Türk dünyası nasıl birleşir?

Esedullah Oğuz Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA (Arşiv)

Türk dünyasını birleştirmek, Avrupa Birliği benzeri bir çatı altında toplamak için 30 yılı aşkın bir süreden beri sürdürülen onca çabaya, gerçekleştirilen irili ufaklı yüzlerce projeye rağmen, bu konuda kayda değer bir başarı elde edilemediğini söylemek, herhalde abartı olmasa gerek.

Geriye dönüp baktığınızda gerçekten de ortada elle tutulur, gözle görülür bir şey yok.

Elbette Türk Konseyi, Türk Devletleri Parlamenter Asamblesi, Türk İş Konseyi, Türk Akademisi, TRT-AVAZ, Avrasya Yazarlar Birliği vesaire gibi, sembolik değerden başka hiçbir anlam taşımayan irili-ufaklı birçok kurum ve derneği saymazsanız. 

Birleşmek, tek çatı altında toplanmak gibi güçlü bir duygu ve istekten söz ediyorsak, bu düşüncenin karşılıklı olması gerektiğini bilmeliyiz.

Duygularınız tek taraflı ise, bırakın bir devlet veya birkaç devletle birleşmeyi; bir sevgili ile bile bir araya gelemezsiniz. 

Maalesef Türkiye 30 yılı aşkın bir süredir bu konuda karşılıksız bir aşk yaşıyor.

Yıllardır her ortamda birleşmekten söz eden, birleşme şiarları seslendiren, sadece Türkiye.

Türk'ün anavatanı sayılan Orta Asya'dan bu konuda şu ana kadar somut hiçbir şey duymadık.

Kazakistan'ın eski lideri Nazarbayev veya Azeri lider Aliyev gibi bazıları ara sıra Türk Birliği'nden söz ediyorsa da bu, yıllardır "birleşelim" diye yırtınan Türkiye'nin gönlünü almak için yaptıkları jestten ibarettir.

Ama Türkiye Cumhuriyeti bu konuya aşırı duygusal yaklaştığı için, bölgeden gelen her iltifatı ciddiye alıyor ve gereğinden fazla önemsiyor.

Oysa bizim burada bakmamız gereken, sözlerden ziyade eylemler. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

2022 yılı başında Kazakistan'da ayaklanmalar patlak verdiğinde Kazak liderlerinin yardım için imdat anlamında ilk baktıkları yer, Ankara değil Moskova'ydı.

Nitekim Putin'in gönderdiği askeri birlikler kısa sürede ayaklanmayı zorla bastırarak sükuneti sağladı.

Yani Orta Asya'da işler sarpa sardığında Türk dünyasının liderliğine soyunan Türkiye'ye bakmak, ona danışmak, nedense kimsenin aklına gelmedi.

Aynı şekilde Davutoğlu'nun başbakanlığı döneminde Suriye ile yaşadığımız uçak krizi sırasında da Orta Asya'daki 4 Türk Cumhuriyeti, Moskova'dan yana tavır aldı.

Hatta oğlu Türkiye bursuyla Kuzey Kıbrıs'ta üniversite eğitimi gören bir Kırgız gazeteci arkadaşım, "Terörist Erdoğan, DAİŞ'in sponsoru" diye tweet atınc,a ben şoke olmuş ve kendisini arayıp "El insaf, oğlun Türkiye bursuyla okuyor, sen 'Türkiye'nin sınırında Rus uçağının ne işi var' diye soracağına, bizim cumhurbaşkanımıza terörist diyorsun" dedimse de ikna edemedim ve konuşmamız (dolayısıyla dostluğumuz da) karşılıklı birkaç nahoş sözle noktalandı. 

Siz bakmayın Azerbaycan'ın Türkiye ile olan yakınlığına. Azerbaycan'ı deyim yerindeyse Türkiye'nin kucağına iten, Dağlık Karabağ sorunuydu.

Yani Azerbaycan'ın böyle bir sorunu olmasa, asla Türkiye ile böyle bir yakınlık içinde olmazdı, daha doğrusu Özbekistan, Kırgızistan ne kadar yakınsa öyle bir mesafede olurdu.

Azerbaycan'ın Türkiye'den farklı düşündüğü birçok konu var.

Mesela hem Azeri devleti hem de halkı, İsrail'e daha sıcak bakıyor ve Filistin davasını pek umursamıyor. 

Amacım, oldukça karamsar bir tablo çizerek insanları Türk birliği idealinden uzaklaştırmak veya soğutmak değil.

Aksine, ne kadar tatsız da olsa gerçekleri göstererek soruna çözüm aramak.

Ne de olsa atalarımızın dediği gibi, "dost acı söyler." 
 


"Peki, çözüm nedir; Türk birliğini nasıl sağlayabiliriz?" derseniz, her şeyden önce yapılması gereken; 6 cumhuriyeti Türkiye'nin etrafına toplamaya çalışmak yerine, önce onları kendi aralarında birleşmeye teşvik etmeliyiz.

Orta Asya'daki 5 cumhuriyet ile Azerbaycan'ı kendi aralarında, mal, hizmet ve insan dolaşımına izin veren Avrupa Ekonomik Topluluğu benzeri bir birlik kurmaya teşvik edebiliriz.

Böylece 6 ülke kendi aralarında birleşip bir blok oluşturursa Çin ve Rusya gibi dış baskılara direnmeleri daha kolay olacak, ayrıca serbest ticaretten dolayı bölgenin ekonomisi hızlı bir şekilde gelişeceği için hayat şartları da yükselecek.

Bunun için bölgenin gerek yeraltı gerekse yerüstü imkanları yeterli. 

Tacikistan her ne kadar Türk kökenli olmasa da Özbek kültürünün hâkim olduğu bir ülke.

Özbeklerle Tacikler arasında kültürel alışveriş o denli yoğun ki, Taciklerin önemli bir bölümü Özbekçe biliyor.

Özbekistan'da da evlerinde iki dilde Tacikçe ve Özbekçe konuşan insanların sayısı epey fazla.

Dolayısıyla Taciklerin bir Türk Birliği'nde uyum sorunu yaşamayacakları açık. 

"Türk birliği" adı altında her şeyi Türkiye'ye bağlamaya çalışmak, Orta Asya'da tepki çekiyor.

Mesela Türkiye'de Türkçü çevrelerde sıkça kullanılan "Kazak Türkçesi", "Türkmen Türkçesi" gibi tanımlamalar, onların dillerini Anadolu Türkçesi'nin bir şivesine indirgemeye çalıştığı izlenimi doğurduğu için tepkiyle karşılanıyor.

Eski Sovyet coğrafyasında konuşulan Türk dilleri, birer şive olmaktan çıkmış, artık bağımsız birer dil halini almıştır.

Türkmence, Özbekçe, Kazakça, Kırgızca gibi dillerde yazılan yüzlerce roman, hikâye öykü, tarih, ekonomi, felsefe üzerine binlerce kitap bulunuyor.

Bu dillerin her birinde yazılmış, Türkiye'deki eserlerle yarışabilecek klasik ve modern edebiyat eserleri mevcut.

Türk kamuoyu pek tanımasa da Berdi Kerbabayev ve Hıdır Deryayev gibi modern dönem Türkmen yazarlarının Yaşar Kemal veya Kemal Tahir'den aşağı kalır yanı yok.

Cengiz Aytmatov gibi dünyaca tanınmış yazarları söylemeye bile gerek yok. 

Yıllar önce, yanılmıyorsam 2018 yılında Almatı'da El-Farabi Üniversitesi'nde Afganistan üzerine bir konferans vermiştim.

Orada tanıştığım birkaç genç profesör ve doçent Türk birliği üzerine yaptığımız hararetli bir sohbette bana şöyle demişlerdi:

Siz Türkler son derece duygusal insanlarsınız. Bağımsızlıktan sonra buralara gelen Türkler, gördüğü her çekik gözlüye 'soydaşım', 'kardeşim' diye sarılmıştı.

Oysa bizde böyle bir duygu yoktu, çünkü 150 yıllık Rus ve Sovyet yönetimi altında bize tarih derslerinde Rusların iyi, Osmanlılarınsa kötü insanlar olduğu öğretildi.

Osmanlı-Bulgar savaşlarını öğrenirken biz Bulgar'ın iyi insanlar olduğunu öğreniyorduk. Aynı şekilde sizin çocuklar Atatürk şiirleri ile büyürken bizimkiler Lenin ve Stalin şiirleri ile yetişiyordu.

Yani biz nesiller boyu, Türkiye'ye farklı bir gözle bakıyorduk ve halen de öyle bakıyoruz. Yılların alışkanlığını bir anda terk etmek, kolay değil.

Oysa siz Rusların bizim beyinlerimizde yaptığı 150 yıllık tahribatı ortadan kaldırmak için hiçbir bilimsel çalışma yapmadan, gördüğünüz her çekik gözlüye 'soydaşım' diye sarıldınız ve biz daha bağımsızlığın tadını bile çıkarmadan 'Türk Birliği'nden söz ederek bizi ürküttünüz.

Siz Türk Birliği'nden söz ettikçe bizimkiler, 'Biz Ruslardan daha yeni kurtulduk, bu kez de Türkler bizi kontrol etmeye çalışıyor', düşüncesine kapıldılar.


Kazakların dediği doğruydu. Türkiye, 1991'deki bağımsızlık ilanından sonra, gerek devlet gerekse toplum olarak, hiçbir hazırlık yapmadan Orta Asya'ya deyim yerindeyse balıklama dalmıştı.

Türkiye'den giden müteahhit ve iş insanlarından bir kısmının karıştığı dolandırıcılık olayları da bölgede Türklerin imajını yerle bir etmişti.

Nitekim Türkmenistan'ın eski Cumhurbaşkanı Gurbangulu Berdimuhammedov 2012 yılında bir Türk firmasının üstlendiği inşaat projesini incelerken ilgili bakanını "Bilmiyor musun, Türkler dolandırıcıdır, tüm amaçları gözünü boyayıp cebindeki paranı almaktır" diyerek azarlamıştı.

Berdimuhammedov'un bu sözleri Türk medyasında "Türklere hakaret" başlığıyla verilse de Türkmen liderin amacı Türkiye veya Türk halkını incitmek değildi, aksine Türk firmalarının bölgede nasıl algılandığını gösteren somut bir örnekti. 

Dağlık Karabağ'da kazandığı başarı ve savunma sanayiinde yaptığı atılımlar, Türkiye'nin Orta Asya'daki itibarını arttırsa da Ankara, Türk Birliği hedefinden oldukça uzak.

Bölge ülkeleri de zaten Türkiye'yi Rusya'nın yerini alabilecek bir devlet olarak görmüyor.

Türkiye'deki gelişmeleri izleyen Orta Asyalı aydınlar hem bizim hem de kendileri için umuttan ziyade, kaygı duyuyorlar.

Genç bir Kazak gazeteci bunu, "Biz Türkiye'ye benzeyelim, demokrasimizi geliştirelim diye umarken tam tersi oldu; Türkiye giderek güçlenen tek adam yönetimi ile bize benzemeye başladı" sözleriyle dile getiriyor. 

Sözün özü, Türk Birliği şu an için, bir loto kuponu oynayıp büyük ödülü hayal eden sıradan bir vatandaşın düşü gibi uzak bir hayal.

Ama hayali şansa bırakmak istemiyorsak, göz boyama işleri bırakıp aklı ve mantığa dayanan gerçekçi projeleri hayata geçirmeliyiz. 

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU