Karmaşık anlatımların ne şekilde yapılabileceğiyle ilgi bir tespit yapacağız. Türkiye’de veya bölgemizde çokça yapılan hatalara ilişkin bir bakış açısı sunacağım. Örnek büyük oranda ABD, Venezuela ve bunlarla ilişkili ağlar olacak. Ancak benim asıl söylemek istediğim şu: Tavır ve üslup konusu.
İlişkiler Neler?
Ayrıntıları aşağıdaki grafikten takip edebilirsiniz. Bu size, ABD (Trump) ile Venezuela (Maduro) arasındaki ilişkileri açıklayacak.
Tablodaki tasnifi vereyim. Önce Venezuela (Maduro) tarafında olan, buna karşılık ABD’nin (veya Trump yönetimi) hedefinde konumlanan ülkeler olarak; Çin, Rusya, İran, Kuzey Kore, Meksika, Panama, Kolombiya, Küba’yı görmekteyiz. Katar ve BAE’nin bazı banka/finans ve diğer irtibat konularında aracı oldukları konular var ve isimleri çeşitli yerlerde zikrediliyor. Bunların dışındakiler ise çeşitli konumdalar.
Tabloda ülkelerin altına eklediğim konuların belli ölçülerde ortak taraflarının olduğu görülecektir. Bunları; karteller (ve yasadışı faaliyetlerle ilgili olanlar), ideolojik ve rejim yönleriyle yakınlık, ülkelerdeki özel yapılar (elitler, güvenlik elitleri) ve banka/finans organları şeklinde ifade edebilirim. İlişkiler işte buralarda oluyor. İran’a özel Hizbullah gibi vekiller (proxy) var; ama buna Orta ve Güney Amerika ile Orta Doğu’dan başkalarını da eklemek mümkündür. İlişki konuları ise grupların yanlarında yazıldığı gibi; narkotik, petrol, kimyasallar, madenler, kıymetli madenler, teknolojik ürünler, silahlar, nükleer tehdit konusuna dahil olanlar mevcut. Bunlar yasal ve yasadışı alışverişi olanlar. Hepsinin bir diğer ortak konusu ise irtibatlı olmalarıdır. İrtibatlar, irtibat yolları, araçları, kişiler, vb. çok çeşitli olarak düşünülmelidir. Sonuçta ABD (ve çoğu Batı ülkesi) buradan çıkarımla terör ve tehdit tarifi yapmakta, ortaklıkları (veya ittifakları) buna göre düzenlemektedir.
Ülkelerin Özellikleri Neler?
Bu makalede geçen ülkelerin özet bir mukayesesini yapalım. Bahse konu ülkeler yüzölçümleri, nüfusları, yeraltı kaynakları, vs. küçümsenemez değerdedir. Örneğin kişi başı milli geliri incelesiniz, bir Batılı ülkeden oldukça geride olduğunu görürsünüz. Bu duruma etki eden ne olabilir? Kabaca hem ülke halkı ile rejimi hem de dışarıdan yapılan müdahaleler.
İncelememize bütün Orta ve Güney Amerika ülkelerini alsak, genellemek mümkün, temelde üç büyük sorun olduğunu görebiliriz. Bunlar: 1) Rejimleri, 2) ABD ve SSCB/Rusya müdahaleleri ve 3) uyuşturucu konusu. Bu sadece yakın döneme ilişkin durum değil, bir kere Soğuk Savaş döneminde menteşeler yerinden oynadı, müdahalelere ideolojiler, uluslararası ve daha sonra küresel güç mücadelesi dahil oldu. Bundan nasibini alan ülkelerin başında elbette Meksika, Kolombiya, Paraguay, Venezuela, hatta Arjantin var. Bir faraziye: Eğer Venezuela iyi yönetilse idi kokainle ne işi olurdu? Bugün en azından bunu düşünmek gerekir.
Diğer örnek, İran nasıl? Daha geçtiğimiz gün Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan gelir dağılımının bozukluğundan bahsetti. Sokakta gösteri yapan halka yönelik, mealen, imkânımız olsa veririz dedi. Doğal kaynak yönüyle bolluk içinde olmalarına rağmen, bu ülkede neden bu tarz bir maddi sıkıntı çekiliyor? Sebebi sadece ABD, Çin, Rusya gibi başat güçler mi? O bildiğimiz petrol savaşı mı? Yoksa daha özel bir durum mu var? Mesela mollalar (dini rejim) bu ülkeyi kötü yönetiyor olabilirler mi?
Anlatım Nasıl?
Trump’ın ABD yönetimi, beklendiği şekilde, Venezuela’ya veya buradaki “narko-terör” olarak işaretlenen Maduro yönetimine karşı, 2-3 Ocak’ta askeri-stratejik müdahalesini gerçekleştirdi.
İnsanlar bu konuya kendine göre bir açıdan baktı. Benim odaklanmam, olay daha meydana gelmeden birkaç ay öncesinde başladı. Böylesi karmaşık bir konuyu olabildiğince geniş perspektifte, stratejik ve jeopolitik yönleriyle açıklamak şeklinde devam etti. Tercihim böyle oldu. Bana göre böylesi bir tercih önemliydi.
Buna karşılık, çoğunluğun ne dediği ve neyi anlattığı tam olarak seçilemedi: Benimki gibi stratejik ve jeopolitik bakış açısı mı, yoksa olayların perde arkası mı veya çıkar gruplarının ilişkisi mi, hatta belirli bir politik eksiğinin taraftarı mı? Hal böyle olunca açıklamalar bir tür çorbaya dönüştü veya yararsız hale geldi.
Elbette böylesi karmaşık olayların çok çeşitli açıklamaları olacaktır. Analizciler, uzmanlar, yazarlar, kendilerine bir rol biçerler ve seçtikleri merkezde kalarak faydalı olmaya çalışırlar. Haberciler kaynaklarından haber alırlar. Doğru kaynaklardan doğru bilgiler alırlar ve bunları aktarmaya çalışırlar.
Bugün sosyal-medyanın da ortaya çıkmış hali düşünülürse, herkes her şeyle ilgileniyor; ancak genel kanaat halinde şöyle söylenebiliyor: Ortalık çöplüğe dönüştü!
Venezuela konusunu veya Trump’ın dünyada kitaplara geçecek böylesi ciddi bir hamle yapmasıyla ilgili kapsamı açıklamak çeşitli şekillerde olabilir. Başka konular da böyledir. Mesela Ukrayna-Rusya Savaşı’nı anlatmayı düşünebilirsiniz. İnsanlar benzer şekillerde konuşulabilirler. Örneğin, Venezuela konusunu, Başkan Maduro’nun alıkonmasını, operasyonel olarak anlatmak, gelişmeleri haber vermek önemli bir husustur. Savaşta neler oluyor konusunu anlatmak gibi bir şey bu ve ilgi çeker. Fakat böylesi karmaşık müdahale biçiminin sadece uluslararası yansımasını bile düşünseniz, konuşulacak o denli çok husus var ki, bunların her biri ayrı bir dosya konusu olur.
Örneğin Maduro ve onun yönetimindeki Venezuela terörist ilan edildi. Bu ne demek? Bu terörist tanımlamasından sonra neler yapılabilirdi? Meşrutiyete uzanan yerleri neler olurdu? Bunun teorik anlatımı bile, konunun uzmanları tarafından fazlaca zaman sarf edilerek, ilkeleriyle, yöntemleriyle ve sonuçlarıyla açıklanabilirdi.
Diyelim finans ve kara para aklama gibi konular için; Caracas’tan yola çıkıp Cenevre’ye, Dubai’ye, Panama’ya ve bunun gibi noktalara uğramadan, buradaki hacimleri analiz etmeden herhangi bir şey söyleyemezsiniz.
Yasadışı olan konuların alt alta dizilmesi bile bir meseledir. Narko-terör dendiği için, mesela yine Caracas’tan yola çıkarsınız, kartellerin her birine ve bağlantılarına bakarsınız, bunların güzergahlarını ve ulaşım mekanizmalarını çözersiniz, para alma ve aklama işlerini incelersiniz. Bu yasa dışı konulara, dünyanın çeşitli yerlerindeki taşeronlara, yani vekillere ilişkin çözümlemeler de getirmeniz gerekir. Örneğin Venezuela’ya çalışan Orta Doğu bağlantısı olan Hizbullah’ın pozisyonunu iyi analiz etmeniz gerekir. Konu sadece Hizbullah da değil, Orta Doğu olduğuna göre, Doğu Akdeniz’deki uğrak yerlerini, sağlam depo yerlerini, dağıtım şebekelerini çözmeniz gerekir. Buradaki hacimleri ve trafiği bilmeniz gerekir.
Daha zor bir konu olan petrolle ilgili hususlar. Bu konuya bakın isterseniz. Malum, küresel manada Amerika Birleşik Devletleri’nin petrolün her türlü faaliyetini kontrol etmek isteyen başat aktör olduğu ve bu nedenle günümüzde kendine düşman olan ülkelere yaptırım uygulayarak somut karşı hareketlerde bulunduğu açıktır. Bu cümleden hareketle, rakibi Çin’in enerji ile ilişkisini, yine Rusya’nın bütün bu konudaki faaliyetlerini, Orta Doğu’da önemli aktörlerden biri olan İran’ın durumunu, Basra Körfezi’ni, boru hatlarını, limanları, Aden veya Süveyş gibi transit geçitleri, tanker trafiğini, hayalet gemileri, ürün ve para aktarma yerlerini, velhasıl her şeyi bilmek zorundasınız.
Karşınıza Venezuela’yı veya Maduro’yu aldıysanız, bu örnek olarak söylediklerimin hepsiyle ilgili analizlerin doğru yapılıyor olması gerekir. Yani konu sadece Trump tarafından sergilenenler değildir. Sadece politika yapmak da değildir. Düşünüyorsanız veya konuşuyorsanız, bunlar size yetmemeli.
Sonuç itibari ile bir başat ülke lideri, “buna karar verdim, yapılmasını emrettim, vs.” der. Siz de “vay efendim, nasıl olur da bunu yapar,” deyip eleştirebilirsiniz, hakkınızdır. Peki siz olsanız ne yapardınız? Kimlerin ilişkilerini tam manasıyla biliyorsunuz?..
Hatta ne kadar realistsiniz? Uluslararası ilişkiler yönüyle, “hukukta şu maddeye uyuyor, bu alınan karara karşı” şeklinde açıklarsınız. Peki ortada suç var mı, suçlu var mı, hangi suç daha büyük, gelecekte olabilecek büyük suçlar açısından kim ne tür önlem alarak hareket ediyor, bu hareketler doğru mu? İnsanlığın geleceğine ilişkin dikkate alınacak noktalar neler? Ülkeler nasıl yönetilmeliler? Güç kimlerde olmalı? Kanunlar nasıl işlemeli? İdeolojiler ne olmalı? Okul önlerinde satılan uyuşturucuyla mücadele nasıl yapılmalı? Bataklığa mı bakmalı, sivrisineğe mi? Gayrimeşru işlerden nasıl arınmak söz konusu olabilir? Politikayı zehirleyen alışkanlıklardan ve kolay büyüme usullerinden insanları vazgeçirmek mümkün mi, nasıl? Gerçekten bu yozlaşmayla nasıl mücadele edilmeli?
Yatağınızdan kalkın, şu an dünyaya liderlik yapabilir misiniz? Eğer bu benim işim değil diyorsanız, buna soyunan insanları iyi analiz etmelisiniz. Kimseyi savunmak veya reddetmek yok ve tabii adalet ile hak-hukuk olmalı. Bilgi kanalları, veri çokluğu ve analiz kapasitesi önemli. Üç-beş kaba bilgiyle de analiz yaptığınız söyleyebilirsiniz, 3-5 terabaytlık veriyle de… Bir mevkide oturanla kendinizi kıyaslayın. Seviye, eşit bakış açısı ve menzil yönüyle, kim nerede duruyor? Sonra yer-yurt iyi bilinmelidir. Siz neredesiniz ve neyi hedefliyorsunuz?
Örneğin, Orta Doğu ile Latin Dünyası ilişki hattına bakarsanız, işlevsellik bakımından birbirine benzerler: Otoriter rejimler olarak, İran ile Venezuela’yı ele alabilirsiniz. Biri Amerika’nın yanı başında, diğeri Amerika’ya göre yaklaşık 12.000 km ötede bir yerde. Ama bunları birbirine bağlayan, finans akışı olarak bakılırsa saliselerle hareket eden bir yakınlık var. Para konusunda ister beğenin ister beğenmeyin, şu anda durum şöyle: Küresel ölçekte rezerv para birimi olarak yüzde 60 oranında ABD doları kullanılmaktadır. Petrol, kimyasallar, narkotik, altın-gümüş ve işlemdeki dolar olarak sınıflandırıp, Venezuela ile İran bağlamındaki bir analiz ortaya koyarsanız. Ciddi analizle isabetli bir sonuca varmanız mümkün olur.
Diyelim Trump ölçeğinde düşünüyoruz, benzer kararlar alabilir misiniz? Venezuela’yı savunan, onu beğenen, onun imkanları ile ilişkisini kendine göre geliştiren biri çıkabileceği gibi, Orta Doğu coğrafyasını da analiz edebilirsiniz.
Bunlar bir tarafa, tehdit ve refah ölçüsü de bildiğimiz manada konuşma şekillerindendir. Peki insanlığın geleceği için neyi söylemeniz icap eder, bir düşünün. O zaman “İrancıyım” demek ne demek olur? Maduro ve Hamaney ekseninde kalmak sizin cari politikanızla ilgili olabilir mi? Sonra, 50 yıllık veya 100 yıllık stratejik bakış açıları yönüyle neyi tercih edersiniz, neyi risk olarak alabilirsiniz?
Ülke (vatan) konusu önemlidir ki her vatandaş veya her politikacı kendi değerlerine göre hizalanır. Ülkenize ne verirseniz onu alırsınız. Mesela halkına zulmeden politikacılar, ideolojiler, rejimler hiç görülmemiş bir şey mi, yoksa örnekleri gözlerinizin önünde mi? Politikacı dediğiniz aranızdan çıkan insanlar. Kim kime benziyor, neyi, nasıl temsil ediyor? Seviye ne? Mesela GSYİH yönüyle kişi başı geliri 50.000 doları aşan ülkelerdeki şartlar ile açlıkta sokağa çıkmış toplumlar aynı mı? Ne yapmak gerekir? Bütün bunlar sizden ciddi bir muhasebe yapmanızı gerektirir.
Çin konusu! ABD ve Çin rakipler. Bu iki rakip ülkenin Venezuela, Columbia, Panama ve Meksika üzerinden bir hesaplaşması var. Mesela ABD ve Çin için bu durum çeyrek asır önce yoktu. Bugün Çin kendi çıkarı için bu saydığım ülkelere bazı avantajlar veriyor. Dünya böyle bir yer. Konumuz romantizmi tartışmak değil; ülke yönetimi, güç mücadelesi, uluslararası rekabet, vb. Herkes kendi çıkarına görünüyor.
Bir yanda eksiğiyle fazlasıyla iki Dünya Savaşı kazanmış, Soğuk Savaş’ta da galip gelmiş, hatta bugün bütün milletlerin içinde geliştiği veya savaş verdiği bu uluslararası düzeni, kurum ve kuruluşları Batı dünyasının anlayışı çerçevesinde ihdas etmiş, özellikle 1950’lerden beri dünyaya çıkarlarını önde tutmak suretiyle önderlik etmiş, sonra yakın dönemlerde örnek oluşturmaktan uzak tutumlarıyla insanlığı düşündüren bir ABD var.
Diğer yanda, daha çok 1970’lerden beri gördüğümüz şekilde, ABD sermayesi ve teknoloji transferiyle, ürün detayı çalmakla, fakat çok çalışmakla, kaynakları doğru kullanmakla, halkını küresel üretici-tüketici pozisyonunda tutmakla, planlı kalkınmayı hedef almakla, bu noktada belli bir güç oluşumuna sahip olduktan sonra daha milliyetçi tercihleri yapmakla, dahası var, fazlaca silahlanmakla ilgilenen bir Çin görmekteyiz. Korkusu ise; ya içimdeki elitler Batı’daki kapitalistler gibi olursa, şeklinde…
Uluslar böyleler: Aynı şeyleri hesap ediyor, görüyor ve ölçüyorlar. Zaman güçleri ve güç şekillerini belirliyor; fakat bazıları halen gayrimeşruluğu esas almakta ve fırsatçılık peşinde koşmakta ısrarcı görünüyor.
Nasıl herhangi bir ülke kendi sınırlarını korumak istiyorsa, bugünkü koşullarda Amerika da benzerini düşünüyor; kendi sınırlarının hemen yanına sinsice yerleşen Çin’in daha fazla büyümesini istemiyor. Bugün Trump bunu dile getiriyor. “Bana ne Trump’tan” diyebilirsiniz, ama o öyle düşünüyor diye, uzmanların veya habercilerin bir taraf olup olmaması mevzubahis edilebilir mi? O zaman sorarlar, çıkarınız mı var? Çıkarınız ülkenizin daha fazla kazanması değil mi? Gelirinizin 50.000 dolardan fazla olması değil mi? Korkunuz mu var? İşi doğru olanın alnı açık değil mi? Öyleyse önce doğru iş ve dahi gerektiği yerde detaylı çalışma yapacaksanız, olayın adını doğru koymak zorundasınız. Korkmadan çalışacaksınız…
Mesela bu yerkürede, ABD, Çin, Venezuela, Rusya, İran, vs. bunların her biri sizin ülkenizle iş yapıyorsa ne diyeceksiniz? Görmezden gelemeyecekleriniz olacak, ortak hareket ettikleriniz de. Ama kaçınacağınız şeyler olacak; dünya, insanlık ve temel ilkeler adına. Dikkat, olumsuz örnekler veriyorum: Narkotik meselesi ve çocukların geleceğine kastedilmesi; para aklama, kazanılan yasadışı paraları teröristlere aktarma; önce ben veya rejim deyip, insanların fakirleşmesine bahaneler uydurma…
Çin, Venezuela’ya büyük miktarlarda kredi veriyor. Örneğin, hani bilinen rakamlar çerçevesinde söyleyelim, verdiği 60 milyar dolar kredinin hala ödenmemiş kısmı 20 milyar dolar, ki böylesi ülkeler için bunlar büyük rakamlar değil, ama cari olarak önemli görülebilir. Çin-Venezuela arasında100 milyar dolardan fazla dolaylı yatırımdan bahsediliyor. Çin’in Venezuela’dan günlük 600 bin varil petrol transferi var. Çin petrol şirketi ile Venezuela petrol şirketi arasında ortaklıklar incelenirse çok çeşitli sıra dışı işlemlere sebep oluyor. Olsun mu; olsun… Karışmayalım mı; karışmayalım... Ama bu konularla ilgilenen bir ülke olarak ABD’yi düşünürseniz, onun açısından bu bir şey ifade ediyordur ki müdahale ediyor. Birçok nedenden dolayı bunu yok sayamayız herhalde.
Benzer şekilde bakarsanız, Rusya’yı, Çin’i, İran’ı, hatta Kuzey Kore’yi birlikte düşünürsünüz, Venezuela ile bağlantılarını analiz etmeniz gerekir, bu ilişkiler açısından bir şey söylemeniz gerekir; doğru veya yanlış, iyi veya kötü, geleceği var veya yok şeklinde. Büyüyen tehdide bakarsınız? Nasıl büyüyor? Tehdit dediğiniz, size veya ötekine göre değişeni var, ortak tehditler var… Öyleyse hangisi?
İstihbarat örgütlerinin işi ne? Olabildiğince bütün her şeyi öğrenmek, bilgileri alıp getirmek, sonra tehdit değerlendirmeleri yapmak, ülkelerinin kendi çıkarlarına dönük politikaların yapılması ve stratejik hesaplamaların yapılması için çaba sarf etmek. Gerekirse bilgi çalmak, kandırmak, hile yapmak, vs. Hepsi olabilir… Her ülkenin istihbarat örgütü bunun için çaba sarf eder. Benim ülkemin vatandaşı daha zengin, güçlü ve huzurlu olsun der. Amaç bellidir.
Örneğin CIA, Amerika’nın çıkarına çalıştığı gibi, SEBIN de Venezuela’nın veya Maduro’nun çıkarına çalışır. İlişki ağlarını açıklarken, yasadışı olan kısımda çalışanlar var, yasal kısımda çalışanlar var. Bir de hepsinin dışında istihbarat dünyası var. Öyleyse siz neredesiniz? “Ben haber veriyorum.” Güzel, ver. “Ben üniversitede ders anlatıyorum.” Güzel, anlat. “Tarih yazıyorum.” Yaz. Siz geleceği nasıl görüyorsun? İşte, istihbaratın bir işi de bu: Gelecek istihbaratı yapmak, geleceği tahmin edip, buna göre önlem almak, politikaların geliştirilmesine veri hazırlamak, tehdidi tarif edip buna göre önlem alınmasını sağlamak, gerekirse operasyon yapmak. Bütün bunlara karar verenlere, politikacıların hedefe ulaşmasını sağlamak adına hizmet etmek.
Şöyle sorulabiliyor: Bana bilgi ver, sansasyonel olsun, sen de kazan, ben de. Böyle bir şey mümkün mü? Eğer kendi yerinizi bilirsiniz, bunun belli şekillerde sizinle, üslubunuzla bir karşılığı ve tarifi olur. Böylesi Venezuela-ABD veya Rusya, İran, Çin gibi karmaşık konuları, üç tane cümleyi sağdan soldan toparlayıp açıklamak, bir kere böylesi olaylara bir fayda sağlamaz, olsa olsa gündem içerisinde boşluğu doldurmak ve geçiştirmek isteyenlerin çıkarına hizmet eder.
Doğru Sistem Hangisi?
Aşağıda yönetim sistemlerini ve özelliklerini açıklayan bir piramit görmektesiniz.
Amacım bu iyi, şu kötü demek değil; tarif etmek. Bu görsel içinde Trump’ı da Jinping’i de Putin’i de görmektesiniz. Trump nasıl? Ülkesini eksik demokrasiye çevirdi, demagoji yapıyor, elitist, ahlaki çöküşü görülen bir lider.
Hani sorsanız Maduro yönetiminin olduğu bir Venezuela nasıl diye, cevap belli: Otoriterlik (içinde nepotizm, kleptokrasi, yozlaşma ve popülizm olan), okloktik (mafya kuralları geçerli).
Peki İran nerede ve nasıl? Ya Kuzey Kore?.. Başta verdiğim ilişki tablosuna bir daha bakın derim.
Sonuç
Ülke, millet, dahası, insan olmak çok değerli ve bunun yükü de ağır!
Politika yapmak özel ve başka bir iş; ancak bu da sadece insana özgü bir işlev oluyor. İnsan varsa o iş için kültürler, çıkarlar, çok konu gelir gözümüzün önüne.
Mesela ben şuna bakıyorum, Çin’de, Japonya’da, Rusya’da, ABD’de veya Almanya’da tv’de uzmanlar ve politikacılar neyi anlatıyorlar, gazetelerde neler yazılıyorlar, tartışmalar ne merkezde cereyan ediyor, bu bizde nasıl oluyor? Siz de bakın isterim.
ABD-Venezuela veya Trump-Maduro konusu cidden çok uzun yıllar tartışacağımız bir konu olacak; ama şimdiden tartışmayı yanlış veya dar bir yere koyarak kendimizi de bağlamayalım.
Açıkladığım bütün ilişki yumağı, tarif ettiğim yönetim sistem piramidi, sorduğum sorular, esasında böylesi bir olayın ne denli hassas, karmaşık ve bilinmez yönleri çok olduğunu da göstermeye yetiyor.
Para dediğiniz temiz olacak. Bizim cebimizde hakkınca para olacak. Mafya türü yönetimler yaşamımızı zehirlemeyecek. Yozlaşmanın önüne geçilecek. Çocuklarımız okul kapısına güvenle gidecek; biz ise huzur ve sükûn içinde yaşayacağız...
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish