2022 yılında tarih boyunca saç kesmenin çeşitli ülkelerdeki farklı anlamları hakkında bir makale yazmıştım; dileyen şu linke bakabilir: https://www.indyturk.com/node/564631 Bugün ise sadece her iki cinste ve özellikle erkek egemen dünyada kadın saçını kesmenin anlamı üzerinde duracağım.
Yakın tarihte iki Kürt kadını siyasi-ideolojik gerekçelerle saçları bahane edilerek katledilmiştir. Bunlardan biri Seqiz (İran Kürdistanı) doğumlu Kürt kızı Mehsa Jîna Emini’dir. Saçı göründüğü için 22 Eylül’de “ahlak polisi” tarafından karakolda darp edilerek öldürülmüş; ardından İran’ın 180-300 şehri ile birçok eyaletindeki protestolar başlamıştır.
İkincisi Halep’in iki Kürt mahallesinde Asayiş milisleriyle Şam hükümetine bağlı cihatçı militanlar arasında çıkan çatışma ( Ocak 2026) sırasında Şêx Meqsut mahallesindeki direnişçi bir Kürt kadınının, Cihatçılar tarafından katledildikten sonra balkondan aşağıya atılması olayıdır.
Bu cinayetlerden sonra başta dört parçadan Kürtler olmak üzere dünyanın farklı ülkelerindeki hemcinsleri dayanışma babından protesto düzenlediler. Bazı kadınlar saçlarını kestiler. Medyada çok izlenen bu vahşi olay, dünyanın birçok ülkesinde tepkilere neden olurken, “Saçlarımız onur, hafıza ve direnişin sembolüdür!” sloganıyla küresel bir dayanışma kampanyası başlattılar. Siyasiler ve sanatçılardan da destek aldılar.
Protesto eylemlerini tetikleyen Halep’in Şêx Meqsut mahallesinde öldürülüp balkondan atılan silahlı Kürt kadın direnişçinin örgülü saçını (kezi) kesip cihatçı hempalarına hava atarak kadın bedeni üzerinden yiğitlik taslayan Rami Yusuf Deheş’in böbürlenmesi oldu: “Size hevalinizin (Kürtçede arkadaş-yoldaş) saç örgüsünü kesip getirdim!” Video çekimini yapan soruyordu: “Peki, kadının örgüsünü kesmenin sebebi neydi?” Vahşi cihatçının yanıtı şöyleydi: “Her haliyle (maddi ve manevi) kadın ölmüş oldu!”
Kürt halk töresinde kadın saçının bir yabancı veya düşman tarafından kesilmesi bedensel açıdan çok manevi açıdan Kürtlerin haysiyet, onur ve namusunun zedelenmesi anlamına geliyordu. Bu yüzden de kadına yönelik bu aşağılama kendini bilmez birinin ferdi bir davranışı olarak değil, Kürt kadınının kutsallığını ve toplumdaki sembolik konumunu küçümseyen maksatlı bir saldırı olarak algılandı.
Bu sözler ve saygısız tutum üzerine sosyal medyadaki tepkiler arttı; deyim yerindeyse arş-ı alaya çıktı. Böylece kezi (Kürtlerde kadının örülü saçı veya saç örgüsü) dünya çapında siyasi-sosyal bir simgeye dönüşmüş oldu.
Kezi (saç örgüsü): Kadının kimliğidir
Kürtlerin kültürel bilincinde kezi, sadece güzelliğe eşdeğer sayılmaz; kadının kimliği, onurunun bir belirtisi sayılır. Tarih boyunca direnç ve direnişinin nişanesi olarak kabul edilir. Bu yüzden de bir kadının saçını kesmek, hem toplumsal hem de bireysel kişiliğinin/kimliğinin ayaklar altına alınıp çiğnenmesi, kutsalının kirletilmesi olarak kabul edilir.
Dijital ortamda gösterilip duran kezi, vahşi cihatçılar tarafından “ganimet” ve “galibiyet üstünlüğü” olarak sunulmaktadır. Oysa bu tavır eril zihniyetin kadın cesedini zorla sahip olunması gereken bir metadan ibaretmiş gibi yorumlamasının doğal sonucudur. Onlara göre: Er meydanında galip gelen, malı-mülkü-ırzı ele geçirmeyi hak etmiş demektir. Bu bakış açısıyla hareket edenlerin Kürt kadınının savaş esnasında ele geçirilen saç örgüsü, bir dişilik simgesi olmaktan çok daha büyük bir anlam taşımaktadır.
Bu olay: Kürtlere karşı kullanılan şiddetin zirvesi, ölümüne intikam almanın simgesi ve kökünü kazımanın dehşetengiz mesajı ile kadınların saç örgüsü üzerinden Kürtlerin kolektif övüncünün kırılmasıdır. Netice olarak Şam’daki iktidarın sadece meydan muharebesi vermekle yetinmeyip Kürtlere dair ne varsa, onları yeryüzünden silip atmaya yönelik zihniyeti afişe edilmiş oldu.
Olayı bu şekilde algılayan Kürtler de birden ayağa kalktılar ve dünya kamuoyunu yanlarına çekerek evrensel ölçekte siyasi-toplumsal-vicdani-insani bir dayanışmaya dönüştürdüler. Böylece kesilen saçın etrafa saçtığı dehşet, biçimsel olmaktan çıkıp somut bir hal aldı.
Saldırganların çirkin ahlaklarını teşhir ederken, yayınlamanın ahlaka aykırılığı gündeme geldi. Derken iş gelip yapanın kim olduğu noktasına dayandı; cihatçının ismi ve resmi teşhir edildi; elinde tutup videoda gösterdiği saç örgüsü nedeniyle “hakkında soruşturma açılacağı” söylendi. (Ki Şam yönetimi hep böyle yapar ama sonuçta davanın üstüne yatar.) Aşağılama propagandası, giderek mağdur tarafın karşıt karalama kampanyasına dönüştü.
Saç örgüsünün doğal olduğunu söylemek, bununla Kürt toplumuna ve genel anlamda kadınlara kasıtlı bir aşağılamanın yapıldığını itiraf etmek manasına geliyordu. Suçlamaların altından kalkamayan cihatçı kesim ve yetkililer, bu kez de “Aslında bu gerçek değil, mizansen ve şakaydı; saç örgüsü doğal değil yapaydı…” türünden bahaneleri ileri sürmeye başladılar.
Ara not: Ne yazık ki dünyaca ünlü Der Spiegel dergisi de “kesilen saçın sentetik olduğunu” iddia eden bir haber-yorum yazmıştı ancak somut bir kanıtı yoktu. Demek ki Almanya’daki Kürt karşıtlığı ve HTŞ cihatçı zihniyeti derginin yazı kuruluna da sirayet etmiş. Neticede buna kızan ülkedeki bazı hakşinas insanlar, dergiyi protesto ettiler.
Kezi’nin mitolojik sırrı
Kezi (saç örgüsü) sadece kadınların sıradan veya masum bir güzellik ayrıntısı olmayıp süreç içinde farklı simgelere ve anlamlara vesile olmuştur. Kadının saç örgüsündeki tarz bile kişisel kimliğinin, toplumdaki kanunumun ve sosyal durumunun ifadesi haline gelmiştir. Bu haliyle eril egemen ortamda kadınların sınırları örgü çeşitleriyle belirlenmiştir. Çoğu kez saç şeklinin işaret dili işlevine sahip olduğu, sosyal ve kültürel sembol niteliği kazandığı gözlemlenmiştir.
Diğer bir deyimle saç örgüsü kadının hem kimlik kartı hem de kartviziti sayılmıştır. Örneğin Afrika kültüründe saç örgüsü üzerinden kadının aidiyeti, mesela kavim ve kabilesi belirlenebilir. Amerika ve Avustralya’nın otokton (yerli) topluluklarında saç örgüsünün sayısı ve şekli sayesinde içinde bulunduğu ortam ve pozisyonu fark edilebilir; disiplinli ve akıllı olup olmadığı anlaşılabilir. Örgünün kaç adet olduğu, sıkılma şekli, uzunluğu ve yerleştirme (sabitlenme) biçimi kadının beden dilini oluşturur.
Kısacası saç örgüsü (kezi) bir çeşit kozmogoni, evreni algılama tarzı ile buna ilişkin efsane ağırlıklı yaradılış felsefesini gösterir. Bu bağlamda kâhinler, savaşçılar ve kadınların statüleri ile öz disiplinleri (kendilerine hâkim olmaları) benzeşiktir. Destan veya efsanelerde ise saç örgüsü “kuvvet ve kudret” timsalidir; kendisinde biriktirdiği gizil gücün boşa gitmesini ve heder olmasını önler. Örneğin Viking savaşçılarının örgüleri vuruşmaya hazırlık ve dayanıklılık anlamı taşır.
Geçmişte uzun saçlar gençlik ve cinsel açıdan güçlülük manasında kullanılırdı ki; bu da döngüsel hayatın deveranı içinde doğurganlık, verimlilik ve üretkenlik demekti. Doğu Avrupa ile Orta Asya’da tek örgü bekâr kızın, iki örgü ise evli kadının alametiydi.
Saç örgüsü özel zaman ve münasebetlerde (evlenme, ölüm, ergenlik, dinsel adak) açılır yahut kesilirdi. Örgünün örülme şekli bir aşamadan diğerine geçişi simgelerdi. Dinsel geleneklere göre örgüyü kesmemek ve onu belli ölçüde kırparak derleyip toparlamak ruhsal adanmışlığı ve kutsala bağlı kalmayı ifade ediyordu. Kadınlara yönelik baskı devirlerinde ise kezi, meydan okuma ve kimliğini koruma göstergesiydi.
Son olaylardan hareketle kezi hususunda kapsamlı bir genelleme yapan kadın gazeteci-yazar Sawsana Mehanna, independent arabia gazetesindeki 8 Şubat 2025 tarihli makalesinde şöyle bir tespitte bulunuyordu: “Kadın, gizil gücünü örgünün şeklinde muhafaza eder; bütün iplerin tek yumakta biriktirilmesi veya ışık huzmelerinin tek bir noktada odaklanması misali bir durum söz konusudur. Bu da potansiyel enerjiyi, haysiyeti ve bereketi koruma yöntemidir. Sanki saçın telleri ve örgüleri ruhun bir uzantısı olup kimlik hazinesinde beklemededir.”
Slavlarda örgünün sosyal fonksiyonu
Slav kavimleri ile Rus kültüründe, kadının toplumdaki yerini, konumunu, ömrünü, duygu dünyasını ve hatta evrendeki sınırını saçının şeklinden anlamak mümkündü. Rus köylerinde tek örgülü kadın bekârlık belirtisi idi. Örgünün bakımı ile uzunluğu onun gençliğini ve iffetini simgelerdi ki, bu da evlenmeye hazır olduğunu gösterirdi.
Slavlarda kadın sahip olunması gereken bir mülk olmaktan ziyade ailesinin ve şöhretinin bir parçası olarak bilinip değerlendirilirdi. Neticede örgüsüne dokunmak, çekmek, okşamak, onunla oynamak sadece kadının değil, ailesinin de haysiyet ve şerefiyle oynamak anlamına gelirdi.
Genç kızın tek örgüden çift olanına geçişi onun bekârlıktan kurtulup zifafa hazırlandığının delili idi. Zifaf gecesi ikiye bölünen çift örgü, ortak yaşamı sürdürme arzusunu ifade ederdi. Aynı süre içinde saçının renkli bir eşarp veya bezle örtülmesi veya örülmesi gelinlik kızın artık kadınlık/evlilik hayatına adım atışını, daha önemlisi başına buyruk olmak yerine bir ailenin ferdi oluşunu simgelerdi.
Rus geleneğinde kadınların bir şekilde cezalandırılması örgülerinin veya saçlarının kesilmesi şeklindeydi. Bu aynı zamanda onun toplumsal şifresinin çözülüp bozulması demekti. Eski Rus kavim ve kabilelerinde şöyle bir inanç vardı: Kadınların saç telleri sihirli, büyülü ve şirret gibi şeyleri barındırmaktaydı.
Slav kavimleri dâhil dünyanın dört bir yanındaki felaket, facia ve ölüm anlarında kadınlar ya saçlarını ya da örgülerini matem/üzüntü babından keserlerdi. Bu gelenek yer yer günümüzde de devam etmektedir.
Jeanne D’Arc Olayı
Ortaçağ’daki yaygın dini inançlara veya halk arasındaki törelere göre kadının saçlarını kesmek, bizzat kadının kendisine egemen olmak anlamına geliyordu. Cadılara yapılan muamele de buna benzerdi. Daha ötesi ise kadınların ateşte yakılmalarıydı. Fransa’da yaşanan Jeanne d’Arc olayı da böyleydi.
Jeanne d’Arc Orléans Kuşatmasındaki rolü ve Yüzyıl Savaşları sırasında Fransa Kralı VII. Charles’ın taç giyme konusundaki ısrarı nedeniyle Fransız ulusunun savunucusu olarak onurlandırılan Fransa’nın koruyucu azizesidir. Fransa Krallığı’nın kurtarıcısı olarak kabul edilmektedir. İlahi rehberlik altında hareket ettiğini iddia eden Jeanne d’Arc’ın orduda yer almasına izin verilmiş, kısa sürede cinsiyet rollerini aşan bir askeri lider haline gelmiştir.
1430 yılı başlarında Jeanne d’Arc, İngilizlerin Fransız müttefiki Burgonyalılar tarafından kuşatılan Compiègne’i kurtarmak için gönüllülerden oluşan bir bölük organize eder. 23 Mayıs’ta Burgonya birlikleri tarafından ele geçirilir. Başarısız kalan kaçma girişiminin ardından Kasım ayında İngilizlere teslim edilir.
Piskopos Pierre Cauchon tarafından, erkek kıyafetleri giyerek dine hakaret etmek, şeytani görülerle hareket etmek, sözlerini ve eylemlerini kilisenin yargısına sunmayı reddetmek gibi sapkınlık suçlamalarıyla yargılanır. Sonuçta suçlu ilan edilerek 30 Mayıs 1431’de, yaklaşık on dokuz yaşındayken kazığa bağlanarak yakılır.
1456 yılında, bir engizisyon mahkemesi Jeanne d’Arc’ın davasını yeniden incelemiş; kararın hile ve usul hataları nedeniyle bozulduğunu ilan ederek kararı bozmuştur. Jeanne d’Arc bir şehit olarak saygı görmüş, Roma Katolik Kilisesi’nin itaatkâr bir kızı, erken dönem bir feminist, özgürlük ve bağımsızlık sembolü biri olarak anılmaya başlanmıştır.
Kadın saçı: İntikam aracı mı?
Sonraki çağlarda da bilhassa 20. yüzyıl Avrupası’nda kadın saçının tıraş edilmesi veya kesilmesi aleni bir toplu ceza niteliği taşımaya devam etmiştir. İhanet veya düşmanla işbirliği suçlamasıyla yakalanan kadınların saçları kamuya açık alanlarda kazınmaktadır. Amaç adalet değil, teşhirdir. Çünkü kadın bedeni toplumsal gazabı yaymanın bir aracı olarak görülmektedir.
Günümüzde bu anlayış belli ölçüde aşılmıştır. Çünkü saç veya örgü, erkek egemen toplumda sadece bir aşağılama aracı olmasın diye, bizzat kadınlar tarafından kendi isteklerine göre şekillendirilmekte, kesip kısaltılmak veya uzatılıp örgülü hale getirebilmektedir.
Nitekim İranlı Kürt kızı Mehsa Jîna Emini cinayetini protesto için 2022 yılında sokakları dolduran İranlı kadınlar hem dayanışma babından hem de erkek egemen mollalara aşağılama fırsatı vermemek gayesiyle saçlarını kesip sokaklara atabilmiştir.
Kısacası geçmişte tahakküm etme aracı olarak kullanılan kadın saçları, özellikle kentlerde erkekler tarafından belirlenip anlamlandırılan bir simge olmaktan çıkmıştır. Kadınlar saçlarını kesmeye veya uzatmaya kendileri karar verebilmektedir. Artık kadınların saçları sadece yeni kimliğinin değil, aynı zamanda toplumsal varlığının da belgesi haline gelmiştir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish