İlk başkanlığından itibaren Grönland’ın ABD’nin olması hakkında söylemi olan Başkan Trump, 15 Ocak 2026’da “Amerika Birleşik Devletleri'nin, Ulusal Güvenlik maksadıyla Grönland'a ihtiyacı vardır. Bu, inşa etmekte olduğumuz Altın Kubbe için hayati önem taşımaktadır. NATO, burayı almamız konusunda bize öncülük etmelidir. Eğer biz almazsak, Rusya ya da Çin alacak ve bunun olmasına asla müsaade edilmeyecek!” açıklamasıyla bu konuda ne kadar ciddi olduğunu ortaya koymuştu. Bu açıklamanın, ABD’nin Avrupa’nın güvenliği sağlamakta gönülsüz tavrının üzerine gelmesi, AB’ni sarsmış hatta şaşkına çevirmiştir. Zira AB üyesi Danimarka’ya bağlı özerk statüde olan Grönland’a ABD tarafından el konulması, AB üyeleri birlikte hareket etmeye zorlasa da, karşı koyma kapasiteleri olmadığından söylem dışında bir şey ifade etmemektedir.
Başkan Trump, 20.01.2026’de, Grönland’ı "2026'da kurulan bir ABD toprağı" gibi gösteren görsel paylaşırken, aynı gün Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas; "Grönland, stratejik öneme sahip. Bu bir sır değil. Yakınında önemli deniz altı yolları var ve altında küresel ekonomi için önemli olan kritik ham maddeler bulunuyor. Ama şunu açıkça belirtmeliyim ki, Grönland halkına aittir. Hiçbir tehdit veya gümrük vergisi bu egemenliği değiştiremez, bunun ticareti yapılmaz. AB, Grönland ve Danimarka Krallığı'nın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini savunmada şüphesiz onların yanındadır… Danimarka ve Grönland doğrudan görüşmelerde bulunuyorlar. Sorumlu müttefikler bunu yapar, konuşurlar. Ancak bu görüşmelerin tonu önemlidir. Doğrudan müzakereler dışında yapılan tehditler, açıkça belirtmek isterim ki, Danimarka'yı Grönland'ı teslim etmeye zorlamayacaktır. Bunlar yalnızca hem Avrupa'yı hem de ABD'yi daha da fakirleştirme ve ortak refahımızı baltalama riskini taşır. Kavga çıkarmak gibi bir niyetimiz yok, yerimizde duracağız" demişti. Yani AB, ABD’ye; Danimarka Grönland’ı vermek istemiyor, biz de onun yanındayız. Ama zorla alırsan da, elimizden bir şey gelmez, demektedir.
ABD’nin Grönland’ı istemesini, güvenlikten nadir elementlere olan ihtiyacına kadar birçok sebeble izah edilmeye çalışılsa da, işin özüne pek yaklaşılmadığı kanaatini taşımaktayım. Bu konuda belki gözden kaçan husus, ABD’nin strateji değiştirdiğine gittiği ve bunun Biden’ın robotik tavrı ve Trump’ın gürültülü söylemi ile örtüldüğünün gözden kaçırılmasıdır. Her stratejik devletin yaptığı gibi, ABD de, söylemeden yeni stratejisini 2018’den itibaren uygulamaya koymuştur.
ABD’ye karış küresel güç olmayı hedefleyen ÇHC’nin dört kademeli: 1-Güçlü Disiplinli/Totaliter Merkezi Yönetim. 2-Etrafı İle Entegrasyon. 3-Dünya ile İktisadi İşbirliği. 4- Bir Yol Bir Kuşak Projesi Vasıtasıyla Küresel Nüfuz ve Hâkimiyet stratejisine karşı; ABD’nin Dört Boyutlu Yeni Stratejisi: Merkezi Alanı Tanzim, her yerde rekabet ve savaş yerine Kilitmekanları Kontrol, tek başına ÇHC ile savaşı kazanamayacağı için Muharib Devletler Oluşturma ve güçsüzleştirerek ÇHC’ni Tahrip’tir. Bu açıdan baktığımızda ABD’nin; 1823 Monroe Doktrini’ne dönüş yaptığı kanaati, bunun da Başkan Donald Trump’tan dolayı Donroe Doktrini olarak adlandırılması veya “Batı Yarımkürede” ABD’nin hâkimiyetini yeniden tesis edilmesi söylemleri de tatbikatla pek uyuşmamaktadır. Bu kanaatlerin oluşması da, ya ABD’nin yeni stratejisini anlamamak ya da bizzat ABD tarafından yeni stratejisini örtme faaliyetlerinden kaynaklansa gerektir.
Yeni rakibi ÇHC’ne göre yeni stratejiye geçen ABD, eğer Yeni Monroe Doktrinine göre icraatına bakılırsa, bu alanı kendi güney sınırlarında kadar yukarıya çekmiştir. Bu da 1823 Monroe Doktrini’ne zıttır. Esasında ABD, güneyindeki ciddi tehditler olduğunda yapacağı müdahaleler bundan hariç, Monroe Doktrini’nden iki kademeden vazgeçmiştir.
Birinci kademesi NAFTA’nın kurulmasıdır. Şöyle ki, ABD’ye muhalefetin güçlü olduğu Brezilya, Arjantin, Uruguay ve Paraguay’ın, 26 Mart 1991’de, Güney Amerika Ortak Pazar Anlaşması imzalaması, Meksika’yı da yanlarına çekme ihtimalini güçlendirmişti. Buna karşılık ABD, Güney Amerika Ortak Pazarı Teşkilatı’nın, Meksika’yı yanına çekerek kendisine bir tehdit oluşturmasını engellemek için, 1 Ocak 1994’te, NAFTA’yı kurmuştu. NAFTA ile hem kendi güneyini hem de Karayib Alanı’nı güvenlik altına almak istemeyen ABD’nin esas hedefi, Meksika’yı kontrol altında tutmaktı. ABD, Mesika ve Kanada’yı yanına alarak oluşturduğu NAFTA ile neredeyse Kuzey Amerika’nın tamamını kontrolü altına almıştı. Böylece ABD bütün Amerika’yı kendi nüfuzuna almayı bırakmış ve sadece Monroe/Kuzey Amerika Doktrini’ne geçmişti.
ABD’nin Monroe/Kuzey Amerika Doktrini’nden vazgeçmesi de NAFTA yerine 30 Kasım 2018'de USMCA adı verilen bir ticaret anlaşmasını imzalanması ile gerçekleşecekti. Şöyle ki, ABD’nin Kuzey Amerika’yı bir alan haline getirme stratejisi, özellikle güney eyaletlerde Hispanik probleminin büyümesi ve 2013’de ABD karşıtlarının desteğiyle ÇHC’nin Bir Yol Bir Kuşak projesiyle küresel bir güç olmayı hedeflemesiyle sona erdirilmiştir. Bundan dolayı, 2018 tarihli USMCA sadece bir ticaret anlaşması olup, NAFTA gibi, Meksika ve Kanada ile bir entegrasyonu içermemektedir. 2018’den itibaren ABD’nin iki komşusuna yaklaşımı farklılaşacak, Meksika ile arasına duvar örmeye başlayan ABD, Kanada’yı 51. Eyalet olması için çalışmalara başlayacaktır. Trump’ın ilk döneminde Meksika ile ABD arasındaki duvar örme işlemi, Biden döneminde de sessizce devam ettirilmişti. ABD’nin NAFTA’dan vazgeçmesi ve Meksika ile arasına duvar örmesi ile de, ABD Monroe/Kuzey Amerika Doktrini’ne de son vermiş ve Monroe/Northernmost Doktrine geçmiştir. Bu gelişmeler ABD’nin yeni bir Merkezi Alanı Tanzim etmeye başladığının delilleri olup gün geçtikçe daha da iyi ortaya çıkmaktadır.
ABD’nin Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında Alman tehdidini yaşaması, Soğuk Savaş dönemlerinde Sovyet Rusların Amerika kıtasında hatta ABD’nin güney-doğu yakınlarında Küba’ya yerleşmesi dolayısıyla, ABD’nin Monroe Doktrininden gittikçe uzaklaşmıştır. Hele günümüzde, ABD karşıtları tarafından desteklenen, ÇHC ile başlayan yeni rekabet döneminde, ABD, tarihte olduğu gibi, Amerikan kıtlarını kendisine hasr etme, arka bahçe olarak kontrol etme anlayışından vazgeçerek yeni bir stratejiyi uygulamaya koyduğu anlaşılmaktadır. ABD’nin yeni milli stratejisinin bir boyutunu, ABD Yeni Merkezi Alan Stratejisi oluşturmaktadır. Bu alan içerisine; ABD, Kanada, Grönland ve İzlanda’yı almaktadır.
Değişen beşeri coğrafya ve gelişen teknolojinin de katkısıyla, kuruluş felsefesine göre artık kendisinin de bir hedef haline geldiğini kabul eden ABD, yeni stratejisine göre kendisine yeni bir merkezi alan tespit etmiştir. ABD’nin mutlaka hâkimiyet kurmayı hedeflediği bu alan; Meksika-ABD sınırı, Meksika/Amerika Körfezi, Bahama Adaları, İzlanda, Grönland, Kuzey Buz Denizi, Bering Boğazı, Meksika-ABD sınırı ile çevrelenmektedir. ABD, bu alanın içine giren Kanada ve Grönland’ı kesinlikle ilhak veya sıkı bir şekilde kendisine bağlamayı hedeflemektedir.
ABD’nin Yeni Merkezi Alan Stratejisi’nde Meksika yer almazken, ABD siyasi sınırları dâhilinde olmayan Kanada ve Grönland’ın bir şekilde bu alana dahil edilmeye çalışılmaktadır. Mesela Meksika sınırına duvar örülmesini sıkı bir şekilde takip eden Başkan Trump, Kanada sınırına duvar örme yerine, ABD-Kanada sınırının yapay olduğunu söylemiştir. Kanada, ABD’nin kuzeyinde Kuzey Buz Denizi’nin güneyinde Bering/Alaska ile Danimarka’ya bağlı Görnland arasında bulunmaktadır. Kanada; günümüz dünyasında yeni ABD karşıtlarının da desteğiyle ABD’yi dengeleyecek küresel bir güç olarak ortaya çıkarılmaya çalışılan ÇHC’nin, Kuzey Buz Denizi ile Norveç Boğazı üzerinden ABD’ni etkisizleştirmek için kullanılma potansiyeline sahiptir. Bundan dolayı ABD’nin Yeni Merkezi Alanı tanzim ile kuzey ve kuzey-doğudan gelebilecek tehditleri önleyebilmesi için Grönland’a ihtiyaca vardır.
NATO üyesi Danimarka’ya bağlı olan 2.166.000 km² ve 57 bin nüfusu olan Grönland’ın savunması, Soğuk Savaş döneminde NATO üzerinden bir şekilde ABD’ye aitti. Hatta ABD, Soğuk Savaş döneminde Iceworm Projesi kapsamında buz tabakasının altına nükleer reaktör yerleştirmeyi amaçlayan Camp Century adlı bir üssü de Görnland’da kurmaya çalışmıştı. Camp Century, Buz yüzeyinin 30 metre altında dünyanın ilk atom enerjisiyle çalışan askeri üssü olması için inşa edilmişti. ABD’nin Danimarka hükümetinden bile gizlediği bu üssün esasında bir araştırma merkezi olmadığı ve Sovyet Ruslara karşı bir operasyona yönelik olduğu anlaşılmıştı. Zira bu projeye göre Camp Century’de iki mil uzunluğundaki yer altı tünelleri sayesinde, 600 nükleer başlıklı füzenin saklandığı dev bir füze üssüne dönüştürülme imkanına sahipti. ABD’nin günümüzde de, Grönland’da, Pituffik Uzay Üssü (eski adı Thule Hava Üssü) bulunmaktadır.
Denizaltı filosunu güçlendiren ÇHC’nin küresel bir devlet olmak için harekete geçtiği bir dönemde, ABD, ÇHC’nin bu bölgeye yerleşme planlarını kendisi için büyük bir tehdit olarak görmüştü. Bilhassa 2019’da ÇHC’nin Grönland’da uydularına yer istasyonları, havaalanı, araştırma merkezileri kurma çalışmaları yapması, burada madenciliğe yönelmesini ve hele Danimarka’nın da bu çalışmaları ilgi ile karşılaması, ABD’yi iyice kızdırmıştı. Trump’ın ilk başkanlık döneminde yani 20 Ocak 2017 - 20 Ocak 2021 arasında Grönland’ın ABD tarafından satın alınması fikri oluşmuştu. Biden döneminde pek konuşulmasa da Grönland ve çevresi ABD’nin dikkatle izlenmişti. Bunun önemli sebeblerinden birisi de, ÇHC’nin müttefiki gibi hareket eden Rusya Federasyonu’nun, Grönland’ın münhasır ekonomik bölgesine kadar uzanan alanda hak iddia etmesidir. Ayrıca ÇHC ve Rusya Federasyonu bu bölgedeki kaynakları ele geçirmek için büyük bir gayret içerisinde bulunmaları ABD’yi daha da aceleci davranmaya itmektedir.
2024 seçimleri ile ABD başkanlığına kazanan Trump, 21 Aralık 2024’de, Grönland’ın ABD’ye ait olması gerektiği hakkında tekrar açıklamalar yapmış ve Görnland’ın "sahipliği ve kontrolünün ABD için mutlak bir zorunluluk" olduğunu ifade etmişti. 20 Ocak 2025’de başkanlık koltuğuna oturan Trump, 26 Ocak 2025’te yaptığı açıklamada Danimarka'dan Grönland'ı "satın almak" istediğini yinelemiş ve "Grönland'ı alabileceğimize inanıyorum çünkü bu, dünyanın özgürlüğüyle ilgili. Oraya özgürlüğü götürebilecek olanın biz olmamız dışında konunun ABD ile alakası yok" diyerek bu konuda ABD’nin kararlı olduğunu beyan etmişti.
Trump, 25 Mart 2025 günü yaptığı açıklamada Grönland hakkında çok ciddi olduklarını "Gitmemiz gereken yere kadar gideceğiz. Grönland’a ihtiyacımız var ve dünyanın da bizim Grönland’a sahip olmamıza ihtiyacı var” ifadeleriyle ortaya koymuştu. Bunun üzerine Danimarka Hükümeti 26 Mart 2025’de yaptığı açıklamada Başkan Trump’ın Grönland için yaptığı açıklamaları kabul edilemez olduğunu belirterek kınamış ve Grönland halkının ABD karşıtı tavrını da takdir etmişti. Danimarka Savunma Bakanı Troels Lund Poulsen de, “Yakın bir müttefike yönelik bu denli sert ifadeler, bir ABD başkanına yakışmaz. Amerikan tarafındaki bu söylem sertleşmesini açıkça kınamak zorundayım. Bu dil, her açıdan gerçeklikten uzak" demişti. Ancak Danimarka’nın yaptığı bu açıklamalar gerçeği tam olarak yansıtmamaktadır. Zira Grönland’da bazı kesimlerin ABD’ye daha fazla yönelmeye başlaması sonucu Danimarka, Grönland’a daha önem vermeye başlamış hatta Nuuk’da yeni bir uluslararası havalimanı açmıştır.
Danimarka’nın bu tavrına rağmen ABD Başkanı Trump, Grönland hakkındaki çalışmalara devam etmiş ve 21 Aralık 2025’te Louisiana Valisi Jeff Landry'yi, Grönland Özel Temsilcisi olarak atadığını duyurmuştu. Trump; “Jeff, Grönland’ın ulusal güvenligemiz için ne kadar hayati olduğunu anlıyor. Müttefiklerimizin ve hatta dünyanın güvenliğini ve varlığı için ABD'nin çıkarlarını güçlü şekilde ileri taşıyacak” demişti. Jeff de; “Grönland’ı ABD’nin bir parçası yapmak benim için bir onur” diyerek görevinin ne olduğunu net bir şekilde anlatmıştı.
ABD’nin Grönland’a ihtiyaç duymasının bir sebebi de, Kuzey Buz Denizi’ni kilitmekanlarıyla ilgilidir. Zira Kuzey Buz Denizi Alanı’nın üç kilitmekânı bulunmaktadır; Bering Boğazı, Baffin Körfezi ve Norveç Denizi’dir. Bugün ABD-RF tarafından kontrol edilen Bering Boğazı Kilitmekânı, Büyük Okyanus-Kuzey Buzdenizi’ne gidiş-gelişleri kontrol etmektedir. Kanada ile Damimarka’ya bağlı Grönland adasının arasında bulunan Baffin Körfezi Kilitmekânı, Atlas Okyanusu yani Kuzey Amerika kıtasının doğu kısmı ile Kuzey Buzdenizi’nin giriş-çıkışları sağlamaktadır. Danimarka’ya bağlı Grönland ile Norveç arasındaki Norveç Denizi Kilitmekân ise Kuzey Buzdenizi-Atlas Okyanusu bağlantısını gerçekleştirmektedir. ABD, yeni stratejisinde Norveç Denizi Kilitmekânı’nı kontrol etmeye çok dikkat etmektedir. Bu kilitmekanın etrafına; AB üyesi olmayan Norveç ile AB üyesi olan, Grönland’ın bağlı bulunduğu, AB ile tam uyumlu olmayan Danimarka ve Norveç Denizi’nin Atlas Okyanusu’na kavuştuğu yerde bir ada ülkesi olarak NATO üyesi İzlanda bulunmaktadır. Bu statüko, Norveç Denizi Kilitmekânı’nı kontrol etmekte ABD’ye büyük kolaylık sağlamaktadır. Ancak Danimarka’ya bağlı olan Grönland’ın ABD karşıtları lehine bağımsızlığı veya Danimarka’nın ÇHC ile işbirliğine yönelmesi, ABD’yi derinden etkileyecektir. Zira daha önce belirttiğimiz gibi, ABD Yeni Merkezî Alanı ve bu alanın güvenliği için ABD’nin Grönland’a ihtiyacı vardır.
SONUÇ
Görüldüğü gibi ABD’nin Grönland’ı istemesi sadece güvenlik ve kıymetli elementler için değildir. ABD’nin iki noktadan Grönland’a kesinlikle ihtiyacı vardır.
Bunlardan birisi, ABD’nin Yeni Merkezi Alan stratejisinde Grönland’ın kesinlikle yer almasındır. ABD, Grönland’ı yeni merkezi alan içerisine katmayı elzem gördüğünden bazen sert bazen yumuşak tavırlarla bunu gerçekleştirmek istemektedir.
İkinci sebebi ise ABD, ÇHC-Rusya Federasyonu’na karşı Kuzey Buz Denizi Hedef Alanı’ndan Atlas Okyanusu’na geçiş için Baffin Körfezi Kilitmekânı ve Norveç Denizi Kilitmekânı’nı mutlaka kontrol etmek istemektedir. Bunun için bu iki kilitmekânın tam ortasında olan Grönland’ı ya satın alarak ya da bir eyalet olarak ABD’ye bağlamayı hedeflemektedir.
Kısacası Grönland, ABD’nin Yeni Merkezi Alan ve güvenliği için hayati öneme haizdir. ABD’nin savunma sistemi olarak dizayn edilmeye başlanın Altın Kubbe için de zaruri bir coğrafyadır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish