İran balistik füze yarışında Hürremşehr-4 füzesi ile bir güç gösterisi yaptı geçenlerde. Bir test atışı gerçekleştirdi. Tabii, İran’ın balistik füze envanterindeki bu son hamlesi, bölgedeki jeopolitik fay hatlarını sarsan ve savunma doktrinlerini yeniden yazmaya zorlayan stratejik bir eşik oldu. Çünkü Hürremşehr-4, sadece bir mühendislik başarısı değil, Tahran’ın “aktif caydırıcılık” stratejisinin en sert dışa vurumu. 2.000 kilometrelik menzili ve 1.500 kilogramlık devasa harp başlığı kapasitesi, bu füzeyi sıradan bir envanter güncellemesi olmaktan çıkarıp, Ortadoğu’nun askeri dengelerini sarsan bir “asimetrik güç çarpanı” haline getiriyor.
Bu noktada, testin teknik başarısı ve operasyonel detayları stratejik okumanın merkezine oturuyor. 25 Mayıs 2023 tarihinde ilk kez kamuoyuna duyurulan ve o günden bu yana saha testleri titizlikle sürdürülen Hürremşehr-4, geçtiğimiz süreçte gerçekleştirilen fırlatışlarda %100’e yakın bir başarı oranı yakalayarak Tahran’ın savunma sanayindeki özgüvenini tazeledi. Son test aşamalarında füzenin, İran’ın iç kesimlerinden fırlatılarak hedeflenen koordinatları (genellikle Semnan eyaletindeki test sahaları veya Umman Denizi açıklarındaki simüle hedefler) 30 metrelik bir hassasiyetle vurduğu rapor edildi. Bu kadar ağır bir savaş başlığını taşıyan balistik bir füze için 30 metrelik sapma payı, aslında bir “nokta atışı” kabiliyeti.
Teknik açıdan bakıldığında; sıvı yakıtlı motor teknolojisindeki bu dinamik dönüşüm, füzeyi fırlatış öncesi hazırlık süresini 12-15 dakikaya kadar indirerek “bekle ve vur” doktrininden “anında karşılık” kapasitesine taşıyor. Ancak asıl kritik nokta, füzenin terminal aşamadaki performansında gizli. Atmosfer dışında ulaştığı Mach 16 gibi akıl almaz süratler ve son safhadaki manevra kabiliyeti, bölgedeki mevcut çok katmanlı hava savunma sistemlerinin angajman başarısını ciddi şekilde provoke ediyor. Bu durum, sadece bölgesel rakipler için değil, bölgede bayrak gösteren küresel güçler için de yeni bir güvenlik ikilemi doğuruyor.
Özellikle Amerikan uçak gemisi görev grupları için oluşan tehdit projeksiyonuna özel bir parantez açmak gerekiyor. Pentagon’un “yüzen kaleleri” olarak nitelendirilen bu devasa yapılar, artık sadece sofistike hava savunma sistemleriyle korunabilir olmaktan çıkıyor. Hürremşehr-4’ün terminal safhada hipersonik sınırlara dayanan sürati, bu gemilerin üzerindeki savunma kalkanlarının reaksiyon süresini daraltarak “tespit edilse bile önlenemez” bir kinetik enerji tehdidi oluşturuyor. Devasa bir harp başlığının, bir uçak gemisinin güvertesine veya hassas mekanizmalarına isabet etmesi, gemiyi tamamen batırmasa dahi onu savaş dışı bırakacak bir yıkım potansiyeline sahip. Bu da demek oluyor ki; İran, bu füzeyle Basra Körfezi ve çevresinde Amerikan deniz gücüne karşı “dokunulmaz değilsiniz” mesajını en sert teknik dille veriyor.
Neticede, Hürremşehr-4 testi, bölgedeki silahlanma yarışını konvansiyonel sınırların çok ötesine taşıyan stratejik bir eşik. Diplomatik masaların nükleer müzakerelerle düğümlendiği bir dönemde İran, sahada kurduğu bu yeni balistik denklemle elini güçlendirirken, bölge güvenliğini de füzelerin gölgesinde yeni bir statükoya zorluyor. Artık Ortadoğu’da askeri planlamalar yapılırken, bu yeni nesil balistik tehdidin hızı ve yıkım gücü, denklemin en başına yazılmak zorunda.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish