Hacı Bektaş'a dair

Prof. Dr. Mehmet Çelik Independent Türkçe için yazdı

Hacı Bektâş-ı Velî’nin XV. yüzyılda yapılmış kök boya resmi / Görsel: Hacı Bektaş Müzesi – Hacıbektaş/Nevşehir

Marifet nefsi silmek değil nefsi bilmektir. 


UNESCO, 2021 yılını resmen Hacı Bektaş yılı ilan etti. Hacı Bektaş yüzyılları aşan insanî mesajlarıyla elbette bunu hak eden bir şahsiyettir. O halde kimdir bu Hacı Bektaş deyip söze başlayalım.

Hacı Bektâş-ı Velî, 13'ncü yüzyılda Horasan'dan gelip Anadolu'nun İslamlaşmasında rol oynayan âriflerin, erenlerin en başında gelen bir şahsiyettir.

Hacı Bektaş hem yaşadığı dönemde hem de kendisinden sonra etrafını aydınlatan bir bilge, din ulusu olarak kabul edilen bir mutasavvıftır.

13'ncü yüzyıldan günümüze kadar bağlılarıyla, müritleri ve takipçileri ile etkisi devam eden Hacı Bektâş, yazdığı eserleriyle derlenmiş sohbetlerle, yaratılanı seven ulu ve engin gönlüyle çağımız insânına hâlâ diyecek sözleri olan manevî büyüklerimizdendir.


Hacı Bektâş'ın hayatı hakkında tespit edilmiş 13'ncü yüzyılda yaşadığının dışında kalan bilgilerin tamamı ne yazık ki kesinlik bildirmemektedir. Bazıları O'nu I. Murad dönemi âlimleri arasında göstermişse de; bu bilgi galiba I. Murad döneminde kurulan Yeniçeri Ocağı'nın Bektâşi olması ve Hacı Bektâş'ı pîr kabul etmiş olması şeklindeki bilginin yansımasıdır.


Velâyetname'de adı Hacı Bektâş'la anılan Mevlâna Mahmud Hayranî, Nureddin Caca Cacım gibi şahısların tamamının 13'ncü yüzyılda yaşamış olmaları, Hacı Bektâş'ın 13'ncü yüzyıl mensubiyetini doğrular niteliktedir.

Menakib'ül Ârifin de Hacı Bektâş'ın Mevlanâ ile olan çağdaşlığını perçinlemektedir.

Âşık Paşa'nın bildirdiğine göre, Hacı Bektâş, Horasan'dan kardeşi Menteş (bazı kaynaklarda Mintaş) ile birlikte Sivas'a gelir; orada Baba İlyas'a intisap ederler; daha sonra Kırşehir'e geçerler.

Kardeşi Menteş daha sonra Sivas'a döner ve orada öldürülür. Hacı Bektâş'ın Kayseri'ye gittiğini de belirten Âşık Paşa, o zaman ismi Suluca-Karahöyük diye bilinen bugünkü Hacı Bektâş'a varıp orda vefat ettiğini de yazar.

Hacı Bektâş'ın nerede doğduğu kesin olmamakla birlikte vefât yeri konusunda ihtilaf yoktur.


Merhum, M. Esad Coşan'ın Hacı Bektâş-ı Velî'nin Makâlât'ı üzerine hazırladığı "doçentlik tezi'' Hacı Bektâş'ın ölüm tarihi ile ilgili tereddütlerin çoğunu izâle etmiştir.

Merhum Coşan'ın bulduğu el yazması, kütüphâne kayıtları ve Vakfîye yazıları, onun 63 yaşında (669 Hicrî) 1270 Miladî tarihinde vefatını kesinliğe kavuşturmuş gözükmektedir.

Hacı Bektâş'ın vermeye çalıştığımız bilgilerin dışında, hayatıyla ilgili malumatın çoğu, efsane ve menkıbelerin dışına çıkamamıştır.

Yukarıda belirttiğimiz üzere Hacı Bektâş, Yeniçeri Ocağı'nın kurucusu pîri olarak anılmasına rağmen, onun Osmanlı Devleti'nin kuruluşuna yetişmiş olması mümkün görünmemektedir.

Bunun sebebi şu olmalı ki; Hacı Bektâş, Anadolu'nun tamamını kapsayan hakikî bir şöhrete sahiptir.

Onun etkileriyle yetişen ve Osmanlı Beyliği'ni beylikten devlete taşıyan Gazi Evrenos, Abdal Mûsâ, Kara Rüstem, Seyid Ali Sultan gibi fatihlerin ve akıncı beylerinin onun etrafında oluşturdukları, gazilik ve âhilik anlayışlarına dayanmış olmalarıdır.

Bu anlayış, zamanla evrilerek Bektâşîlik neşvesini oluşturmuştur.

Hacı Bektâş'ın, ünlü isyancı Baba Resul'ün murîdi olduğu şeklindeki bilgiler yanlıştır.

Irene Melikoff, Hacı Bektâş'ın kardeşi Menteş'e:

Ben Horasan'dan güvercin donunda (elbise) geldim, sen şahin donunda geldin, çabuk öleceksin.

 şeklindeki menkıbevî konuşmasını örnek göstererek, Hacı Bektâş'ın güvercinle kendisinin barışçılığına, şahinle de kardeşinin savaşçılığına vurgu yaparak; Hacı Bektâş'ın Baba Resul İsyanı'na katılmadığı, kardeşi Menteş'in bu isyana katılarak öldüğünü ileri sürmektedir.

Hacı Bektâş'a isnat edilen ve onun tarafından yazıldığı ileri sürülen çeşitli eserler vardır.

Bunların bir kısmı kaynaklarda zikredilmesine rağmen ortalıkta mevcut değildir. Onun olan ya da ona dayandırılan bazı eserlerinden söz edelim: 


Kitabü'l- Fevâid 

İstanbul Üniversitesi Kütüphânesi, Türkçe Yazmalar Bölümü'nde var olan bu eserin Hacı Bektâş'a ait olduğu belirtilmişse de orada üçüncü şahıs ağzıyla anlatılması müstensihler tarafından kaleme alınıp, eklemelere mâruz kaldığını göstermektedir.


Fatiha Tefsiri 

Bu eser, Tire Kütüphânesi'nde olup Fuat Köprülü tarafından keşfedilmiş, Fatiha Sûresi Tefsiri'dir. 


Hacı Bektâş-ı Velî'nin Nasihâtleri

Hacı Bektâş Kütüphânesi'nde kayıtlı bu eser Dedemoğlu diye anılan bir şahıs tarafından kaleme alınmış bir eser olup, Akâid-i Tarikât adlı bir kitabın arkasında yer alan ve Hacı Bektâş'ın Emanetleri adı altında tavsiye ve öğütler içeren bir eserdir. 


Besmele Şerhi

Manisa İl Halk Kütüphânesi'nde kayıtlı bu eser, Rüştü Şardağ tarafından günümüz alfa Hacı Bektâş-ı Velî'nin Nasihâtleri Hacı Bektâş Kütüphânesi'nde kayıtlı bu eser, Dedemoğlu diye anılan bir şahıs tarafından kaleme alınmış bir eser olup, Akâid-i Tarikât adlı bir kitabın arkasında yer alan ve Hacı Bektâş'ın Emanetleri adı altında tavsiye ve öğütler içeren bir eserdir.  

Daha sonra Prof. Dr. Hamiye Duran'ın sadeleştirmesiyle Türkiye Diyanet Vakfı tarafından basılmıştır.

Hacı Bektâş'a atfedilen başka bazı eserlerden bahsedilse de bunların ona ait olduğu şüphelidir. 


Makalat 

Hacı Bektâş'ın en önemli eseri MAKÂLÂT adını taşır. Bu eserin, Hacı Bektâş-ı Velî'ye ait olmadığı, bazen söylenilip bir kargaşa çıkarılmak istendiği bilinmekle birlikte bu görüşler zayıf, hatta gerçeği yansıtmamaktadır.

Türkiye Diyanet Vakfı yayınları arasında orijinal metni ile birlikte yayınlanan Makâlât'ın ilk cümlesi günümüz diliyle şöyle başlamaktadır:

"Bu Makâlât-ı Şerif Hazret-i Hünkâr-ı Hacı Bektâş'ındır. Allah onun sırrını aziz kılmıştır. Makâlât tasavvufî bir eserdir. 'Dört Kapı' ve 'Kırk Makam'ı açıklamak üzere yazılmıştır. Dört Kapı'dan kasıt; şeriât, tarikât, hakîkât ve marifettir. Kırk Makam ise bu kapılardan geçilerek aşılması gereken kırk merdivendir. Yani aşılması gereken manevî aşamalar ve mertebelerdir. Yûnus Emre'nin deyişi ile:

Şeriât tarikât yoldur varana 
Hakikât, marîfet andan içerü"


Hacı Bektâş bu eserinde, açılan kapılar ve çıkılan merdivenlerin ne olduğunu tek tek açıklayarak yol ehlinin kılavuzu olur.

Türk mutasavvıfların kabul ve takipte bir "sülûk" anlayışı olarak da gördüğü Hacı Bektâş-ı Velî'nin dinî, dünyevî ve tasavvufî konularında duygu ve düşüncelerini insân imajı üzerinden en açık, sâde ve tabiî söyleyişlerle ortaya koyduğu eseri Makâlât'tır.

İslâm dininin iman, ibadet ve ahlâk anlayışı üzerine kurulu olan Makâlât'ın, şeriât, tarikât, hakîkât ve marifetten oluşan Dört Kapı ile ve her kapının 40 Makamı ile kâmil ve imân sahibi mümin profiline işaret eden bir yapısı vardır.

"Âdem, Tangrı'ya kaç makâmda irer, anı bildürür" diyerek insânlığa takdim ettiği Makâlât'ın ilgi çeken en önemli hususu, düşüncelerini Kur'ân'ı Kerim'in âyetlerine ve Hadis-i şeriflere dayandırmasıdır.

Pes kutb-i âlem buyurur kim; kul çalab tangrıya 40 makâmda irer dost olur. Onı Şeriât içinde, onı Tarikat içinde, onı Marîfet içinde, onı Hakîkat içindedur.


Hâk Tealâ'nın kulundan râzı olacağı şekilde yaşamasını salık veren Hacı Bektâş-ı Velî'nin birkaç öğüdünü aktararak sözü bitirelim:

Okunacak en büyük kitap insandır. 

Kendine ağır geleni başkasına yapma!..

Oturduğun yeri pak et, kazandığın lokmayı hak et.

Çalışmadan geçinenler bizden değildir. 

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU