Sudan’da iki yılı geride bırakan o yıpratıcı savaş süreci, artık cephedeki mevzi çizgilerinden çok, arka plandaki tedarik hatlarının hızına göre şekilleniyor. Hartum semalarındaki insansız hava araçları, Darfur’un kasabalarında yankılanan top seslerinden önce konuşuyor. Haliyle savaşın düğümü de “kim ilerliyor” sorusunda değil de “kime, ne, hangi kanaldan ve ne zaman ulaşıyor” sorusunda kilitleniyor.
Ocak ayı itibarıyla gündeme bomba gibi düşen Pakistan bağlantılı dev silah paketi iddiası, sahadaki taktiklerin ötesinde bambaşka bir kapıyı aralıyor. Çatışmanın kaderi artık cepheden ziyade tedarik zincirinde yatıyor.
Soğuk kavramlar ve teorik tanımlar, sahadaki o yakıcı gerçeği anlatmakta yetersiz kalıyor. Sudan sahasında beliren manzara, klasik bir “vekâlet” savaşından çok bir “hız ekonomisini” andırıyor. Taraflar askeri kapasiteyi kendi öz kaynaklarıyla büyütmek yerine, dışarıdan parayla alıp sahaya sürmeyi tercih ediyor.
Böylesi bir düzende ordu, disiplinli bir kurum olmaktan çıkıp lojistik bir projeye dönüşüyor. İthal edilen unsurlar çatışmanın sürmesini kolaylaştırırken barışın maliyetini yükseltiyor. Üstelik bu “ithal” boyut sorumluluğu da inceltiyor. Burada musluğu kimin açtığı, akışı kimin denetlediği ve sevkiyatı kimin durdurabileceği soruları havada asılı kalıyor.
Savaşın Yeni Cephesi: Tedarik Zinciri ve Zaman Baskısı
Sudan krizinin geldiği nokta, tedarik meselesini askeri bir detay olmaktan çıkarıp insani çöküşün tam merkezine taşıyor. Son verilere göre zorla yerinden edilenlerin sayısı 12 milyona dayandı. Bu ölçekte bir hareketlilik ülkenin demografik haritasını, iş gücü dağılımını ve para dolaşımını baştan aşağı değiştiriyor.
Yerinden edilen kitleleri sadece cephe gerisinde “bekleyen” insanlar olarak görmemek lazım. Kimi zaman yeni geçim ağları kuruyorlar, kimi zaman yerel koruma arıyorlar, kimi zaman ise silahlı yapılara eklemlenen bir hayatta kalma mücadelesinin içine çekiliyorlar.
Tedarik zinciri tam bu noktada savaşın temposunu belirleyen bir kaldıraç işlevi görüyor. İHA teknolojisi, zırhlı birliklerin haftalar süren hazırlık ihtiyacını kısaltıyor ve birkaç operatör koca bir şehrin gecesini zindana çevirebiliyor. Hava savunma unsurları bir tarafın moralini yükseltirken karşı tarafı daha maliyetli yöntemlere itiyor.
Eğitim uçakları ve hafif taarruz platformları, pilot kaybının yarattığı boşluğu hızla kapatıyor. Savaş böylece “sahada kim daha dirençli” yarışından, “kim daha sürdürülebilir tedarik döngüsü kuruyor” yarışına evriliyor.
Pakistan Hattı: İhracat Hamlesi ve Sudan’ın İhtiyaç Listesi
Bu noktada 9 Ocak 2026 tarihli haberlere yansıyan paket iddiası dikkat çekiyor. 1,5 milyar dolar düzeyinde konuşulan anlaşmanın 10 adet Karakoram-8 hafif taarruz uçağı, 200’ü aşan keşif ve kamikaze sınıfı İHA, ileri seviye hava savunma unsurları ve Super Mushshak eğitim uçaklarını kapsadığı konuşuluyor. Hatta bazı senaryolarda JF-17 savaş uçağı seçeneği dahi geçiyor.
Bu tür bir paket, Sudan ordusuna tekil bir silah kazandırmaktan öte, adeta sıfırdan bir “hava gücü” kurma iddiası taşıyor. Savaşın tam ortasında hava gücü inşa etmeye çalışmak, cephede kazanılan her saatin bakım hangarında kaybedilmesi riskini de beraberinde getiriyor.
Pakistan açısından tablo, savunma ihracatını ekonomik ve siyasi bir kaldıraç olarak kullanma arzusunu göstermekte. Ülke, 7 milyar dolarlık IMF programı üzerinden yeniden dengeleme süreci yürütüyor.
Savunma sanayii ihracatı ise bu dengelemenin sıcak para üreten can damarına dönüşüyor. Sudan sahası bu hikâye için güçlü bir vitrin sunuyor. Zira büyük meblağ, geniş paket ve sahada “sonuç üretme” iddiası bir arada.
Resmin arka planını ise Çin-Pakistan ortak üretim hatları tamamlıyor. JF-17 gibi platformlar iki ülke arasındaki sanayi iş birliğinin sembolü. Sudan’ın bu kanala yönelmesi, savaşın lojistiğini Asya’daki üretim ekosistemlerine bağlayarak jeopolitik ağırlık merkezini kaydırıyor.
Bu kayış, Batılı denetim mekanizmalarının etkisini sınırlıyor ve yeni aracılara alan açıyor. Sahadaki güç dengesi bir süre sonra “kim daha çok savaşçı topladı” sorusundan ziyade “kim daha iyi mühimmat döngüsü kurdu” sorusuna yaslanıyor.
Finansman Sorusu: Körfez Gölgesi ve Savaş Ekonomisinin Dili
Paketlerin asıl muamması silah listesinde değil, paranın kaynağında düğümleniyor. Anlaşmanın arkasındaki para konusunda Suudi Arabistan’ın rolüne dair tartışmalar sürüyor. Sudan savaşında para uzun süredir doğrudan bütçe kasasından çıkmıyor.
Altın, liman gelirleri ve dış destek ağları üzerinden dolaşıyor. Finansman bir bankacılık tekniği olmanın ötesine geçiyor ve cepheyi ayakta tutan siyasi bir aparata dönüşüyor.
İşte tam burada savaş ekonomisinin dili sertleşiyor. Dış destek, istikrar gibi kavramlarla meşrulaştırılıyor ve çatışmanın süresini uzatan bir “şok emici” görevi görüyor. Böylesi bir sarmal, tarafları hızlı çözümden git gide uzaklaştırıyor.
Karşı tarafın “bitmeyen tedarik” algısı besleniyor ve müzakere masası ufukta kayboluyor. Hartum’daki siyasal merkez için bu durum askeri kazanım umudunu diri tutsa da ülkenin yeniden inşa penceresini daraltıyor.
Hartum için 2026 Senaryosu: İHA Dozu ve Diplomasi Tıkanması
Sahada yeni tedarik dalgası konuşulurken insani tablo giderek vahimleşiyor. Son veriler Sudan’da 21 milyondan fazla insanın akut gıda güvensizliği yaşadığını, 34 milyon kişinin yardıma muhtaç olduğunu ortaya koyuyor. Genel manzara, sahadaki yükün artık “olağanüstü” kelimesine bile sığmadığını gösteriyor.
Bu koşullarda 2026 yılının kritik eşiği, İHA kullanımının yoğunluğu ile hava savunma kapasitesinin artışı arasındaki yarışta belirecek. İHA dozu yükseldikçe şehir içi güvenlik algısı eriyor, milisleşme artıyor ve insani koridorların maliyeti yükseliyor.
Hava savunma unsurları güçlendikçe taraflar kuşatma taktiklerine yöneliyor ve bedelini yine siviller ödüyor. “Ne kadar çok silah, o kadar hızlı sonuç” denklemi, sahada çoğu zaman tersine işliyor. Kapasite artışı çatışmayı bitirmek yerine ömrünü uzatıyor.
Sudan savaşının “ithal ordu” tartışması bir başka gerçeği daha görünür kılıyor. Sahada kazanılan her taktik üstünlük, tedarik zincirinde açılan her yeni kapıya bağlı. Kapılar çoğaldıkça savaşın pazarlık değeri yükseliyor, barışın aciliyeti azalıyor.
Hartum’dan İslamabad’a uzanan hat bir ihracat hikâyesinden fazlasını anlatıyor. Savaşın artık cepheden çok lojistikte yazıldığını hatırlatan sert bir işaret bu.
2026 yılı Sudan için “kim kazanır” sorusundan önce “kim yorulur, kim finanse eder, kim denetler” sorularının yılı olacak.
En çarpıcı olan husus şu: Bir ülkenin kaderi artık sınırlarının içinde kurduğu ordudan ziyade, sınırlarının dışında kurulan tedarik düzeninin ritmine endeksleniyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish