Yakınımızdaki ekonomik başarıdan ve tarihten dersler çıkarmak: Polonya ekonomisi ve tarihi bize ne anlatıyor?

Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Son yıllarda küresel ekonomi tartışmalarının merkezinde ağırlıklı olarak Çin ve Hindistan gibi Asya ve BRICS ülkeleri yer alıyor. Ben dâhil olmak üzere birçok akademisyen, bu ülkelerin büyüme hızları, sanayileşme kapasiteleri ve “küresel Güney” içindeki rolleri üzerine yoğunlaşmış durumdayız. Ancak, Türkiye’ye ölçek, kurumlar ve pazar erişimi bakımından, çok daha yakın olan bazı Doğu Avrupa ülkelerinin sessiz ama istikrarlı yükselişini de gözden kaçırmamak gerekir.

Bu ülkelerin başında ise Polonya geliyor.

Polonya, Çin ve Hindistan kadar büyük bir ülke değil. Ancak tam da bu nedenle, Türkiye açısından daha karşılaştırılabilir ve belki de daha uygulanabilir bir ekonomik deneyim sunuyor. 

Avro Bölgesi Dışında Kalarak Kazanılan Esneklik

Polonya’nın son yıllardaki ekonomik performansını anlamak bakımından, göze çarpan en önemli unsur, ülkenin hâlen Avro Bölgesi’ne dahil olmamasıdır. Avrupa Birliği (AB) üyesi olmasına rağmen kendi para birimi olan Zloty’yi koruyan Polonya, bu sayede bağımsız bir para ve maliye politikası yürütebilme kapasitesini elinde tutmaktadır.

Bu durum, özellikle mal ve hizmet ihracatı gerçekleştiren sektörler açısından ciddi bir fiyat avantajı yaratmaktadır. Avro kullanan birçok AB ülkesi, yüksek maliyetler ve sınırlı para politikası manevra alanı nedeniyle rekabet gücü kaybederken; Polonya, döviz kuru esnekliği sayesinde hem AB iç pazarında hem de küresel pazarlarda daha avantajlı konumunu koruyabilmiştir.

Türkiye açısından bu durum, dikkate alınması gereken bir husustur ve son derece kritiktir. Zira bir türlü güncellenemeyen Gümrük Birliği’ne rağmen Avro Bölgesi dışında kalan Türkiye, benzer biçimde kur esnekliğini bir sanayi ve ihracat aracı olarak kullanabilme potansiyeline sahiptir. Polonya örneği, bunun “kontrolsüz bir risk” değil, doğru yönetildiğinde rekabetçi bir kaldıraç olabileceğini göstermektedir.

Almanya’ya Komşu Olmanın Avantajını Kullanmak
 

Polonya’nın yükselişini yalnızca para politikasıyla açıklamak eksik olur. Ülkenin bir diğer önemli avantajı, AB’nin sanayi ve teknoloji lokomotifi olan Almanya ile doğrudan komşu olmasıdır.

Ancak mesele coğrafyanın akıllıca kullanılmasıdır. Polonya, Almanya merkezli tedarik zincirlerine entegre olurken,  “daha uygun maliyetli bir üretim üssü” olmanın ötesinde, otomotiv, makine, savunma ve enerji gibi alanlarda katma değeri yüksek yatırımlar gerçekleştirebilmiştir. Polonya’nın bu akıllı ve stratejik yatırımlarını mümkün kılan bir unsur da, ekonomik ve sosyal istikrarı sayesinde birçok yatırımcıyı çekmeyi başarmış olmasıdır. Zamanla da bu yatırımlar sayesinde yerel üretim kapasitesini güçlendirebilmiştir. 

Bugün Polonya, başta Almanya’dan gelen sanayi yatırımlarını, kendi sanayi ekosistemiyle bütünleştiren bir ekonomik aktör konumundadır.

Türkiye için bu durum, dikkatle izlenmesi gereken ve AB ile ilişkilerde değerlendirilmesi gereken bir unsurdur. 

Savunma ve Enerji gibi Stratejik Sektörlerde Bilinçli Yatırımlar

Polonya’nın son dönemde özellikle öne çıktığı alanlardan biri savunma sanayiidir. Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Avrupa’nın güvenlik algısı ve endişeleri değişirken, Polonya bu dönüşümü yalnızca askerî harcamaları artırarak değil, yerli üretim kapasitesini güçlendirerek değerlendirmeye çalışmaktadır.

Benzer bir durum enerji yatırımları için de geçerlidir. LNG terminalleri ve FSRU üniteleri, enerji altyapısı, nükleer enerjiye yönelik planlamalar ve yenilenebilir enerji yatırımları; Polonya’nın enerji güvenliğini bir “stratejik öncelik” olarak ele aldığını göstermektedir. 

Türkiye’nin de hem savunma sanayiinde hem enerji alanında son yıllarda attığı önemli adımlar düşünüldüğünde, Polonya ile karşılaştırması anlamlıdır.

Enflasyonda Düşüş, Büyümede Süreklilik, Ekonomide İstikrar

Polonya’nın ekonomik performansını gerçekten dikkat çekici kılan unsurlardan biri ise enflasyonla mücadelesidir. COVID-19 döneminde, yani 2020–2021 yıllarında, Polonya’da enflasyon oranları Avrupa standartlarına göre oldukça yüksek sayılabilecek %17 seviyelerine kadar çıkmıştır.

Bugün gelinen noktada, yani 2026 yılının ilk ayı itibarıyla enflasyonun %3’ün altına gerilemesi beklenmektedir. Üstelik bu düşüş, ekonomik büyümenin devam ettiği bir ortamda gerçekleşmektedir.
Bu tablo, ekonomi yönetimi açısından iki önemli mesaj vermektedir:

1.    Enflasyonla mücadele edilirken, büyümeden vazgeçilmemelidir.
2.    Güven veren, öngörülebilir olan, normlara ve kurallara dayalı politikalar, piyasa beklentilerini yönetmede belirleyici rol oynarlar.

Birleşik Krallık ile Kıyaslanabilir Bir Nokta mı?
 

Polonya’nın ekonomik büyüme başarı hikayesinin belki de en çarpıcı göstergelerden biri, Polonya’nın kişi başı gelir ve alım gücü paritesi bakımından geldiği noktadır. Bugün Polonya ekonomisi, Brexit sonrası sorunlarla boğuşan Birleşik Krallık (İngiltere) ile birçok göstergede kıyaslanabilir durumdadır.

1990’larda ciddi ekonomik krizler yaşamış, 2000’lerin başında yapısal dönüşüm sancıları çekmiş Polonya’nın bugünkü başarısı, asla küçümsenemeyecek bir başarıdır.

Önemli Ders: Kurumlar, Kurallar ve Güven

Polonya’nın ekonomi ve sanayideki başarı hikâyesini bir “mucize” olarak görmemek gerekir. Geçmiş krizlerden ders çıkarabilen, iç pazarda ve yabancı yatırımcılara hukuki ve kurumsal öngörülebilirlik sağlayan bir ekonomi yönetimi anlayışı sayesinde bu güven tesis edilmiş ve başarı hikâyesi gerçekleşmektedir. Normlara dayalı düzenlemeler, şeffaflık, AB standartlarıyla uyumlu ama ulusal öncelikleri dışlamayan yaklaşım sayesinde, Polonya’nın istikrarlı büyümesi mümkün olmuştur.

Polonya deneyimi, Türkiye’ye açıkça göstermektedir ki:
●    Kurumlara ve kurallara dayalı bir sistem hem içeride hem de dışarıda güven teşkil eder. 
●    AB ile entegrasyonun riskleri kadar mükâfatları da doğru yönetilirse oluşabilir.
●    Avro dışında kalmak, doğru yönetildiğinde stratejik esneklik yaratabilir.
●    Kalkınma, gıda, sanayi, savunma, çevre ve enerji politikaları birlikte düşünülmelidir.
●    Enflasyonla mücadele, güven ve öngörülebilirlikle mümkündür.

BRICS’e bakmak elbette önemlidir, ancak bazen en değerli dersler için çok uzağa bakmak gerekmez. Polonya, Türkiye için tam da böyle bir örnektir ve başarı hikâyesi dikkatle incelenmelidir.

Sonuç: Tarihi ve Ekonomik Hafıza

Polonya’yı Türkiye açısından önemli kılan unsurlar yalnızca makroekonomik göstergeler, sanayi politikaları ya da AB içindeki konumu değildir. Aynı zamanda Polonya, Avrupa Birliği içinde Türkiye’ye ve Türklere karşı tarihsel olarak görece daha dengeli olan ülkelerden biridir. 

Rivayete (anlatılanlara) göre, Polonya’nın (Lehistan’ın) 18. yüzyılda ilk parçalandığı dönemlerde, Osmanlı saray protokolünde “Lehistan sefiri”nin gelişi anons edilirmiş; sefir görünmeyince görevlilerinin “Yoldadır Sultanım” şeklinde cevap verdiği anlatılır. 

Aynı Polonya, 17. yüzyılın sonlarında, 1683’teki İkinci Viyana Kuşatması sırasında Osmanlı’ya karşı kilit rol oynamıştır. Jan Sobieski komutasındaki Lehistan – Litvanya Birliği ordusu sayesinde, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu geri püskürtülmüştür.

Kaderin ironisi ise, Osmanlı’ya karşı Viyana’nın “kurtarıcısı” olarak anılan Polonya, yaklaşık bir asır sonra, Avusturya, Prusya ve Rusya tarafından paylaşılacaktır. Eğer Jan Sobieski, Türklerden “kurtardığı” Avusturya’nın bir asır sonra kendi ülkesinin bölünmesinde rol olacağını öngörebilseydi, belki de Osmanlı ile ittifak arayışları düşünülebilirdi.

Bu örnek, diplomasinin acı ama gerçek derslerinden birini ortaya koymaktadır: Uluslararası ilişkilerde ebedî dostlar ya da ebedî düşmanlar yoktur; değişen ulusal çıkarlar vardır.
Türkiye ve Türk diplomasisi, günümüzde de, kısa vadeli fırsatların cazibesine kapılmadan; uzun vadeli istikrarı, barışı ve bölge ülkelerinin toprak bütünlüğüne saygıyı savunmaktadır. Bugün Suriye, Irak ve Ukrayna başta olmak üzere birçok kriz alanına Türkiye, tutarlı bir yaklaşım sergilemektedir.  Türkiye’nin tutarlı yaklaşımı, bölgesel barış, istikrar ve devletlerin toprak bütünlüğüdür. 
Çünkü tarih bize şunu defalarca göstermiştir: bugün avantaj gibi görünen göreceli kazançlar, yarın stratejik kayıplara dönüşebilir. Ne kadar ileri görüşlü olunursa olunsun, bir asır sonrasını öngörebilmek neredeyse imkânsızdır; zira uluslararası sistem çok sayıda bilinmeyen ve değişkenle şekillenir.

Türkiye Cumhuriyeti, bölgede barışa, istikrara ve egemenliğe saygı göstermektedir. 

Polonya örneği, bizlere hem ekonomi politiğin hem de tarihsel hafızanın birlikte okunması gerektiğini hatırlatmaktadır.

 
Kaynakça
 

●    Independent Türkçe – Ali Oğuz Diriöz “Polonya ve Doğu Avrupa'nın, Türkiye'nin Avrupa güvenliği stratejisindeki önemleri”: https://www.indyturk.com/node/768610/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/polonya-ve-do%C4%9Fu-avrupan%C4%B1n-t%C3%BCrkiyenin-avrupa-g%C3%BCvenli%C4%9Fi-stratejisindeki 
●    Business Insider Polska – Enflasyon karşılaştırması:
https://businessinsider.com.pl/gospodarka/tak-pod-wzgledem-inflacji-wypada-polska-na-tle-innych-panstw-unii-europejskiej/w74p2hg
●    PAP – NBP 2026 enflasyon hedefi açıklaması:
https://www.pap.pl/aktualnosci/glapinski-aktualne-prognozy-wskazuja-ze-inflacja-w-2026-r-powinna-byc-w-celu-nbp
●    Business Insider Polska – Enflasyonda düşüş beklentileri:
https://businessinsider.com.pl/gospodarka/inflacja-w-polsce-najnizsza-od-lat-ekonomisci-prognozuja-dalsze-spadki/g6vvxd2
●    mBank – 2026 Polonya ekonomisi öngörüleri:
https://pl.media.mbank.pl/436680-2026-rokiem-zlotowlosej-gospodarki-prognozuje-glowny-ekonomista-mbanku
●    Money.pl – Pandemi sonrası toparlanma analizi:
https://www.money.pl/gospodarka/tylko-tego-nie-zepsuc-tak-polska-gospodarka-odbila-sie-po-pandemii-7180335598869088a.html

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU