş psikolojisi, ekonomik tamponlar, yaptırımları delmeye yarayan finans ağları ve bölgesel ortakların sürekliliği asıl belirleyiciler.
Kriz uzarsa, İran’ın siyasi zaman yönetimi ile ABD’nin siyasi zaman yönetimi karşı karşıya gelir.
Washington kendi kamuoyunun savaş yorgunluğunu, müttefiklerinin tereddütlerini ve enerji piyasalarındaki oynaklığın iç siyasete etkisini yönetmek zorunda kalır.
Tahran ise toplumsal protesto riskini, ekonomik daralmayı ve rejim içindeki güç rekabetini aynı anda kontrol etmek durumunda kalabilir.
Bu tür bir yıpratma savaşında kırılma, askeri haritalardan çok siyasi takvimlerde oluşur.
Bazen bir saldırının sonucu, vurulan hedeflerden daha fazla, uzayan maliyetin içeride yarattığı basınçla ölçülür.
İsrail cephesi ve ABD’nin geri çekilme eşiği
ABD’nin yığınağının bir boyutu İran’ı pazarlığa zorlamaksa, diğer boyutu İsrail’e güvence vermektir. Ancak İsrail dosyası bu tür krizlerde “güvence” ile “tahrik” arasındaki çizgiyi inceltir ve sahayı daha kırılgan hale getirir.
Tahran’dan gelebilecek misillemelerin ilk muhatabı İsrail şehirleri ve sivil altyapısı olabilir. Lübnan ve Suriye üzerinden açılacak cephelerin uzaması, İsrail’in güvenlik yaklaşımını daha sertleştirirken bölgede sivil maliyeti büyütebilir.
Gazze’de zaten ağırlaşmış insani tablo, böylesi bir tırmanmada daha da karanlık bir faza sürüklenme riski taşır.
İsrail’in askeri hedefleri genişletme eğilimi, sahada “güvenlik” iddiasıyla ilerlerken sivil hayatı daha kırılgan hale getirebilir.
Bu noktada ABD için iki kırmızı çizgi belirginleşir: İsrail’in caydırıcılık algısının telafisi zor biçimde zedelenmesi ve bölgesel savaşın kontrolsüz tırmanması.
Washington, daha sert misilleme ile kontrollü bir geriye çekilme arasında sıkışabilir. Burada geri çekilme kimi zaman sahayı boşaltmaktan çok çatışmayı daha dar bir çerçeveye sıkıştırmak anlamına gelir.
Eğer İran ağır hasara rağmen rejimi ayakta tutar ve vekil ağları çalışır halde kalırsa, ABD açısından kampanyayı sürdürmenin maliyeti hızla yükselir.
O zaman masaya “diz çökmüş” bir İran yerine, bedel ödemiş ama hâlâ savaşabilen bir aktör gelir.
ABD anlaşma istiyorsa neden bu kadar yığınak yapıyor?
Orta Doğu’daki bu devasa askerî hazırlığı anlamlandırmak için üç temel jeopolitik okuma üzerinden ilerlemek gerekir.
Birinci okuma, zorlayıcı diplomasi. Washington, önceki yıllarda yaptırım, siber baskı ve sınırlı operasyonlarla istediğini alamadığını düşünüyor. Bu kez müzakere masasına gerçek bir savaş ihtimali gölgesinde oturmak istiyor.
Bu çerçevede 48 saatlik baskı sahadaki hazırlığın psikolojik uzantısı. Mesaj, “taslakla gel, aksi halde seçenekler daralır” diye okunuyor.
İkinci okuma, daha geniş bir bölgesel yeniden çerçeveleme. İran’a binen baskı, aynı anda Rusya ve Çin’e, Körfez monarşilerine ve bölgedeki ara aktörlere gönderilen bir sinyal olabilir. Enerji hatları, ticaret rotaları ve savunma işbirlikleri bu sinyalin arka planını oluşturur.
Üçüncü okuma ise “çok senaryolu sigorta” yaklaşımı. Washington, İran’ı vurup vurmayacağından bağımsız olarak Lübnan-Suriye-Irak-Yemen hattında zincirleme tırmanmayı yönetebilecek esneklik inşa ediyor olabilir.
Bu üç okuma birlikte ele alındığında, yığınak “hedefi büyütmek” kadar “krizi yönetilebilir tutmak” için kurulmuş bir çerçeve gibi durur.
Yığınak savaşın ilanı sayılmaz ancak savaş ihtimalinin ciddiye alındığına dair açık bir işarettir.
Sonuç yerine: Aynı anda iki İran’la pazarlık
Bugün 48 saatlik takvimin hedefinde iki farklı İran var. Birincisi, Hamaney’in hayatta olduğu, ancak ekonomik kırılganlık ve toplumsal gerilimle zorlanan bugünkü İran.
İkincisi, olası bir savaş şokunun ya da liderlik değişiminin içinden doğabilecek, güvenlik elitlerinin ağırlığının artabileceği geçiş İran’ı.
Laricani adı, bu ikinci ihtimalin “müzakere edilebilir yüz” arayışıyla kesiştiği yerde öne çıkıyor.
Washington, askeri gücü ve zaman baskısını birlikte kullanarak her iki İran’ın da hareket alanını daraltmak istiyor.
Tahran ise dayanma kapasitesini silahlarla sınırlamadan, toplumun dayanıklılığıyla, bölgesel ağların sürekliliğiyle ve liderlik geçişini yönetebilme becerisiyle sınamak zorunda kalacak.
Bu yüzden asıl soru, “ABD saldırır mı” sorusunun sığlığını aşıyor.
Asıl soru, “ABD saldırırsa, o savaşın içinden nasıl bir İran ve nasıl bir bölge çıkacak” sorusunda düğümleniyor; cevabı da yalnız 48 saat belirlemeyecek, muhtemelen önümüzdeki yıllar yazacak.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish