Akıllı kişi, insani veya siyasi karar alma süreçlerinde hesaplarını belli bir mantığa dayandırarak amaca ulaşma vasıtalarını titizlikle seçer. Birey doğa kanunlarına tâbi olmasından ötürü ister istemez hayatta kalma güdüsüyle; kendisi, ailesi ve çevresinin ölüm kalım mücadelesinde yaşamını devam ettirebilmesi için stratejik seçeneklerini belli tercihler doğrultusunda kullanmak durumundadır.
Hesabın özü şudur: Kâr ya da zarar! Başka bir deyişle taksiye ödenen ücret şoförün kazancı, yolcunun kaybıdır. Meseleyi bireysel konumdan çıkarıp daha geniş ve çok boyutlu alanlarda ele aldığımızda ise farklı bir kavramla yani sıfır toplamlı bir oyunla karşı karşıya kalırız.
Sıfır toplamlı oyun!
Sıfır toplamlı oyun kavramı, bir zaferin ancak rakibin yenilgisiyle elde edilebileceği fikriyle başlamıştır. Bu fikir, rekabet konusu varlığın sabit ve değiştirilemez olduğu düşünülen ekonomi ve finans anlayışındaki yanlış bir yaklaşımdan doğmuştur. Buradaki formül şudur: Kâr ancak rekabetin yenilgisiyle elde edilebilir.
Sıfır toplamlı oyun olarak değerlendirilmemesi gereken bir başka örnek -ilk bakışta öyle görünmese de- bir ticaret gemisi ile korsan gemisi arasındaki mücadeledir. Korsanlar için buradaki zafer; zenginlik, mali kaynak ve insan (esir veya tayfa) kazanımları anlamına gelirken, ticaret gemisi için korsanları yenmek anlamına gelmektedir. Her iki taraf için ödül ve kayıpların farklı olması yüzünden bu vaka sıfır toplamlı bir oyun örneği olarak nitelendirilemez.
Bu durumun bir başka örneği finans piyasalarında görülebilir. Burada rekabet eden firmalar, pazar paylarını genişletmek için işbirliği yapmak zorundadırlar. Sektör genelinde bir örgütlenme oluşturmak, sektöre olan güveni artıracak ve tüm rakipler için daha fazla kâr sağlayacaktır.
Sıfır toplamlı olmayan oyunların net pozitif bir sonuç yaratması gerekmez; negatif de olabilir. Yukarıdaki korsan örneğinde, korsanların kazandığı ve tüm sistem için net olarak negatif sonuç doğurduğu bir durum yaşanmıştır.
Rusya Bilimler Akademisi ‘Şarkiyat Enstitüsü’ Başkanı Dr. Vitaly Naumkin, “Sıfır Toplamlı Yeni Oyun” (18 Şubat 2026, independent Türkçe) başlıklı makalesinde şunları yazdı:
“Sıfır toplamlı oyun, oyun teorisinde kullanılan bir terimdir. Burada, terimin çoğu zaman iş veya siyaset dünyasında iki ya da daha fazla kişi arasında, bir tarafın kaybının diğer tarafın kazanımına eşit olduğu bir oyun veya bahisle ilişkili bir anlamı olduğunu hatırlatmak isterim.
Diğer bir deyişle, kazançtan kayıplar çıkarıldığında sonuç sıfır olur, yani birisi kazandığında diğeri mutlaka kaybeder. İkisi birlikte ne kazanabilir ne de kaybedebilir. Bu ise açık ve net bir biçimde çelişkili bir durumdur.
Dünyanın iki kutuplu olduğu dönemde, uluslararası ilişkiler alanının önemli bir bölümüne sıfır toplamlı oyun hâkimdi. Ortadoğu ülkeleri de bu oyuna mahkûm olmuşlardı. Bu nedenle küresel rakipler onları bu oyunda bir kart olarak kullandılar.
Ortadoğulu oyuncuların da çift kutuplu dünyanın iki merkezi arasındaki çatışmayı kendi yararlarına kullanmayı denediklerini ve kimi zaman bunda başarılı olduklarını söylemeliyiz. Soğuk Savaş’ın ve iki kutuplu dünyanın sonu, küresel sıfır toplamlı oyununun da sonu anlamına geliyordu. Ortadoğu artık rahat bir nefes alabilecek gibi görünüyordu ama bunun geçici bir moladan ibaret olduğu açığa çıktı.
Görmek için çok uzağa gitmeye gerek yok, herkes tarafından biliniyor. Örneğin, bölgedeki uzman Rus meslektaşlarımdan bazıları, Suriye’de çatışan tarafların bazı temsilcilerinin ne yazık ki sıfır toplamlı oyunun kurallarının etkisinde kaldıklarını fark etmişlerdir.”
Benzer şey, Filistin Hamas örgütünün hesapsız kitapsız intihar eylemlerinde yaşandı. Mesela 2006 yılında ılımlı İsrail İşçi Partisi kazanacakken, Hamas’ın şiddet eylemleri sonucu aşırı sağcı Netanyahu kazandı. Çok daha önemlisi Hamas, iktidar kavgasına girerek Filistin otoritesini ve birlik zeminini parçaladı.
Bir milyon muhalifin sokaklara dökülüp Netanyahu’yu devirmek üzere olduğu bir dönemde, Hamas’ın 7 Ekim 2023 tarihli kanlı baskını, tüm İsrail sağının onun arkasına dizilmesine yol açtı; barışsever ve liberal sesler ise kısıtlandı.
Lübnanlı Yazarlar Birliği ve Gazeteciler Sendikası üyesi ve eski yayın yönetmeni Refik Huri, Trump’ın ikinci dönemdeki aykırı çıkışlarını “sıfır toplamlı oyun” olarak yorumladı. Mesela 18 Şubat 2026 tarihli makalesinin başlığı “Düzensiz Dünya ve Sıfır Toplamlı Siyaset”, 21 Şubat’takinin ise “Trump: Zalim, Haksız ve Böğüren Avrupa’yı Köşeye Sıkıştırmak” idi.
İkinci makalenin özeti şuydu: “Araştırmacılar, Trump sonrasında değişimi düşünmenin mantıklı olmadığı konusunda bahse tutuşmaktalar. Oysa Amerika’nın müttefikleri şimdiden nasıl bir plan yapacaklarına karar vermeliler. Zira Beyaz Saray yönetimindekiler artık dünyevi değiller, bu dünyada yaşamıyorlar!”
ABD ve Rusya arasında: “Gör beni, göreyim seni!” oyunu
Ukrayna, Venezuela ve İran’da yaşananlar; ölüm döşeğindeki dünyanın kontrolsüz ve düzensiz gidişatını göstermektedir. Öyle bir orman kanunu ki, kral aslan bile bütün heybetiyle diğer hayvanları korkutamıyor.
Kanada Başbakanı Mark Carney de aynı fikirde olmalı ki, Davos Dünya Ekonomik Forumundaki 20 Ocak tarihli konuşması, dünyanın perişan halini şu sözlerle dile getiriyor:
“Kurallara dayalı uluslararası düzen anlatısının sonuna gelindi. Uluslararası hukukun suçlanan ya da mağdurun kimliğine göre farklı sertliklerde uygulandığının da farkındaydık. Geçiş döneminde değil kopuşun ortasındayız.
ABD, ekonomik entegrasyonu bir silah olarak kullanmaya başlamıştır: Sizi tabi kılan bir kaynağa dönüştüğünde, karşılıklı fayda üzerinden entegrasyon yalanıyla yaşayamazsınız.
Kurallara dayalı düzen hikâyesinin kısmen sahte olduğunu biliyorduk. Bu kurgu faydalıydı, çünkü Amerikan hegemonyasının sağladığı bazı ‘nimetler’ vardı. Bu yüzden vitrine tabelayı koyduk. Ama artık tabelayı camdan indiriyoruz.
Eski düzen geri gelmeyecek. Yasını tutmamalıyız. Nostalji bir strateji değildir. Bizler bu kırılmadan daha iyi, daha güçlü, daha adil bir şey inşa edebiliriz.
Uluslararası ilişkilerde realist politikanın kurucularından kabul edilen Thukydides şöyle demişti: ‘Güçlülerin istediklerini yaptığı, zayıfların ise katlanmak zorunda kaldığı bir güç rekabeti yaşanmaktadır.’
Ancak uyum sağlamak, sorun çıkarmamak ve itaat ile güvenlik satın alınamaz. O halde yeni duruşumuz ‘değer temelli realizm’ olmalıdır.”
Güçlünün sıfır toplamlı politikası babından iki olaya değinelim: 1-) Rusya Başkanı Vladimir Putin dönemin ABD Başkanı George Bush (oğul) zamanında Gürcistan’a, Barack Obama’nın başkanlığı sırasında ise Kırım’a tanklarla girerek buraları ilhak etti. Amerika her ikisinde de Rusya’ya herhangi bir yaptırım uygulamadı, işgal ve ilhakı suskunlukla geçiştirdi.
Buna karşılık Putin, okuyucuyla paylaşacağımız ABD merkezli şu politikalara ses çıkarmamış, herhangi bir tepki vermemişti.
ABD Dışişleri eski Bakanı Condoleezza Rice, “Uluslararası camiadan vazgeçebiliriz” demekle yetinmemiş, 2026’da İsrail’in başkenti Tel Aviv’deki konuşması sırasında Ortadoğu’nun yeniden şekillendirmesine ilişkin vizyonunu da açıklamıştı: “22 Arap ülkesi dâhil, Ortadoğu’nun sınırları değişecek!”
Lübnan’ın, tüm Ortadoğu yöresini yeniden yapılandırma ve bu arada “Yapıcı bir kaos” yaratma sürecinde bir baskı noktası oluşturması beklentisiyle, Yeni Ortadoğu Projesi Washington ve Tel Aviv’den lanse edildi.
Yörenin bir ucundan öbür ucuna şiddet ve savaş getirecek olan bu “Yapıcı kaos!” ABD, İngiltere ve İsrail’in Ortadoğu haritasını kendi jeo-stratejik amaçlarına göre yeniden çizmelerine de fırsat yaratacaktı.
Nitekim Condoleezza Rice bu çerçevede Latin Amerika ülkeleri hakkında açıklamalarda bulunmuştu. Latin Amerika edebiyatının büyük ismi Meksikalı romancı Carlos Fuentes’in, ABD’nin Meksika’yı iletişim hatlarını keserek cezalandırdığı bir muhayyel geleceği mektuplarla kurguladığı “Kartal’ın Koltuğu” kitabındakine benzer şekilde Meksika’ya yönelik tehditler de savurmuştu.
Rice’ın konuşması, Soğuk Savaş’ın zirveyi çıktığı bir dönemde ABD’nin eski Milli Güvenlik Danışmanı ve teorisyeni Zbigniew Brezinski’nin “Hegemonya, insanlık kadar eksidir” vecizesini hatırlatmaktaydı.
Trump’a dönersek, eski Başkan Joe Biden ile AB ve NATO’nun Rusya’ya karşı kışkırtıcı yanlış hamlesi Ukrayna-Rusya savaşının ana sebebidir demektedir. İkinci iktidar dönemindeki Trump, Ukrayna hususunda Avrupa ve NATO ile aynı görüşte değil. O bir an önce belli toprak parçalarını verme karşılığında savaşı sona erdirmek istiyor ve böyle bir tavizden 100 milyar dolar kazanmaya bakıyor.
Bu durum ise Trump’ın ısrarla gözünü diktiği Meksika, Kanada, Grönland ve Venezuela gibi ülkelere askeri müdahalesine itiraz eden veya edecek olan irili ufaklı devletlerin Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi Rusya’dan fiili destek istemelerinin yolunu tıkıyor.
Trump demek, oyun ve kural bozan demek!
Bu çetrefilli durum, kural-düzen tanımayan ABD Başkanı Trump’ı, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika’nın kurduğu dünya düzenini bozmaya teşvik ediyor. Nitekim Venezuela ile İran’ın uluslararası kurallara aykırı biçimde askeri ablukaya alıyor.
Ayrıca Washington, DC merkezli kamu politikalarına yönelik araştırmalarıyla bilinen muhafazakâr düşünce kuruluşu Hermitage Vakfı’nın Beyaz Saray İdaresine “2025 Projesi” adıyla önerdiği diğer adımları (IMF ve Dünya Bankası) atmasına yani uluslararası kuruluşlardan çekilerek sadece kendi çıkarı temelinde politika üretmesini istiyor. Bu da dünyanın geri kalanına ya boyun eğdirmesi yahut yüzüstü bırakması anlamına geliyor.
Savaş Bakanı Pete Hegsth, açıkça söylüyor: “BM, bazı istisnalar dışında artık dünya düzeninin bekçisi değildir; tam tersine, bu kurum dehşet verici bir sertlikte ABD, İsrail ve hürriyet düşmanlığı yapıyor!”
Trump’ın geleneksel liberalizme karşıt icraatları bunlarla kalmayacaktır. Bu gidişle muhtemelen BM bünyesindeki veya dışındaki ((UNESCO, Dünya Sağlık Örgütü gibi) 66 uluslararası kuruluştan çekilme yönünde adımlar da atabilir; Avrupalı müttefikleriyle ticari savaşlara da girebilir ve ABD ile Rusya arasında Stratejik Silahların Daha Fazla Azaltılması ve Sınırlandırılmasına İlişkin Tedbirlere (YENİ START) ilişkin anlaşmayı da yenilemeyebilir.
Bu tür silahsızlanma anlaşmalarına katılmayan Çin’in, Trump’ın diplomatik yolların önünü kesmesi üzerine, Tayvan’ı silah zoruyla almaya ne zaman karar vereceği bilinmediğinden, Beyaz Saray yönetiminin siyaseti Amerika lehine işleyen düzenin temelini tümüyle tahrip etmektedir.
Washington merkezli Foreign Affairs dergisine yazan iki siyaset bilimci Alexander Cooley ile Daniel Nexon’a göre Trump:, “Anti liberal bir çizgide ilerleyip şok edici rol oynamaktadır.”
“Topyekûn savaşlar mı? Dünya hükümeti mi?”
John Hopkins Üniversitesi öğretim üyesi Mara Elizabeth Karlin, aynı zamanda resmi Amerikan kurumlarında politika ve savunma danışmanı olarak çalışmaktadır. Ona göre durum şudur:
“Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalesi ile Hamas örgütünün İsrail’e yönelik Ekim 2023’teki baskını, savaşın sınırlı alanda kalması ihtimalini boşa çıkarmıştır. Bundan sonra çıkabilecek savaşlar daha geniş alanlara yayılabilecektir. Eğer iki dünya savaşı gibi uluslararası ölçekli savaşlardan dersler çıkarılabilirse, gelecekte daha büyük savaşların önü alınabilir. Her durumda büyük hayallere kapılmanın sonu gelmiştir.”
“Theory of International Politics” kitabının yazarı akademisyen ve siyaset bilimci Kenneth N. Waltz, eserinde şöyle bir tespitte bulunuyor:
“Uluslararası ilişkilerdeki kaos ve karmaşa, savaş veya barışı belirleyecektir. Dolayısıyla daha istikrarlı bir düzen için ‘yeni bir dünya siyaseti ve dünya hükümeti’ türünden bir sistemin kurulması tasarlanabilir/tahayyül edilebilir.”
Deneyimli Lübnanlı gazeteci Refik Huri ise dünyanın seyrine bakarak şu saptamayı yapıyor:
“Hayallerden daha büyük kâbuslar bizleri bekliyor. İki dünya savaşı ölçeğinde büyük savaşlar beklentisi hayli zor olmasına rağmen üçüncü dünya savaşından bahsedenler de var. Eski bloklaşmalar ve paktlar çökmüştür veya sona ermek üzeredir.
Bunların baş müsebbibi ise Trump, Putin ve Şi (Cinping) gibilerinin izlemekte oldukları politikalardır. Trump, fiiliyatta kendi gücünün de dayanağı sayılan Amerikan müttefiklerinden vazgeçme peşindedir. Şi Cinping ise ittifaklarının sayısını ve kapsamını büyütmeye çalışarak yeni düzenin halkalarını oluşturmaya bakıyor.
Büyük devletler arasında kuvvet/zor kullanma prensibi devre dışı kaldığında orta ölçekli bölgesel devletler (Türkiye, İsrail, İran ve diğerleri) önce zayıf komşuları üzerinde askeri yollarla hegemonya kurarak bölgeyi kontrol etme girişiminde bulunacaklar. Trump, Putin ve Şi Cinping ise kendi nüfuz alanlarını genişletip bölgelerinde tam denetim sağlayacaklar.
Oysa Amerikalı Hukuk bilimci Scott J. Sapiro’nun deyimiyle: ‘Zor, hak-hukuku getirmeyecek!’
En kötü senaryo, orman kanununun her tarafa egemen olmasıdır ki, bu da ‘gücü yeten yetene’ kuralsızlığı yani sıfır toplamlı düzen demektir. Bu durumda BM bir yapmaktan acizdir, zayıf her şeyini kaybeder.
Bu sadece süper devletlerin Ukrayna, Venezuela ve İran’da at oynatmalarıyla sınırlı kalmaz; aynı zamanda orta boy bölgesel devletler de Sudan, Libya, Yemen, Filistin ve diğer ülkelerde cirit atıp sopa yahut kılıç sayesinde kendi denetim alanları kurabilirler.
Bu gidişle BM Genel Sekreteri António Manuel de Oliveira Guterres’in ateşkes anlaşmaları, barış girişimleri sivillerin katledilmelerine yönelik söylemleri de ihtiyar bir kişinin iyi temennilerinden öteye gitmez.
ABD eski Başkanı W. Wilson, Birinci Dünya Savaşı sonrasında kendi adını taşıyan prensipler açıkladığında, Dışişleri Bakanı Robert Lansing dönüp ona şöyle demişti: “Bu vaatleriniz gerçekleşmesi imkânsız bir umut birikimidir. Öfke, kaos ve isyana yol açabilir; her an patlamaya hazır dinamit işlevi görecektir.”
Son olarak Davos ve Münih buluşmalarının ışığında şöyle denilebilir: Mevcut gidişat büyük devletlerin küçüklerin kaderini belirlemesine doğru ilerlemektedir. Savaş yoluyla siyaset yapmak da küçüklerin değil büyüklerin elinde olacaktır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish