Dağlar Tanrı makamı, Altay kutlu dağ

Gürbüz Evren, Independent Türkçe için yazdı

Görsel: bing.com

Sürekli olarak Dünya ve Türkiye gündemindeki çok ağır konuları yazmak kimi zaman yıpratıcı olabiliyor.

Bu yüzden ara sıra soft konuları ele alarak zihni, sinirleri dinlendirmekte yarar var.

Türklerin İslam’la tanışmaları Emevîlerin Buhara kentini 681 yılında ele geçirmeleriyle başlar, özellikle de Kuteybe bin Müslim’in Horasan Valisi olarak atanmasıyla yoğunlaşır. 

Buhara birçok kez el değiştirse de 709 yılında Kuteybe tarafından geri alındı. 

Kentte ilk mescit 712-713 yıllarında inşa edildi. 

Bu mescit Cuma namazları için planlanmıştı. 

Halkın İslam dinine ilgi göstermesini ve mescide gelmesini sağlamak için ise ilginç bir yönteme başvurulmuştu. 

Cuma namazına gelecek fakirlere 2 dirhem dağıtılıyordu. 

Kuteybe sonrasında gelen valiler de Türklerin yurtlarına seferler düzenlediler, savaşlar yapıldı. 

Emevî Devletinin yıkılıp yerine Abbasilerin gelmesiyle Türklerle savaş ve çatışmalar devam etti. 

Ama Abbasi Halifesi Mansur, 754 yılından itibaren Türklerin savaşçı yanlarının güçlü olduğunu söyleyerek, belli bir ücret karşılığında onları askerlik hizmetine aldı. 

Bunların arasından Bağdat'ta Halifelik muhafızlığını getirilenlerin ise İslam’ı seçen ilk Türkler olduğu düşünülmektedir. 

Türklerin savaşlarda etkili olduğu görülünce, zaman içinde yenileri de muhafız olarak alınıp, o dönemdeki İslam coğrafyasının sınırlarına yerleştirildiler. 

Bir süre sonra da Bizans'a karşı yapılan seferlerde yer aldılar. 

Karahanlı Devleti ise tarihte bir ilke imza atmıştır. 

Karahanlı Satuk Buğra Han’ın 9. Yüzyılda İslamiyet’i benimsediğini duyurması, Asya'daki Türkler için dönüm noktalarından biridir. 

Satuk Buğra Han, Kaşgar ve At-başı gibi iki önemli merkezi İslamlaştırdı. Bu da Karahanlı topraklarında İslam dininin yayılmasının yolunu açtı. 

Bir süre sonra da Uygurlar hızla Müslümanlaştılar. 

Ama daha önceki yıllarda Karluklar, Hazar Türklerinin bir bölümü ilk Müslüman olan Türk topluluklarıdır. 

Tüm bu karşılaşmalar ve gelişmeler Türklerin Müslümanlarla ilişkilerini yoğunlaştırdı ve İslam’a kitleler halinde geçişlerinin önünü açtı. 

Süreç, 11, 13 ve 15. yüzyıllarda da devam etti. 

Ancak buraya kadar aktardığım gelişmelere bakıldığında, “Türkler kılıç zoruyla Müslüman oldu” iddiasının gerçeklere uymadığı anlaşılacaktır. 

Burada bir konuyu daha açıklığa kavuşturmakta yarar var. 

Talas Meydan Savaşı, bazı kaynaklar tarafından Türklerin İslam dinine geçişini sağlayan olay olarak gösterilir. 

Kimileri de Arapların Türkleri kitleler haline katlettiği savaş olarak aktarır. Oysa bugün Kırgızistan toprakları içinde kalan Talas bölgesinde 751 yılında Araplar ile Çinliler arasında yaşanan bu savaşa Türkler de katılmıştır. 

Daha Müslüman olmamış bazı Türk toplulukları Çinlilerin ilerleyişini durdurmak için Araplara destek vermişlerdir. 

Araplar da Türkler sayesinde bu önemli savaşı kazanmıştır.  

Orta Asya'da, Baykal gölünden Kırım'a, Sibirya Bozkırlarından Maveraünnehir ve İpek Yolu'na kadar uzanan coğrafyada yaşayan Türklerin kontrolü, Göktürklerin elindeydi. 

Tüm Türklerin kağanı sayılan İlig Kağan ise kutsal dağ Ötüken'de oturuyordu. 

Yeri gelmişken hatırlatalım, Türklere göre dağlar Tanrı makamıdır. Yüksek dağ tepelerinin göklere yakın bulunması, onları bu inanca yöneltmişti. 

Türkler için Altay da kutlu dağdır.

Kağanların, Gök Tanrı tarafından yeryüzündeki işlerini düzenlemesi, Türk milletinin refahı, mutluluğu için gönderildiğine inanılıyordu. 

Kağan’ın elinde Kut yani mutluluk vardı ve bunu Türkler için kullanıyordu. Gökte olduğuna ve ‘Tengri’ denilen Tanrı’ya inanılıyordu. 

Tengri ayrıca sadece Türklerin öz tanrısıydı. 

İşte bu nedenle de Türkler ölünce doğrudan cennete gitme hakkına sahipti. 

Kağan, Tanrı'nın Türkler için düşündüğü iyi işleri yapmakla görevliydi. Bunu başaramayan kağanların elindeki kut yani mutluluğun alındığı inancı egemendi. 

Türkler, bu tür kağanlar için kutlu değil değilmiş diyerek görevinin sonlandırılmasını sağlıyordu.

Eski inanç sistemi olarak Şamanizm ata ruhlarına ve doğa varlıklarına tapınmaya dayanmaktadır. 

Çin Kaynaklarına göre, önce Orta Asya Türkleri arasında ortaya çıkan şamanlık daha sonra da diğer Türk boyları arasında yayılmıştır. 

Ama Şamanizm sadece Türklerin değil Moğolların ve Asya göçebelerinin de eski dinidir.

Bu inanca göre, gökyüzünde iyilik Tanrıları, yeraltında ise kötülük Tanrıları vardır, Şamanizm’de ayrıca güneşte, ayda, suda, ağaçta, ateşte ve dağda uyuyan ruhların bulunduğu inanılır. 

İyi ruha "Ülgen", kötü ruha "Erlik" adı verilir. 

‘Ülgen’in özelliği ise iyi ruhların başında bulunması ve onlara emir veren bir Tanrı olmasıdır. 

Bu en büyük ruh göklerde yaşamaktadır ve güneşi, ayı, yıldızları, insanları, ovaları, ateşi, yeri yaratmıştır. 

Dünyanın düzenini kurmuştur. 

Hastalık, ölüm ve tüm kötülüklerin kaynağı ise kötü ruhlardır. 

Burada bilinmesi gereken bir konu da cennet ve cehennem kavramlarıdır. 

Ölümden sonraki hayatta iyi insanlar mükâfatlandırılır ve Gök Tengri Ülgen’in yanına Uçmağ’a, yani Cennete alınır. 

Kötü insanlar ise yeraltı Tengrisi Erlik’in yanına kötü ruhların karanlıklar âlemine yani Cehenneme gönderilirler. 

İşte bu öğretiden hareketle bazı kesimler Türklerdeki Tengri anlayışının şamanlıkla ilişkisi olmadığına vurgu yaparlar. 

Gök Tanrı’ya inanan Türklerin tek Tanrılı olduğu tezine ağırlık vermeye çalışılır. 

Aslında Tengri ve Şamanizm konuşulurken bu çelişkiler sıklıkla gündeme gelmektedir. 

Şamanizm ile Tengricilik iç içe geçmiştir. 

Büyük benzerlikler göstermektedir. 

Bu, Antik Yunan mitolojisindeki Zeus’un durumuna benzer. 

Zeus, göğe yükselen Olimpus Dağı’nda oturur ve tanrıların tanrısıdır. Gök Tanrı da diğer tüm tanrılar ve ruhların üstünde, yaratıcı özelliği olan tanrıdır.   

Şaman inancının en önemli öğretilerinden biri, insan türünün sonsuz bir şekilde devam edeceğidir. 

Buna Atalar Kültü denir. 

Çünkü bu inanca sahip bir kişi kendini baba, dede ve atalarına ait bir hayatın devamı olarak kabul etmektedir. 

Dolayısıyla bu kişi geleceğini kendinden sonraki nesillerde görmektedir. Varoluş nedeni, çocuk ve torunlarına toplumun en iyi yanlarını öğreterek yetiştirmektir.

Bazı araştırmacılar, saman inancının kökenini Budizm’e dayandırır ve güneyde ortaya çıkarak Kuzey Asya’ya yayıldığını savunur. 

Bir dönem Türklerin de dini olan Budizm, Türkçede Burk-Han’cılık yani Burhanizm olarak adlandırılır. 

Bur Geyik Han Kral anlamındadır. 

Bir grup araştırmacı da Orta Asya’daki Türk toplulukları tarafından benimsenen şaman inancının Lamacılık adıyla da bilinen Budist inancın yayılmasıyla ortaya çıktığını belirtirler. 

Devamı gelecek.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU