Avrupa artık Rus gazına dönmek istemiyor

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reuters

Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa'nın güvenlik anlayışını değiştirdiği kadar enerji politikalarını da dönüştürdü. Savaşın ardından Avrupa Birliği ülkeleri Rus petrolü ve doğal gazına bağımlılığı azaltmak için kapsamlı adımlar attı. Bu süreçte enerji maliyetleri yükseldi, enflasyon baskısı arttı, sanayi üretimi yeni maliyetlerle karşılaştı. Buna rağmen Avrupa kamuoyu Rus enerji kaynaklarına yeniden yönelmek istemiyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi'nin (ECFR) 15 ülkede, 19 bin 481 kişiyle yaptığı son kamuoyu araştırması, bu dönüşümün sadece hükümetlerin tercihi olmadığını gösteriyor.

Araştırmaya göre Avrupalı seçmenlerin çoğunluğu, yükselen enerji fiyatlarına rağmen Rus petrolü ve doğal gazı ithalatının yeniden başlamasına karşı çıkıyor; bu dönüşü destekleyenler sadece Bulgaristan, Macaristan ve İtalya'da çoğunluk oluşturuyor. Buna karşılık Avrupalılar yenilenebilir enerji yatırımlarına ve kendi kaynaklarını geliştirmeye güçlü destek veriyor.

Bu tablo, geçici bir kriz refleksinden daha derin bir dönüşümü gösteriyor.


Ekonomik ortaklıktan güvenlik meselesine

Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra Avrupa, Rusya ile ilişkisini ekonomik karşılıklı bağımlılık üzerine kurdu. Almanya'nın öncülük ettiği bu yaklaşım, ticari ilişkilerin ve enerji işbirliğinin siyasi gerilimleri azaltacağını varsayıyordu.

Bu çerçevede Rusya, Avrupa için büyük bir enerji tedarikçisinin yanı sıra, ekonomik entegrasyon yoluyla istikrarın korunabileceği bir ortaktı. Kuzey Akım projeleri bu anlayışın somut ürünleriydi.

Ukrayna savaşı bu yaklaşımın sınırlarını ortaya çıkardı. Savaş sonrasında Avrupa başkentleri enerji bağımlılığını ekonomik bir konu olmaktan çıkarıp güvenlik meselesi olarak değerlendirmeye başladı. Enerji arzının siyasi baskı aracına dönüşebileceği kaygısı, Rus enerji kaynaklarına dair algıyı köklü biçimde değiştirdi.

Bugün birçok Avrupa ülkesi enerji güvenliğini ulusal güvenlikle doğrudan ilişkilendiriyor. Rus gazına dönüş tartışmaları artık sadece fiyatlar üzerinden yürümüyor. Tartışmanın merkezinde, stratejik bağımlılıkların nasıl azaltılacağı sorusu duruyor.


Enerji egemenliği arayışı

ECFR araştırmasının en dikkat çekici sonuçlarından biri şu: Avrupa kamuoyu enerji alanında daha fazla özerklik istiyor. Savunmada Avrupa'nın kendi kapasitesini güçlendirmesini isteyen seçmenle, enerjide dış bağımlılığın azaltılmasını savunan seçmen büyük ölçüde örtüşüyor.

Nitekim aynı ankette Avrupalıların yalnızca yüzde 11'i ABD'yi müttefik sayıyor, bu rakam altı ay önce yüzde 16, Kasım 2024'te yüzde 22'ydi; güven her cephede aynı hızla eriyor.

Avrupa'da sıkça kullanılan "stratejik özerklik" kavramı başlangıçta savunma ve dış politikayla sınırlıydı. Enerji krizi bu kavramın kapsamını genişletti. Enerji arzı, kritik altyapılar ve tedarik zincirleri de artık stratejik özerkliğin temel unsurları arasında sayılıyor.

Yenilenebilir enerji yatırımları bu nedenle iklim politikasının ötesine taşıyor. Rüzgâr ve güneş enerjisi, dışa bağımlılığı azaltan araçlar olarak da değerlendiriliyor. Avrupa kamuoyunun yenilenebilir enerjiye verdiği destek, çevresel kaygı kadar enerji güvenliği düşüncesinden besleniyor.


Rusya sonrası enerji düzeni

Avrupa'nın Rus enerji kaynaklarından uzaklaşması kısa vadede ağır maliyetler yarattı. LNG ithalatının büyütülmesi, alternatif tedarik hatlarının kurulması ve enerji altyapısının yeniden inşası ciddi yatırım gerektirdi.
Buna karşılık Avrupa Birliği son üç yılda enerji kaynaklarını gerçek biçimde çeşitlendirdi. Norveç, ABD, Katar ve Azerbaycan gibi tedarikçiler öne çıktı, yenilenebilir enerji yatırımları hız kazandı.

Bu süreç Avrupa'nın enerji haritasını yeniden çiziyor. Daha önce Rusya merkezli bir tedarik yapısına sahip kıta, şimdi dağınık ve çeşitlendirilmiş bir sisteme yöneliyor. Bu dönüşümün amacı enerji sağlamaktan ibaret değil; herhangi bir tedarikçiye yeniden teslim olmamak.

Araştırma sonuçları da Avrupa kamuoyunun bu yaklaşımı büyük ölçüde sahiplendiğini gösteriyor. Enerji fiyatlarındaki artışa rağmen Rus enerji kaynaklarına dönüş çağrılarının geniş bir toplumsal destek bulmaması, savaşın Avrupa seçmenlerinin algısında kalıcı bir iz bıraktığını ortaya koyuyor.
 


Türkiye'nin konumu

Avrupa’nın enerji kaynaklarını çeşitlendirme arayışı Türkiye açısından da yeni fırsatlar yaratıyor. Rusya’nın Avrupa enerji denklemindeki ağırlığı azalırken, Azerbaycan gazını Avrupa’ya taşıyan Güney Gaz Koridoru, Orta Koridor güzergâhı ve Doğu Akdeniz’deki potansiyel enerji projeleri daha fazla önem kazanıyor. Bu süreç, Türkiye’nin uzun süredir dile getirdiği enerji merkezi ve transit ülke hedefini yeniden gündeme taşıyor.

Ancak bu tablo yalnızca fırsatlardan ibaret değil. Avrupa’nın enerji güvenliğini güçlendirme çabası, farklı güzergâhlar arasında rekabeti de beraberinde getiriyor. Bir yandan Türkiye’nin içinde bulunduğu doğu-batı eksenli enerji koridorlarının stratejik değeri artarken, diğer yandan Türkiye’yi dışarıda bırakabilecek alternatif hatlar ve yeni işbirliği mekanizmaları da ortaya çıkıyor.

Bu durum özellikle Doğu Akdeniz’de daha belirgin hale geliyor. ABD, Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail’in son dönemde enerji alanında geliştirdiği kurumsal işbirlikleri, Avrupa’nın enerji kaynaklarını çeşitlendirme arayışının bir başka boyutunu oluşturuyor. Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) gibi projeler de enerji ve ticaret akışlarını Türkiye dışındaki güzergâhlara yönlendirme potansiyeli taşıyor.

Dolayısıyla Avrupa’nın Rus gazından uzaklaşması Türkiye açısından otomatik olarak jeopolitik kazanç anlamına gelmiyor. Ortaya çıkan yeni enerji haritasında Ankara’nın önünde iki paralel süreç bulunuyor. Birincisi, Türkiye’nin içinde yer aldığı koridorların öneminin artması.

İkincisi ise Doğu Akdeniz ve Ortadoğu üzerinden şekillenen, Türkiye’nin rolünü sınırlayabilecek alternatif bağlantıların güçlenmesi. Bu nedenle Avrupa’nın enerji çeşitlendirme politikası, Türkiye için hem fırsatlar hem de yeni rekabet alanları üreten bir dönüşüm olarak değerlendirilebilir.

Avrupa’nın Rus gazından uzaklaşma kararı büyük ölçüde netleşmiş görünüyor. Buna karşılık Rusya sonrası dönemin enerji haritası henüz şekillenme aşamasında. Türkiye’nin içinde yer aldığı koridorların önemi artarken, Ankara’yı dışarıda bırakabilecek alternatif güzergâhlar da aynı anda güç kazanıyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde tartışma, Avrupa’nın Rus enerjisine dönüp dönmeyeceğinden çok, yeni enerji düzeninin hangi hatlar üzerinden kurulacağına odaklanacak.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU