Ankara’da atılan dokuz imza: Türkiye ve Nijerya, Afrika için hangi hikâyeyi yazıyor?

Göktuğ Çalışkan, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

27 Ocak 2026’da Ankara’da, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Nijerya Cumhurbaşkanı Bola Ahmed Tinubu bir araya geldi. 

Ankara’da objektiflere yansıyan o kareye uzaktan baktığımızda, gördüğümüz şey aslında tek bir fotoğraftan ibaret sanılabilir. Liderler el sıkışıyor, kameralar flaşlarını patlatıyor ve klasik diplomasi işliyor gibi duruyor.

Ancak o karenin arkasında bambaşka bir sahne var. Masada duran dokuz anlaşma dosyasını araladığımızda savunmadan medyaya, diasporadan sosyal politikalara uzanan geniş bir kurgu görüyoruz.

Türkiye, bu buluşmayla Afrika’ya yeni ve iddialı bir hikâye teklif ediyor. Bu hikâyenin ilk cümlesi, iki liderin kameralar önünde tokalaşmasından çok daha fazlasını anlatıyor.

Asıl mesele, bu tokalaşmanın arkasına yerleştirilen ortaklık dili ve seçilen başlıklar. Tarafların hangi dosyaları “gelecek vizyonu”nun parçası saydığına bakmak gerekiyor.

Bir tarafta kıtanın en kalabalık ülkesi, bölgesel krizlerle boğuşurken bile Afrika siyasetinin merkezlerinden biri olmayı sürdüren bir dev var. Diğer tarafta son yirmi yılda Afrika açılımını dış politikasının ana omurgası haline getiren bir Türkiye duruyor.

Bu buluşmayı sıradan bir protokol ziyareti saymak sahnedeki metni yarısından kesip atmak olur. Okurun asıl sorması gereken soru şu: “Bu ziyaret neden şimdi ve neden bu kadar geniş kapsamlı?”

Verilen mesaj, basit bir “ticaret hacmi hedefi” veya “savunma anlaşması” cümlesine sığmayacak kadar büyük. Ortada kıtanın geleceğine dair kurulan stratejik bir ortaklık duruyor.

Güvenlik ama bildiğimiz gibi değil

Zirvenin resmi gündemine baktığımızda askeri iş birliği, eğitim ve ortak tatbikatların öne çıktığını görüyoruz. Fakat bu dosyayı silah satışına, teknik eğitime ya da tek tek platformlara indirgemek hata olur.

Bu bakış açısı, Türkiye’nin Afrika’da kurmaya çalıştığı güvenlik anlatısını daraltır ve eksik bırakır. Türkiye, Nijerya ile yaptığı görüşmelerde güvenlik alanını “ortak tehditlere karşı birlikte mücadele” söylemi üzerinden kuruyor.

Bu söylem, tek taraflı güvenlik ithalatını reddediyor. Onun yerine karşılıklı kapasite inşasını, istihbarat paylaşımını ve yerel orduların sahadaki ağırlığını artırmayı önceliyor.

Nijerya’nın kuzeyinde radikal örgütlere karşı verilen uzun soluklu mücadele düşünüldüğünde bu yaklaşım hayati önem taşıyor. Kara kuvvetlerinin sahadaki yükü, sınır geçişli kaçakçılık ağları ve kaçırma ekonomisi ülkeyi yoruyor.

Kıyı şeridinde yükselen deniz güvenliği ihtiyacı da eklenince ülke sürekli teyakkuz halinde kalıyor. İşte tam bu noktada Türkiye devreye giriyor.

Ankara, Afrika’nın dış güvenlik tedarikçileri haritasında kendine yeni bir sütun açıyor. Klasik anlamda askeri üs kuran, sahaya asker indiren ve kriz bölgelerinde kendi ajandasını dayatan aktörlerden ayrışıyor.

Kendisini “yerel devletlerin yanında duran, onların kapasitesini güçlendiren ve sahayı birlikte okuyan ortak” olarak konumlandırıyor.

Böyle bir yaklaşım, Afrika kamuoylarında giderek daha fazla sorgulanan dış askeri varlığa alternatif bir yol sunuyor. İnsanlar artık kendi ordularının güçlenmesini, dışarıdan gelen kurtarıcıları beklemeye yeğliyor.

İmzaların arkasındaki sosyal mimari

Ziyaret sonunda imzalanan dokuz anlaşma, kâğıt üzerinde farklı bakanlıkların alanına dağılmış görünebilir. Diaspora politikası, medya ve iletişim, yükseköğretim, diplomasi akademileri, kadın ve aile, sosyal hizmetler, helal akreditasyon ve savunma başlıkları yan yana.

Burada asıl kritik bir nokta var. Savunma alanında iş birliği konuşulurken medya çalışanlarının eğitimi, öğrencilerin karşılıklı hareketliliği ve diplomatların ortak programlara katılması aynı pakete giriyor.

Diasporaların koordinasyonu da bu paketin içinde. Böyle olunca ortaya salt “güvenlik ortaklığı” çıkmıyor. Toplumsal dokuyu da içine alan, tabana yayılan bir siyasi yakınlaşma doğuyor.

Bu çerçeve, Ankara’nın Afrika ile ilişkisini klasik bağışçıalıcı modelinden uzaklaştıran bir etki yaratıyor. Ortaya, eşitlik vurgusunu güçlendiren bir dil çıkıyor.

Karar süreçlerine daha fazla Afrikalı aktör sokan, “ortak çözüm üretme” iddiasını taşıyan bir yaklaşım benimseniyor. Helal akreditasyon ve kalite altyapısına dönük adımlar, ilk bakışta teknik detay gibi durabilir.

Aslında bunlar gündelik hayatı doğrudan etkileyen tercihler. Gıda zincirinin şeffaflaşması, tüketici güvenliğinin güçlenmesi ve karşılıklı standartların tanınması piyasaları rahatlatacak.

İki ülkenin pazarlarını birbirine daha açık hale getirecek bu adımlar, sahada çalışan küçük üreticiden ihracatçı firmaya kadar herkese dokunacak. Ekonomik entegrasyon, kâğıt üzerinden çıkıp sokağa inecek.

Medya ve diaspora: Kimin hikâyesi?

İki ülke arasında imzalanan medya ve iletişim mutabakatı, kâğıt üzerinde haber değişimi veya ortak programlar gibi durabilir. Fakat bu başlık, Afrika’nın küresel medyada nasıl resmedildiği tartışmasında bambaşka bir ağırlık taşıyor.

Kıta, yıllardır uluslararası haber akışında krizler, darbeler, salgınlar ve felaketlerle anılıyor. Yerel başarı hikâyeleri, toplumsal dönüşüm deneyimleri ya da bölgesel iş birliği örnekleri görünmez kılınıyor.

Türkiye’nin Nijerya ile medya alanında kurduğu ortak zemin, bu tek boyutlu anlatıyı kırmaya dönük bir hamle. Ortak eğitim programları, gazeteciler için atölyeler ve karşılıklı haber değişimi yeni bir pencere açıyor.

Ekran yüzlerinin bir ülkeden diğerine geçmesi, Afrika’yı anlatan hikâyeye Türkiye’nin bakışını ekliyor. Nijerya’nın sesi de bu sayede daha gür çıkma şansı buluyor.

Bu dinamik, zamanla kamuoylarında farklı bir Afrika ve farklı bir Türkiye algısının oluşmasına katkı sunabilir. Yükseköğretim ve diplomasi akademileri arasındaki iş birlikleri de bu açıdan kıymetli.

Ortak programlardan geçen genç diplomatlar, kamu yöneticileri ve uzmanlar yetişecek. Bunlar, gelecekte iki ülke ilişkisini sırtlayacak yeni bir kuşak oluşturacak.

Diaspora alanında kurulan diyalog ise hem Avrupa’daki hem Afrika’daki göçmen topluluklarını etkileyecek. Daha koordineli hareket etmenin kapısı aralanacak.

İki ülkenin yurtdışındaki vatandaşları için geliştirilen ortak politikalar, zamanla ekonomik ve kültürel alanda çarpan etkisi yaratabilir. Böyle bir zemin, Türk ve Nijeryalı toplumları arasındaki mesafeyi kısaltan bir köprü rolü görebilir.

“Neden Türkiye?” sorusuna verilen cevap

Nijerya kamuoyunda sıkça sorulan “Neden bunca alternatif varken Türkiye?” sorusunun cevabı, artık sadece savunma sanayii veya ticaret rakamlarıyla açıklanamıyor. Ankara’daki buluşma, bu cevabı tarihsel ve siyasi bir zemine oturtma fırsatı verdi.

Türkiye, sömürgeci bagajı olmayan, benzer darbe hafızasını ve ekonomik krizleri yaşamış bir “kader ortağı” profili çiziyor. Gazze başta olmak üzere küresel adalet tartışmalarında yükselen ortak itiraz dili, bu profili daha da güçlendiriyor.

Nijerya cephesinde ise mesele bir denge arayışı. Batı ve Doğu blokları arasına sıkışmak istemeyen Abuja yönetimi, Türkiye’yi manevra alanını genişleten stratejik bir “üçüncü yol” olarak görüyor.

Son fotoğraf karesinde atılan imzalar, işte bu arayışın somutlaşmış hali. Bu kare, Afrika’nın geleceğine dair yazılan uzun bir metnin aslında giriş paragrafı.

Şayet kurulan bu yeni mimari kalıcı olursa, Türkiye kıtada artık sadece sattığı askeri platformlarla anılmayacak. Kendi yazdığı ve Afrika’yı da ortak ettiği bu yeni hikâyeyle hatırlanacak.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU