Etiyopya’nın Tigray bölgesinde yaşanan çatışmalar ve buna eşlik eden açlık ve kıtlık, yüz binlerce insanın hayatına mal oldu. Ancak bu büyük insani felaket, seçici vicdana sahip küresel medyada sınırlı yankı buldu; Sudan ve Kongo örneklerinde olduğu gibi Tigray’in trajedisi de dünya gündeminden hızla silindi.
2020’de başlayan ve iki yıl süren savaşta 600 bine yakın insanın hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. Kasım 2022’de imzalanan Pretoria Anlaşması silahların sustuğu izlenimini yarattı; ancak yıllardır abluka, yoksulluk ve ihmal altında yaşayan Tigray, bu kez açlık ve ulaştırılamayan yardımlarla karşı karşıya kaldı.
2024’ten bu yana savaşın yeniden alevlenebileceğine dair uyarılar artarken, son günlerde yükselen gerilim bu endişelerin temelsiz olmadığını gösteriyor.
Çatışmanın etnik zemini
Etiyopya, 80’den fazla etnik grubun bir arada yaşadığı son derece karmaşık bir toplumsal yapıya sahip. 1994’ten bu yana uygulanan etnik federalizm, kâğıt üzerinde özgürlük vaat etti. Ancak pratikte kimlikleri siyasal rekabetin ana ekseni haline getirdi.
Ülkenin üçüncü büyük grubu olan Tigrayler, ordudaki ve bürokrasideki tarihsel ağırlıkları nedeniyle yeni yönetimin “merkeziyetçi” reformlarının doğrudan hedefi oldu. Bu çerçevede Tigray krizi, yalnızca etnik bir gerilim değil; devlet gücünün kimler tarafından ve nasıl kullanılacağına dair derin bir iktidar mücadelesinin sonucu olarak şekillendi.
1998–2000 Eritre–Etiyopya savaşından miras kalan husumet, Başbakan Abiy Ahmed’in 2018’de Eritre ile kurduğu ve kendisine Nobel Barış Ödülü getiren, ancak TPLF’yi stratejik olarak izole eden ittifakla birleşince çatışma kaçınılmaz biçimde bölgeselleşti.
Kriz nasıl başladı?
Tigray krizi, ani bir kopuştan ziyade onlarca yıla yayılan bir iktidar mücadelesinin ürünü. 1991’den itibaren devlet aygıtını kontrol eden Tigray merkezli Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’nin (TPLF) hâkimiyeti, 2018’de Abiy Ahmed’in iktidara gelmesiyle sarsıldı. Ahmed’in eski koalisyonu feshedip Refah Partisi’ni kurması, TPLF için yalnızca bir siyasi tasfiye değil, varoluşsal bir tehdit olarak algılandı. Ancak bu algı, federal devletle silahlı hesaplaşmayı meşrulaştıran ve sivilleri bedel ödemeye zorlayan bir siyasal tercihe dönüştü.
Eylül 2020’de TPLF, merkezi hükümetin seçimleri erteleme kararını tanımayarak Tigray’de bölgesel seçim düzenledi. Kısa süre sonra federal ordu üslerine yönelik saldırılarla kriz silahlı bir safhaya taşındı. Bu hamle, TPLF’nin siyasi krizi askeri bir çatışmaya dönüştürmeyi bilinçli biçimde tercih ettiğini gösterdi.
Addis Ababa yönetimi bu adımı anayasal düzene ve ulusal egemenliğe yönelik doğrudan bir meydan okuma olarak gördü; TPLF’yi terör örgütü ilan ederek kapsamlı bir askerî harekât başlattı. Eritre’nin sürece aktif biçimde dahil olmasıyla birlikte çatışma, yalnızca bir merkez–bölge krizinden çıkarak bölgesel güç dengelerini de içine alan çok aktörlü bir savaşa dönüştü.
Savaşın sivillere maliyeti: görünmeyen cephe
Tigray savaşının en ağır bedelini silahlı aktörler değil, siviller ödedi. Federal ordu ile TPLF güçleri arasındaki çatışmaların yanı sıra Eritre ordusu ve Amhara milislerinin sahaya girmesi, Tigray halkını birden fazla aktörün baskısı altında bıraktı. Bölge, Amharalar için 1991’den sonra kaybedilmiş toprak, Tigrayliler içinse anayasal sınırları ifade ediyor.
Ancak sivillerin karşı karşıya kaldığı tehdit yalnızca silahlı saldırılar değildi. Aylarca süren fiilî abluka, hayatın en temel damarlarını kesti. Elektrik, iletişim, bankacılık ve sağlık hizmetleri büyük ölçüde durdu; hastaneler ilaçsız kaldı. Abluka, yalnızca silahların değil, ekmeğin, ilacın ve insani yardımın da bölgeye girişine engel oldu. Açlık bu noktada bir yan etki değil, fiilî bir savaş aracına dönüştü.
Çocuklar yetersiz beslenme nedeniyle hayatını kaybetti; aileler ot, yaprak ve yabani bitki kökleriyle hayatta kalmaya çalıştı. Tigray halkı, savaşın en görünmez ama en acımasız cephesinde sessizce tükenmeye başladı.
İnsan hakları raporları, sahadaki tüm tarafların siviller üzerinde ağır bir baskı kurduğunu ortaya koyuyor. TPLF’nin sivilleri zorla silah altına aldığı iddia edilirken; federal güçler ve müttefik milisler de keyfi tutuklamalar, zorla yerinden etmeler ve ağır hak ihlalleriyle suçlandı. Sonuçta siviller, hem “devlet” adına hem de sözde “direniş” adına yürütülen savaşın ortasında korunmasız bırakıldı.
Pretoria’dan sonra neden barış gelmedi?
Kasım 2022’de imzalanan Pretoria Anlaşması, Tigray savaşının sona erdiği yönünde uluslararası kamuoyunda bir rahatlama yarattı. TPLF’nin silah bırakmayı kabul etmesi ve insani yardımın yeniden başlayacağı vaadi, barış umutlarını güçlendirdi. Ancak sahadaki gerçeklik bu beklentileri karşılamadı.
Anlaşma TPLF’yi silahsızlandırırken, Amhara milisleri ve Eritre ordusunun varlığını sona erdiremedi. Bu durum, TPLF’nin kendi silahlı kapasitesini tasfiye ederken sivillerin güvenliğini garanti altına alamadığı bir denge yarattı. Bu güvenlik boşluğu özellikle Batı Tigray gibi tartışmalı topraklarda kendini gösterdi.
Amhara milislerinin kontrolündeki bu bölgede Tigraylı sivillerin geri dönüşü engellendi; zorla yerinden edilen yüz binlerce kişinin durumu belirsizliğini korudu. Barış sonrası dönemde insani yardımların sistematik biçimde aksaması ve güvenlik sorunlarının sürmesi, Tigray’in fiilen bir “barış sonrası” sürece hiç giremediğini gösterdi.
Tigray krizi aynı zamanda Etiyopya’nın bölgesel jeopolitiğini de zayıflatan bir kırılma yarattı. Addis Ababa’nın Nil üzerindeki Hedasi Barajı (GERD) projesi nedeniyle Mısır ve Sudan’la yaşadığı gerilimler, iç savaşla birleştiğinde ülkeyi diplomatik olarak daha kırılgan bir konuma itti. Son haftalarda artan gerilim, Pretoria Anlaşması’nın çatışmayı dondurduğunu ama çözmediğini bir kez daha ortaya koydu.
Bu hikâye neden burada bitmiyor?
Tigray’de sorun yalnızca silahların konuşması değil; sessizlik de en az silahlar kadar öldürücü. “İç mesele” söylemi ve Etiyopya’nın bölgesel dengelerdeki ağırlığı, bu krizi uluslararası toplum için ahlaki bir aciliyetten çok yönetilmesi gereken bir risk haline getirdi.
Büyük aktörler için Tigray, çözülmesi gereken bir insani felaketten ziyade dokunulursa daha büyük istikrarsızlıklar doğurabilecek bir dosya olarak görüldü. Bu yüzden barış kâğıt üzerinde ilan edildi ama insanların hayatında karşılık bulmadı. Hikâye burada bitmiyor; çünkü adalet hâlâ gelmedi ve 80’den fazla halkı bir arada tutacak, merkez ile bölge arasında denge kuracak siyasi bir mutabakat hâlâ yok.
Kaynaklar:
https://www.ft.com/content/2f385e95-0899-403a-9e3b-ed8c24adf4e7
https://english.elpais.com/international/2023-01-27/ethiopias-forgotten-war-is-the-deadliest-of-the-21st-century-with-around-600000-civilian-deaths.html
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish