1328 (1912) yılında o dönemde Rize Pazar’a bağlı Hemşin’in Gummu (Yaltkaya) köyünde doğan Demokrat Parti’nin Samsun Milletvekili Tevfik İleri, bundan tam 64 yıl önce 31 Aralık 1961 günü gece saat 20.20’de Ankara Hastanesinde vefat etti.
Aslında o bir yüksek mühendisti. Fakat gerek önemli bakanlıklarda görev alması gerekse tutumu ve söylemleriyle yakın dönem Türk siyasi hayatını yönlendiren aktörlerden birisi olarak öne çıktı.
Maarif, Bayındırlık, Devlet bakanlıkları, başbakan yardımcılığı gibi önemli görevler üstlenen ve Adnan Menderes’e en yakın isimlerin başında gelen İleri’nin; özellikle eğitim bilhassa da din eğitimi konusundaki görüşleri ve bakanlığı döneminde uygulamaları; bir kesim tarafından eleştirilirken, bir kesim tarafından ise takdir gördü.
İlkokulların dördüncü ve beşinci, köy ilkokullarının da üçüncü sınıflarına ve öğretmen okullarına zorunlu din dersi konulması ve kültürlü din adamı yetiştirmek amacıyla İmam Hatip okulları açılması onun savunduğu görüşlerden bazılarıydı.
İnkılapçılığı, Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku’ndan örnek vererek “çok çalışmak” olarak yorumlamış; Atatürk inkılaplarına sadık olanlar ve olmayanlar şeklinde toplumun bölünmesine karşı çıkmıştı.
Adam öldürmeye teşebbüs edenleri desteklemekle suçlandı
Tevfik İleri, 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından aynı gün Ankara’da tutuklandı. Yassıada’da 4 nolu Yüksek Soruşturma Kurulu tarafından düzenlenen 10 Eylül 1960 tarihli tevkif müzekkeresinde, vatan hakkında cürümlerle Cumhuriyet ve demokrasi karşıtı eylemleri kapsamına alan Türk Ceza Kanunu’nun 141/3 ve anayasayı ihlal suçu olan 146.maddeleri çerçevesinde, Ceza Muhakemeleri usulü Kanunu’nun 104.maddesine dayandırılarak suçlandı.
Yüksek Soruşturma Kurulu Başkanı Hayrettin Şakir Berk imzalı 4 Ekim 1960 tarihli tevkif müzekkeresinde, ona isnat edilen suç, “adam öldürmeye teşebbüs suçlarına iştirakine muzaheret” olarak belirtildi.
8 Ekim 1960 tarihli bir başka tevkif müzekkeresine göre ise Yüksek Soruşturma Kurulu, “ahaliyi bir birim aleyhinde silahlandırma” suçundan onun hakkında yargılama kararı verdi.
Tüm kanunların Anayasa’ya uygun olduğunu savundu
Anayasa Davasının 10. sıradaki sanığı Tevfik İleri’nin avukatları, Fevzi Çığırgan ile Hüsamettin Cindoruk’tu. 12 Mayıs 1961 tarihli üçüncü duruşmada siyasi bir partiye adaylık için müracaat eden bir kişinin, bu partiden ayrılıp başka bir partiden aday olmasının önüne geçen 5545 sayılı Milletvekilliği Seçim Kanunu’nun 35.maddesinde yapılan tadilata oy verdiği için sorgulandı.
Mahkemede ilk sözlü savunmasını 24 Mayıs 1961 tarihli dokuzuncu oturumda yaptı. Eski bir Nafia Vekili olarak Kayseri NATO Meydanı’nın ihalesi hakkında konuşmak istedi. Çünkü Etem Menderes’in hatıra defteri delil gösterilerek bu ihalede suiistimal iddiası vardı. İddialara karşı bu meydanın NATO’nun parasıyla yapıldığını söyledi.
Tahkikat Komisyonunun kurulmasını desteklemiş ve olumlu oy kullanmıştı. Salahiyet Kanunu’nun çıkışı sırasında hiçbir kulis faaliyetine şahit olmamış ve Anayasa’ya aykırılık teşkil etmediğini düşündüğü için de bu Kanun’un da lehinde oy kullanmıştı.
Örfi idare meselesiyle ilgili olarak 7 Nisan’dan sonra Başbakan Menderes’in Grupta yaptığı konuşmaların, hükûmet adına yapıldığı iddia edildiği için kendilerinin de bunlara iştirak etmiş gibi gösterildiklerinden yakındı.
İleri, 7 Nisan’da görevli olarak Sinop’ta bulunduğunu hatırlattı. Mahkeme Başkanı’nın sorusu üzerine Anayasa’ya aykırı olmadığını düşündüğü hiçbir uygulamaya, icraya konulduktan sonra da karşı olmayacağını söyledi. Örfi İdare ilanıyla sonradan yaşanan olayların daha ağır sonuçlar vermesinin önüne geçildiğine inandı.
Sözlü savunmasında Adnan Menderes’i korudu
Adnan Menderes’i savundu. Onun sertlik yanlısı olmadığını DP Grubunda İstanbul-Ankara Olayları sonrasında, yumuşak tutum gösterilmesini savunanları desteklediğini söyledi.
Oysa yakın tarihte İmge Yayınevinden çıkan “Türkiye’nin Siyasi Tarihi: Çok Partili Dönemin Başlangıcından 27 Mayıs 1960’a” adlı eserimde yer verdiğim üzere; bu olaylarla birlikte üniversite ile gerginliği daha çok tırmandıracak açıklamalar yapan Adnan Menderes’in, yumuşak bir tutum benimsediği söylenemezdi.
“…Tertipler bu idi... Fakat bugünden itibaren tedbirlerimiz katidir… bizzat Merkez Kumandanı askerlerle beraber bunların arasına girerek sille tokat cop vurarak hepsini bir anda dağıtıp gönderdi...” (Zehra Aslan, Türkiye’nin Siyasi Tarihi)
Kararnamede, milletvekilleri suça iştirak etmedilerse istifa etmelerinin gerekli olduğu aksi halde suçun faali sayılmaları doğrultusunda bir görüş vardı. Tevfik İleri, istifanın şartları olduğunu söyleyip buna itiraz ediyordu. İleri’nin istifa şartlarını dayandırdığı kişi başbakandı. O bir vekille çalışmak istemezse ve aralarında anlaşmazlık çıkarsa veya muhaliflik durumu oluşursa istifa mümkün olabilirdi.
Ona göre, kararnamede ileri sürülen tezin nedeni, kendilerine suç isnat edecek başka bir fiil bulunmamasıydı. Hadiselerin etkisinin en şiddetli olduğu dönemde (5-15 Mayıs 1960), DP Grubunda yapılan toplantılara değinen İleri, Yaylacıların başını çeken Sıtkı Yırcalı’nın Genel Kurulun toplanmasını önerdiği Grupta yaptığı konuşmadan söz etti. Yırcalı’nın, Başbakan Menderes’e herkesin hatta Halk Partililerin de kendisini sevdiğini, ancak hükûmetten bazı kişilere çok tepki olduğu için onların dışarda bırakılarak, tanınmamış kişilerden yeni bir kabine oluşturulmasını önerdiğini söyledi.
Bu bağlamda da 25 Mayıs’ta Gruba verilen 90’lık ve 28’lik takrirlerin amacının yine Başbakan Menderes’in başkanlığında bazı vekillerin dışarda bırakılarak yeni bir kabine kurulması olduğunu iddia etti. İleri, DP Grubunun Adnan Menderes’i düşürerek başka bir başbakanın başkanlığı altında hükûmet kurma düşüncesi olmadığını, olayların tek taraflı değerlendirilmeden, muhalefetin kanun dışına çıktığı gerçeğinin yok sayılmaması gerektiğini ve dikta idaresine gidiş iddiasının doğru olmadığını savundu.
Müebbet hapse mahkûmiyetin gerekçeleri
15 Eylül 1961 tarihinde Yassıada’da 17 davanın bağlandığı Anayasa davasının son duruşması yapıldı. Tüm kararlar burada açıklanırken 10 numaralı sanık Tevfik İleri’ye yönelik suçlamalar sıralandı.
Tüm kanunlara olduğu gibi bu davanın altı suçundan biri olarak gösterilen Salahiyet Kanunu’na da müspet oy vermişti. İç Tüzüğün değiştirilmesine dair DP Grubunda yapılan görüşmelerde (12.12.1957), geçici ihraç cezasına çarptırılanlar için cezası bitene kadar Meclis binasına girmemesinin isabetli olacağını söylediği için şiddet taraftarı olduğu çıkarımı yapılmıştı.
Bir başka konuşmasında ülkenin Halk Partisine terk edilmesi halinde dağ başında DP’ye gönül verenler adına kahrolacağını söylemesi başta olmak üzere verdiği beyanlar üzerinden Bayar ile Menderes zihniyetine bağlı olduğuna dair değerlendirme yapılmıştı.
Bakanlar Kurulunda 22 Mayıs 1960 tarihli Abdullah Aker’in tutuğu bir notta; Tevfik İleri’nin “Sandık başına hiçbir demokrat gitmeyecektir. Seçim yolu ile iktidarı bunların eline vermiş oluruz… Taklibi hükûmetle vermek ehveni şer olur… Bu korku içinde icraî hükûmet edemeyiz” şeklinde sözler sarf ettiğini yazması, hükûmet idaresini seçimle değil de darbe yoluyla bırakmayı tercih ettiği şeklinde yorumlanmıştı.
Bir diğer suçlama onun, Saidî Nursi’nin Namık Gedik, Adnan Menderes ve Tevfik İleri’yi görmek için Ankara’ya geldiğini söylemesinin de delil gösterip gericiliği teşvik ettiği iddiasıydı.
Sonuç olarak; aynı zamanda Vatan Cephesi (961/7) ile İstanbul-Ankara Olayları (960/4) davalarında yargılanıp mahkûm edilen ve gerek Adnan Menderes’le Celal Bayar’a bağlılığı, tutumu ve tüm bu suçlamalardan dolayı Tevfik İleri’nin, aslî iştirak halinde olduğuna karar verildi.
Hastalığı ve Ölümü
Hakkında müebbet hapis ve tüm kamu hizmetlerinden yasaklanma kararı verildikten sonra Kayseri Cezaevine gönderilen İleri, burada hastalandı. Muayene ve tedavisinin yapılması için Ceza Tevkif Evleri Umum Müdürlüğünün 6 Kasım 1961 tarihli talimatıyla Tevfik İleri’nin bir gün sonra Ankara Cezaevine naklinin gerçekleşmesi için hazırlıklara başlandı. Ankara Hastanesine kaldırılarak tedavi altına alındı.
Prof. Dr. Hamdi Aktan’ın raporuna göre Tevfik İleri, Ankara’ya getirildiği 7 Kasım 1961 tarihinde hemen hastanede tedavi altına alınmıştı. İlk muayeneden sonra sarılık, bulantı, kusma ve ileri derecede kilo kaybı olduğu tespitleri yapıldı. Karaciğerinde kanser tespit edilince 19 Kasım günü ameliyata alındı ve ameliyat sırasında da safra kesesinde taş ve pankreasında da sert kitle olduğu anlaşıldı. Ameliyatı başarılı geçse de ateş, sarılık gibi sorunlar oluştu. 6 Aralık 1961 tarihinde tekrar servisinde tedavisine başlandı. İlaçlar verildi, bunlar kesilince ateşi 39-40 dereceye kadar yükseldi. Yapılan tetkiklerde safra kesesinde kanser bulgularına rastlandı. 31 Aralık 1961 günü öğleden sonra nefes darlığı, tansiyon düşüklüğü ve genel durumunda bozulma meydana geldi. Akut kalp yetmezliği de tespit edilen Tefvik İleri, saat 20.20’de vefat etti.
Eşi Vasfiye İleri, 1 Ocak 1962 tarihinde Ankara Cumhuriyet Savcılığına başvurarak eşinin cenazesinin kaldırılması için kendisine teslimini talep etti. Bu müracaat üzerine Tevfik İleri’nin cenazesi, 2 Ocak günü ailesi tarafından alındı ve Hacı Bayram Camiinde yapılan dini törenin ardından Ankara Asri Mezarlığı’na defnedildi.
Yararlanılan Kaynaklar:
BCA, 010.09/93.286.1.
Emine Gürsoy Naskali, Anayasa Davası 1, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2011.
Yüksek Adalet Divanı Kararları, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 2007.
Zehra Aslan, Türkiye’nin Siyasi Tarihi: Çok Partili Dönemin Başlangıcından 27 Mayıs 1960’a, İstanbul 2025, İmge Kitabevi.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish