Avrupa'nın Hindistan'ı keşfi: Çin korkusu, Trump şoku ve yeni bir eksen

Dr. Osman Gazi Kandemir, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

2025 yılı boyunca AB-Hindistan ilişkisi, sessiz sedasız ama köklü bir dönüşüm geçirdi. Yirmi yıldır müzakere masasında çürüyen Serbest Ticaret Anlaşması nihayet Ocak 2026'da duyuruldu. Savunma alanında milyarlarca dolarlık anlaşmalar imzalanıyor. Göç ve teknoloji iş birliği mekanizmaları devreye giriyor. Peki bu ani yakınlaşmayı ne tetikledi? Cevap, birbiriyle bağlantılı üç büyük sarsıntıda yatıyor: Çin şoku, Ukrayna savaşı ve Trump'ın ikinci dönemi.

Çin'in Gölgesi

Süreç aslında COVID-19 ile başladı. Pandemi sürecinde Çin'in tedarik zincirlerini bir silah gibi kullanması, Avrupalı politika yapıcılarda derin bir iz bıraktı. Avrupa'nın Çin bağımlılığının ne kadar riskli olduğu, ilaçtan yarı iletkene kadar her sektörde gözler önüne serildi. Bu tablonun yarattığı baskı, "çeşitlendirme" söylemini somut bir stratejiye dönüştürdü. Ve bu stratejinin merkezine, uzun süredir ihmal edilen Hindistan yerleşti.

Avrupa uzun yıllar boyunca Asya politikasını neredeyse yalnızca Çin prizmasından kurdu. Almanya Başbakanı Merkel döneminde Asya ziyaretlerinin ilk durağı her zaman Pekin'di; büyük heyetler Çin'e gider, ortaklık pekiştirilirdi. Merkel'den sonra gelen iki başbakan ise farklı bir sinyal verdi: İlk Asya gezisinde Pekin yerine Yeni Delhi'yi seçtiler. Bu sembolik değişim, ardından somut politikalara dönüştü.

Rusya'nın Ukrayna'yı İşgali: İkinci Sarsıntı

Şubat 2022'nin yarattığı şok sayesinde Avrupa, Küresel Güney'deki yalnızlığını da fark etti. Rusya'ya karşı oluşturulmak istenen geniş koalisyonda Avrupa'nın pek az ortağı vardı. Öte yandan Moskova-Pekin yakınlaşması hız kazandıkça, Çin’in artık sadece ekonomik bir rakip değil, potansiyel bir güvenlik tehdidi olduğu da düşünülmeye başlandı. Bu noktada Hindistan, farklı bir anlam kazandı: Hem Çin ile derin gerilimleri olan hem de Rusya ile tarihsel bağlarını sürdüren bu dev ülke, Avrupa için vazgeçilmez bir denge unsuru haline geldi.

Trump 2.0: Üçüncü ve En Sert Sarsıntı

Donald Trump'ın ikinci döneminin yarattığı transatlantik çatlak, Avrupa'yı gerçek anlamda yalnız hissettirdi. NATO taahhütlerinin sorgulanması, Ukrayna konusundaki belirsizlikler ve Grönland meselesi, Avrupalı politika yapıcıları ciddi biçimde sarstı. Pek çok Avrupalı başkentte "Hindistan fırsatını kaçıramayız" düşüncesi, artık bir tercih değil bir zorunluluk haline geldi.

Aslında işin ilginç yanı, Hindistan yönelimini şimdi yönetimde olan Cumhuriyetçiler değil, Demokratlar da teşvik etmişti. Biden döneminde de ABD, Avrupalı muhataplarını Hindistan'ı Çin'e karşı denge unsuru olarak ciddiye almaya yöneltmişti. Yani Washington'ın her iki partisi de aynı stratejik mesajı vermişti.

Serbest Ticaret Anlaşması: Sembol mü, Madde mi?

Ocak 2026'da duyurulan AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması, iki taraf arasındaki toplam ticaretin yaklaşık yüzde doksan beşinde gümrük vergilerini kaldırıyor. Hindistan tarafında tekstil, mücevher ve deri gibi emek yoğun sektörler kazanacak. Avrupa tarafında ise makine, otomotiv, kimyasallar ve ilaç sektörü öne çıkıyor.

Ancak anlaşmanın önemi yalnızca ticaret üzerinden okunmamalı. ABD-Hindistan ticaret görüşmeleri, AB-Hindistan anlaşmasının duyurulmasının ardından ivme kazandı. Yani Avrupa'nın adımı, küresel ölçekte bir yarışı da başlattı.

Savunma Ekseninin Yükselişi

Ticaretin ötesinde, güvenlik ve savunma alanı bu yakınlaşmanın belki de en hızlı ilerleyen boyutunu oluşturuyor. Hindistan'ın Rusya'dan uzaklaşma ve savunma tedarikini çeşitlendirme çabalarından en büyük payı Avrupalı şirketler alıyor. Fransa, Hindistan'ın savunma ithalatında yüzde otuz küsurla önemli bir yer tutuyor. Almanya ile sekiz milyar dolarlık bir savunma anlaşması gündemdeki yerini koruyor. İtalya, İsveç ve İspanya da bu yarışa dahil.

Rusya Sorunu ve Kırılgan Denge

Bu ilişkinin önündeki en büyük engel ise Hindistan'ın Rusya ile tarihi bağları. Hindistan'ın Moskova ile ilişkisi bir gecede sona ermeyecek ve Avrupa bunu biliyor. Ancak kritik mesele, bu ilişkinin nasıl yönetileceği. Hindistan'ın Rusya liderliğindeki Zapad askeri tatbikatına katılması Brüksel'de ciddi rahatsızlık yarattı. Benzer sürtüşmeler önümüzdeki dönemde de yaşanacak. Özellikle ileri teknoloji transferleri söz konusu olduğunda, teknoloji sızıntısı endişesi Hind-Avrupa güvenlik ortaklığının gerçek sınır çizgisini oluşturuyor.

Türkiye İçin Alarm Zilleri

Avrupa-Hindistan yakınlaşması, Ankara'yı da doğrudan etkileyen bir asimetriyi derinleştiriyor. Türkiye 1996'dan bu yana AB ile Gümrük Birliği içinde; bu ilişkinin kuralları gereği AB'nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarına uymak zorunda. Yani Hindistan AB pazarına gümrüksüz girecek, oradan Türkiye pazarına da ama Türk ihracatçısı Hindistan'da yüksek gümrük duvarlarıyla karşılaşmaya devam edecek. İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu bu yapısal açmazı açık sözlülükle dile getiriyor: "Gümrük birliği güncellenmeden AB'nin küresel ticaret ağının genişlemesi, Türkiye için sistematik bir dezavantaj üretir." Tekstil, otomotiv yan sanayi, kimya ve ilaç başta olmak üzere Türkiye'nin rekabet ettiği sektörlerin tamamı bu yeni denklemden zarar görecek. Türk iş dünyası alarma geçti; DEİK, Ocak 2026'da Financial Times'ta yayınlanan açık mektupla AB'ye Gümrük Birliği'ni modernize etme çağrısında bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise "Made in Europe" düzenlemesinin Türkiye'yi kapsam dışı bırakacağı endişesiyle Brüksel'e özel mektup gönderdi. Mesaj netti: Avrupa'nın Hindistan'ı keşfi, Türkiye'nin 30 yıllık kazanımlarını eritme riskini taşıyor.

Sonuç olarak Avrupa, Hindistan'ı keşfederken aslında kendini de yeniden keşfediyor: Çok kutuplu dünyada ayakta kalmak için yeni ortaklar, yeni değer zincirleri, yeni stratejik mantıklar inşa ediyor. Bu dönüşüm kaçınılmaz ve geri dönüşü yok. Ankara açısından tablo ise tek boyutlu değil. Türkiye'nin Hindistan'ın bölgesel rakibi Pakistan ile derin stratejik ortaklığı, AB-Hindistan yakınlaşmasını hem ekonomik hem jeopolitik bir mercekten okumayı zorunlu kılıyor. Gümrük Birliği'nin modernize edilmesi elbet acil bir ihtiyaç; ancak Ankara'nın asıl marifeti, Brüksel ile müzakere masasına otururken Yeni Delhi ve İslamabad arasındaki denklemi de ustalıkla yönetmek olacak. Çok kutuplu dünyada kozları iyi dağıtmak, tek bir eksenle tanımlanmayı reddeden bir dış politika anlayışı gerektiriyor. Türkiye bu oyunu doğru kurguladığında, hem Avrupa'nın değer zincirlerinde stratejik bir halka olmaya devam eder hem de bölgesel denge politikasında özgün bir ses olarak kalır.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU