Hesaplaşma değil yüzleşme

Ahmet Tarık Çelenk Independent Türkçe için yazdı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yayımladığı bir video ile 'helalleşme' kararı aldığını duyurdu / Fotoğraf: Twitter [email protected]

1980 ihtilali sonrası hafızamdan hiç silemediğim bir fotoğraf vardı. Başörtü gerekçesiyle ÜSYM sınavından zorla çıkartılan bir genç kız, İstanbul Üniversitesi çıkışındaki park etmiş bir arabanın kaportasına kapanmış hüngür hüngür ağlıyordu. Ana akım medya ise bu görüntüyü sopa gösterircesine manşetten veriyordu.

Belleğimdeki ikinci olay da ilk başörtülü milletvekili Merve Kavakçı'nın TBMM oturumuna girdiğinde onu "milli güvenlik tehdidi" gören komuta heyetinin Loca'da özel hazır bulunması ve zamanın başbakanın hanımefendiye söylediği tehditkâr ifade sonunda hanımefendinin yaka paça dışarı çıkartılmasıydı.

İşin trajikomik yanı ise hanımefendiye kendi partisinden Nazlı Ilıcak hariç kimsenin de sahip çıkmamasıydı.


Bugünlerde Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana ülkemizin kaderini belirleyecek belki de en kritik seçimin eşiğindeyiz artık.

Bu seçim aynı zamanda imparatorluk bakiyesi Cumhuriyetimizin de sırtına yüklenmiş, sıkça ertelenmiş, bazen de acemice çözülmeye kalkışılmış ama iğdiş edilmiş temel sorunların da yükünü taşımakta.

Bu temel sorunların aksülameli olan Kürt ve dindar kitlelerin oyunun kazanılması konusu kutuplaştırılan siyasette belirleyici olmakta.

Cari olan genel siyaset anlayışımız, ne yazık ki bu sorunlara tarihsel süreçle tutarlı yapısal çözüm bulmak yerine, hep sorunu "Kürt veya dindarların oylarının alınması" sorunu olarak görmekte.

Maalesef ki ülkemizde ayrışması gereken devlete ilişkin tarihsel ve kurumsal sorunlar, yerel ve genel popülist siyasetin ayrılmaz bir parçası haline geldi.

Güvenlik adına üretilen içeride ve dışarıda politikaların bir kısmının kendileri bizatihi güvenlik sorununu teşkil etmekte.


Bu bağlamda Sayın Kılıçdaroğlu'nun muhafazakâr kesim olarak tanımlanan dindar mahalle ile helalleşme çağrısı kamuoyunun gündemine oturmuş durumda.

CHP, Kılıçdaroğlu ile başörtüsü ve AK Parti-AKP telaffuzu dahil, mahalle ile incitici olmayan bir dili ve ilişki sürecini başlatma çabasında.

Bu konudaki ilk radikal çıkışın Sayın Gürsel Tekin'in "çarşaf" açılımı ile gerçekleştiğini de unutmayalım.


Mahalle ile CHP ilişkilerinin tarihsel arka planına bakıldığında bunu Abdulhamid'in İttihat ve Terakki (İTC) tarafından bürokratik bir devrimle indirilmesi tarihine kadar dayandırmak mümkün.

Mutlakiyetçi Abdulhamid'in taşra Anadolu'su tüccarı ve tabanı ile geliştirdiği ilişkiyi, tepeden inmeci otoriter bürokrat elit Osmanlı aydını, İTC ile tam geliştiremedi.

Abdulhamid'in uyguladığı Osmanlıcılık ve İslamcılık siyaseti, gayrimüslim siyasi taleplerle gerilim yaşayan Müslüman taşra tarafından benimsendi.

İTC'nin ise ideolojik olarak kafası hep karışıktı. Telaşlıydılar. Türkçü ve İslamcı politikalarla genişlemeyi hayal ettiler ama zaten başaramazlardı.

Halk ise özellikle savaş mağduriyeti ve yoksulluğun kaynağını hep İTC olarak gördü. İTC kadrolarının deneyimleri ulus devletten başka çıkış yolunu kendilerine göstermedi.

İTC'den yetişen kadrolar kurulan Cumhuriyetimizin ideolojik ve bürokratik alt yapısını oluşturdular.


Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nı örgütlerken, desteğini, esasını muhafazakâr mahallenin ve farklılıklarıyla Anadolu taşrası ahalisinden oluşan halktan aldı.

Birinci Meclis bu demokratik katılımın denetleme gücüyle de temsil edildi. Bu meclis Kurtuluş Savaşı'nın manevi alt yapısını ve rızaya dayalı 1921 Anayasası'nı başardı.

Mahallenin ve tüm kesimlerin, devlet kurulurken bu 1921 Anayasası güvencesiydi. Ancak ne yazık ki İTC'nin ideolojik alt yapısını oluşturan Ahmet Ağaoğlu, Ziya Gökalp, Yunus Nadi ve Yusuf Akçura'nın oluşturduğu Gar komisyonu bu süreçten de geri durmadı.

Paşayı ikna ettiler ve olağanüstü koşullar için hazırlanmış 1924 Anayasası'nı kabul ettirdiler. Bu sayede farklı kesimler ve mahallenin muhalif temsilcileri dışlanmış oldular. 


Bir bakıma bu kırılma noktası, başta mahallenin ve diğer muhalif farklı aktörlerin artık kendilerini ikinci sınıf vatandaş hissetmelerinin de önünü açıyordu.

Politik Türk sağı tarihi aslında kendini ikinci sınıf vatandaş olarak hissedenlerin, İTC ve devrimlerin temsilcisi olarak kabul ettikleri CHP'ye karşı verilen mücadelenin de tarihiydi.

Bu yaklaşım tarihsel tutarlılığı açısından sorunlu olmakla birlikte, günümüzün CHP ve mahalle ilişkisini açıklamada psikolojik dinamikler açısından en açıklayıcı bir yaklaşımdır da.


Ülkenin milli güvenlik tehdidi olan kutuplaşma, rövanşizm ve içi boşaltılmış değerlerle yapılan popülizmden kurtulabilmesi için, şu an kurucu geçmişine atıf yapılan CHP'ye büyük sorumluluklar düşmektedir.

Bu sorumluluk sadece partinin genel başkanı ve parti meclisini değil aynı zamanda CHP'nin çekirdek toplumsal tabanını da içermektedir.


Bu bakımdan tarihsel deneyimler açısından doğru tanımlanmış, geçmişine saygılı bir dönüşüm ve yenilenme Sayın Kılıçdaroğlu'nun iyi niyetli çabalarının ötesinde bir anlam taşımaktadır.

Kılıçdaroğlu'nun çabalarına destek, öncelikle mahalleden değil, parti yönetimi ve tabanından beklenmelidir. Bu hamlelerin öncelikle parti tabanını dönüştürmeye yönelik olduğu açıktır. Bu durum ülke açısından hayırlı bir şeydir.

Sayın Kılıçdaroğlu'nun özel sohbetlerinde kendisinin partiyi ve tabanını dönüştürmedeki başarısını muhafazakâr mahallenin aydınlarının mahalleyi dönüştürmekte gösteremediklerini ifade etmesi yerindedir de.

Belki de muhafazakar mahallenin son yıllarda yaşananlar ile birlikte helalleşme ve yüzleşmeye en az CHP kadar da ihtiyacı vardır.


CHP ve mahallenin karşılıklı olarak özellikle son 150 yılın tarihi ile ilgili savrulmalarını terk etmeleri gerekmektedir.

Abdulhamid, Atatürk, İnönü, Menderes ve darbeler gibi dönemler, efsane ve mitlerin ötesinde ortak geçmişimizi güçlendirecek şekilde bilimsel yüzleşmelerle doğru okunabilmelidir.


Kılıçdaroğlu'nun muhafazakâr STK veya yapılara yapmayı tasarladığı ziyaretler önemli ancak mevcut konjonktür açısından; mahalle açısından çekinceli ve zor bir husustur.

Kendisinin tasavvufi anlamda insan sevgisi taşıyan toplumsal yüzünü ve iyi niyetini, parti yöneticileri de taşıyabilmesi ve gösterebilmesi beklenir.

CHP, ideolojisindeki değişimleri ve farklı vizyonunu, kadrosu ve programıyla ifade edebilmelidir. Bonservisi elinde siyasetçilerden ziyade mahallenin bu bize benziyor diyebileceği yüzleri de yönetimine doğru entegrasyonunu sağlayabilmelidir.


İstanbul ve Ankara ile kazanılan yerel tarihi seçim başarısında kentli muhafazakarların rolü unutulmamalıdır.

Belediyelerin mahalle ile ilişki kurma modeli, dini günler mesajlarının ötesine geçebilmelidir. Muhafazakâr vakıflar değişik politik gerekçelerle yeni yönetimlerce mağdur edilmemelidirler.

Son 20 yılda iş dünyası dahil çoğu kurumun politize olma durumu göz önüne alındığında, cemaat ve vakıfların zorunlu politize olmaları anlayışla karşılanmalıdır.


Unutmamalıdır ki 1994 yerel seçimleri toplumun Millî Görüş hareketine açtığı bir krediydi. O kredi başarılı değerlenince Millî Görüş'ün devamı AK Parti'ye halk ve devlet iktidarı teslim etti.

CHP'nin başta mahalle ve genelde tüm toplum ile yerelden başlamak üzere doğru örneklerle başarı hikayesine ve doğru iletişim modeline ihtiyacı vardır.


Sayın Kılıçdaroğlu'nun vizyonu ve başarı ile hazırlanmış videosunun yanında bu helalleşmenin nasıl ne şekilde yapılacağı ve yol haritasının ifade edilmesinde; hatta pozitif bir tartışma ortamına sunulmasında fayda vardır.

Aslında sorun, ülkenin "Soğuk Savaş" dönemi sonrası kutuplaştırıcı güvenlik siyasetinden, ortak aidiyeti güçlendiren demokratik güven siyasetine nasıl geçeceğine ilişkindir.

İşte burada CHP ve mahallenin karşılıklı hesaplaşması değil, yüzleşmesi ve helalleşmesi gerekmektedir. 

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU