Pekin'deki soğukkanlı realistler, Amerika'nın Venezuela'ya saldırısı karşısında "derinden sarsıldı" ve Birleşik Devletler'e Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yla eşini derhal serbest bırakma çağrısında bulundular.
Çin lideri Şi Cinping'in, ülkeye resmi ziyarette bulunan Maduro'yu kırmızı halıyla karşılayıp onun "ulusal egemenliği koruma çabalarına ve Venezuela'nın dış müdahaleye karşı haklı mücadelesine" destek sözü vermesinin üzerinden sadece iki yıl geçti.
Operasyon gerçekleştiğinde, Maduro'nun Devlet Başkanı Şi'nin özel temsilcisini Miraflores Devlet Başkanlığı Sarayı'nda ağırlayarak enerji, altyapı, finans ve siyasi işbirliği alanlarında iki ülkeyi birbirine bağlayan 600'den fazla anlaşma hakkında görüşmeler yapmasının üzerinden sadece iki gün geçmişti. Çin'in Brezilya ve Meksika büyükelçisi olarak görev yapmış ağır toplarından Çiu Şiaoçi’nin ziyareti Amerikan müdahalesini caydırmayı amaçladıysa, bunda başarısız olundu. Yüzeysel bakıldığında Maduro’nun iktidardan düşmesi, Çin için siyasi, diplomatik ve stratejik cephelerde net bir gerileme gibi görünüyor.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Gelgelelim durum bundan daha girift olabilir. Çin, karmaşık uluslararası olaylara hızlı tepki vermese de liderlerini bu hafta meşgul edecek 4 soru var ve bunların hepsi kötü görünmüyor.
İlk soru, her zaman en önemli olan ancak asla açıkça dile getirilmeyen askeri meseleyle ilgili. ABD güçlerinin Venezuela'nın hava savunmasını devre dışı bırakmasını, Karakas'ta elektrikleri kesmesini ve Başkan Trump'ın Florida'daki Mar-a-Lago malikanesinde keyifle canlı yayından izlediği nokta atışı bir yakalama operasyonu gerçekleştirmesini mümkün kılan taktikler ve istihbarat becerileri yoğun biçimde incelenecektir.
Çin'in bununla ilgili pek endişelenmesine gerek yok. Venezuela'nın savunma sistemi o kadar kötü durumdaydı ki Maduro yakın zamanda Şi'den yeni radar sistemleri talep etmiş, diğer müttefiki Vladimir Putin'den Rus Suhoy-SU20 MK2 savaş uçaklarının motorlarını onarmak için (sadece 5'inin çalışır durumda olduğu söyleniyordu) yardım istemişti; İran'dan da füzeler, insansız hava araçları (İHA) ve GPS bozucular talep etmişti.
Çin'in kendi modern cephaneliğiyle karşılaştırıldığında çarpıcı bir fark var ve bu durum, Politbüro'yu Amerikan savaş teknolojisini geçme yarışında daha da teşvik edecektir. Baskının incelenmesi, Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun (ÇHKO) Tayvan liderlerine yönelik "başsız bırakma saldırısı" senaryoları için de planlama yapmasını sağlayacaktır.
Çin açısından ikinci soruysa Venezuela'yla yaptığı enerji anlaşmasıdır. Bu anlaşma kapsamında Maduro rejimi, indirimli petrol sevkiyatlarıyla kredilerini geri ödemişti. Resmi rakamlara göre, devlete ait petrol şirketi Petróleos de Venezuela'nın (PDVSA) günlük ihraç ettiği 1,2 milyon varil petrolün 700 bin'i Çin'e gönderildi.
Venezuela ham petrolü "ağır" olduğundan ve Çin rafinerileri rekabetçi fiyata yakıt üretmekte zorlanabileceğinden sıkı pazarlıklar yapılmıştı. Bu, ekonomik değil siyasi nedenlerle yapılmış, ders kitaplarına girecek türden devletlerarası bir takastı. Çinliler, Başkan Trump'ın petrol akışının süreceğine dair geçen yıl verdiği güvenceyle bir nebze rahatlamış olabilir; ancak Trump bunun hangi fiyattan gerçekleşeceğini söylemedi. Nihayetinde bu, ABD Başkanı'nın eline bir koz veriyor.
Üçüncü soruysa Venezuela'ya saldırının Amerika'yla Çin'i dünyada nasıl bir konuma getirdiğiyle ilgilidir. Burada Pekin'in zafer sarhoşluğu yaşadığına şüphe yok. Çin yönetiminin sözcüsü, ABD'yi "Venezuela hükümetini devirmeye yönelik faaliyetleri sonlandırmaya" çağırdı ve bu eylemin "uluslararası hukuku, uluslararası ilişkilerin temel normlarını ve BM Şartı'nın amaç ve ilkelerini açıkça ihlal ettiğini" ekledi.
Bunlar, Maduro'yla Şi'nin geçen yıl 9 Mayıs'ta, II. Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümü için Putin'in Moskova'da düzenlediği zafer geçidi törenine katılmasından bu yana Çin'in açıkça savunduğu temalardı. Ancak Maduro, ABD güçleri Karayipler'de toplandığından Şi'nin 3 Eylül'de düzenlediği geçit törenine katılamadı, bunun yerine Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı'nı gönderdi. Yine de Maduro yönetimi Çin, Rusya ve Kuzey Kore'nin benimsediği "anti-faşist" anlatıyı destekledi.
Şi, BM sisteminin "sahih tarihi ve değerlerinin" yeniden tesis edilmesinden bahsediyor ve Küresel Güney'deki tedirgin ülkeleri bu dava etrafında başarıyla topluyor.
Maduro her ne kadar New York'taki BM Genel Kurulu'nda bir daha şahsen kürsüye çıkamayacak olsa da, BM binasına çok yakın bir yerde alıkonması, ABD karşıtlarına güçlü bir retorik silah sunuyor. Trump yönetimininse bunu pek umursadığı söylenemez.
Çin açısından dördüncü soru da yaşananların, Şi'nin ülkesini Tayvan'la yeniden birleştirme hedefi açısından ne anlama geldiğiyle ilgili. Çin lideri bu iki meseleyi açıkça ilişkilendirmeyecek kadar temkinli. Ancak Çin Dışişleri Bakanlığı'nın şu açıklaması deşifre edildiğine bir ipucu bulunabilir:
Çin, ABD'nin egemen bir devlete ve onun devlet başkanına karşı açıkça güç kullanmasını şiddetle kınıyor.
Çin elbette Tayvan'ı egemen bir devlet değil, ayrılıkçı bir eyalet olarak görüyor. Tayvan Devlet Başkanı Lai Ching-te'yi meşru bir devlet başkanı değil, "sonu belli bir hain" olarak görüyor. Dolayısıyla Venezuela emsali bu durum için geçerli değildir.
Şi Cinping'in bakış açısına göre, Tayvan'ı geri almaya yönelik herhangi bir eylem hukuken yabancıları ilgilendirmeyen bir iç meseleden ibaret olacaktır. Tayvan'ı geri almak amacıyla düzenlenecek bir saldırı, Amerika'nın Batı Yarımküre'ye, Çin'in ise Doğu Yarımküre'ye hükmettiği bir dünya düzenine uyarlanabilir. Başkan Trump siyasi açıdan bunu daha da kolaylaştırdı.
Michael Sheridan, "The Red Emperor: Xi Jinping and His New China" (Kızıl İmparator: Şi Cinping ve Yeni Çin) (Hachette Yayınevi) ve Hong Kong'un tarihini anlatan övgü toplamış "The Gate to China" (Çin'e Açılan Kapı) kitaplarının yazarıdır.
Independent Türkçe için çeviren: Yasin Sofuoğlu
© The Independent