ABD-İsrail ilişkilerinde yeni dönem: "Özel İlişki"den işlemsel ortaklığa

Dr. Osman Gazi Kandemir, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Washington ile Tel Aviv arasındaki onlarca yıllık "özel ilişki", 2026 yılı itibarıyla köklü bir dönüşümün eşiğinde. Bu dönüşümün itici gücü tek bir olay ya da tek bir karar değil; stratejik önceliklerdeki köklü bir değişim, Amerikan kamuoyundaki giderek derinleşen hayal kırıklığı ve Jeffrey Epstein dosyalarının siyasi atmosfere kattığı yeni belirsizlik. İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana süregelen müttefiklik ilişkisi, tartışmalı olmakla birlikte, yapısal bir sorgulamaya tabi tutuluyor.

Bu sorgulamanın merkezinde somut bir değişiklik yatıyor: Ocak 2026'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İngiliz The Economist'e verdiği röportajda ABD'nin yıllık 3,8 milyar dolarlık askeri yardımını kademeli olarak sonlandırmak istediğini açıkladı. Bu açıklama başlı başına dikkat çekiciydi; ama asıl şaşırtıcı olan, söylendiği bağlamdı. Netanyahu, aynı röportajda İsrail'in Batı medeniyetini fanatik güçlere karşı savunduğunu da iddia ediyordu. Yardımdan vazgeçme talebi ile varoluşsal tehdit söylemi yan yana gelince, ortaya çelişkili bir tablo çıkıyordu.

Buna karşın Netanyahu'nun bu hamlesi temelsiz değildi. İsrail'in ekonomisi büyüdükçe ABD yardımının GSYİH'ye oranı belirgin biçimde geriledi; bugün yüzde bir dolayında seyreden bu pay, 1970'lerde GSYİH'nin yüzde on dörtle on beşi arasında seyrediyordu. Heritage Foundation gibi muhafazakâr düşünce kuruluşları, yardımın kademeli olarak sıfırlanmasını ve yerine ortak silah geliştirme projelerine dayalı yeni bir model kurulmasını önerdi. Trumpçı "Önce Amerika" doktrini ise uzun süredir yabancı ülkelere hibe yardımına şüpheyle yaklaşmaktaydı.

ABD'nin yeni savunma stratejisinde de bu dönüşümün yansımalarını görmek mümkün. Pentagon'un Ocak 2026'da yayımladığı Ulusal Savunma Stratejisi, İsrail'i "model müttefik" olarak tanımlarken, ittifakı hibe yardımından ortak yatırıma doğru evrilmesi gereken bir ilişki olarak çerçeveledi. Belge, İran'ın nükleer programının "yok edildiğini" ilan ederek, Tahran'ın bölgesel tehdit kapasitesinin köklü biçimde azaldığını savundu. Bu değerlendirme, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını minimize etmek için yeni bir gerekçe sunuyordu.

Stratejik hesabın yanı sıra kamuoyu baskısı da belirleyici bir etken. Ağustos 2025'te gerçekleştirilen Quinnipiac anketine göre Amerikalıların yüzde altmışı İsrail'e ek askeri yardım yapılmasına karşı çıktı. Bu oran, 2023'teki çatışmaların başlangıcından bu yana kaydedilen en yüksek muhalefet düzeyiydi. Gençler arasında, özellikle yirmi beş yaşın altındaki seçmenler arasında destek çok daha düşük seviyelerde seyretti. Kongre'deki oylamalar artık kesin bir şekilde İsrail lehine sonuçlanmıyor; geleneksel İsrail destekçisi pek çok Demokrat milletvekili de artık yardımların koşullara bağlanması talebiyle öne çıkıyor.

İşte bu gergin siyasi iklime Epstein dosyaları da eklenince tablo iyice karmaşıklaştı. Trump yönetimi "Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası" kapsamında yayımlanan 3,5 milyon sayfalık belge, kamuoyunda yoğun tartışmalara yol açtı. Dosyalar arasında öne çıkan en çarpıcı unsur, FBI'ın Los Angeles biriminin 2020 yılında hazırladığı bir not oldu. Bilgi kaynağı olarak nitelendirilen bir gizli muhbir, Epstein’in "Mossad'ın ko-opte bir ajanı" (Mossad için çalışan değil, Mossad tarafından zaman zaman araçsallaştırılan biri) olduğuna "ikna olduğunu" belirtiyordu. Epstein’in eski İsrail Başbakanı Ehud Barak ile yoğun temaslarını belgeleyen e-postalar ve ziyaret kayıtları da yayımlanan belgeler arasındaydı.

Ancak bu iddiaları değerlendirirken dikkatli olmak gerekiyor. Times of Israel'in yaptığı incelemeye göre Mossad, belgelerde defalarca geçiyor; fakat CIA, İngiliz istihbaratı ve KGB da aynı şekilde anılıyor. Bu ifadelerin büyük çoğunluğu Epstein’in e-posta kutusuna düşen haber özetlerinden ibaret. Belgeler, Epstein’in Mossad için çalıştığını gösteren somut bir kanıt içermiyor. FBI notu ise doğrudan bir istihbarat tespiti değil, bir muhbirin öznel değerlendirmesine dayanıyor. Netanyahu, "Barak'ın Epstein ile kişisel ilişkisinin, Epstein’in İsrail için çalışmadığının kanıtı olduğunu" savundu. Barak ise uzun süren bu dostluğun "bir hata olduğunu" kabul etti.

Bu noktada asıl mesele, belgelerin ne söylediğinden çok nasıl okunduğu. Arap dünyasında ve bazı Avrupa medyasında Epstein dosyaları, İsrail'in Batı kurumlarına sızdığının kanıtı olarak sunulurken; Amerikan ana akım medyasının büyük bölümü ve İsrail basını bu yorumları temelsiz komplo teorisi olarak reddetti. Bu yorum farklılığı bile başlı başına önemli bir olgu; zira müttefikler arasında güveni aşındırmaya yeten şey, çoğu zaman kanıtlanmış gerçekler değil, yaygınlaşan şüpheler oluyor.

Asıl yapısal dönüşüm bu gürültünün arkasında yatıyor. ABD'nin İsrail'e yönelik hibe yardımını sona erdirip ortak silah geliştirme projelerine dayalı yeni bir modele geçmesi, yüksek ihtimal olarak görünüyor. Bu yaklaşım, Netanyahu'nun talepten vazgeçme söylemini korumasına ve Trump'ın "Önce Amerika" çerçevesini pekiştirmesine imkan veriyor. Her iki taraf da bu değişikliği kendi siyasi anlatısına uydurabiliyor.

İlişki bu yeni modelde nasıl görünecek?

Mevcut statüko artık sürdürülemez görünüyor. Çünkü Gazze’nin işgali, bütün dünyada olduğu gibi Amerikan toplumunda da İsrail’e karşı bakışta önemli değişimlere sebep oldu. Ancak bu bir kopuştan ziyade, bir normalleşme süreci olarak okunabilir. ABD'nin İsrail'e yaklaşımı, Güney Kore veya Almanya modeline benzeyecek: her karar kendi ulusal çıkarından bağımsız değerlendirilecek, otomatik destek ortadan kalkacak. Hibe yardımının yerini ortak ArGe projeleri alacak; bu da İsrail'e hem daha fazla hareket özgürlüğü hem de kendi savunma sanayiini geliştirme imkânı sunacak.

Sonuç olarak ABD-İsrail ilişkisini tanımlamak için artık daha kesin bir dil kullanmak mümkün: "Koşulsuz destek" dönemi kapanıyor; yerini karşılıklılık beklentisi ve "yük paylaşımı" mantığına bırakıyor. Epstein dosyalarından çıkan karanlık iddialar bu dönüşümü ne başlattı ne de tek başına belirliyor. Fakat siyasi alandaki güven erozyonunu hızlandıran, İsrail lobisinin Kongre üzerindeki etkisini sorgulatan ve "özel ilişki" söylemini daha da yıpratan bir atmosfer yarattığı kuşku götürmüyor. Washington'ın Tel Aviv'e bakışı değişiyor; bu değişimin hızı ve derinliği ise önümüzdeki yıllarda şekillenecek.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU