Dünya 2026 yılına girmeye hazırlanıyordu. Sabaha kadar yağan kar Sivas’ın üstünü beyaz bir örtü gibi kaplamıştı. Eskilerin “Kar berekettir” sözü geldi aklıma. Kimdi bu eskiler? Eskiler bizdik! Bir gün sonra yetmişime basacaktım. Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Otuz beş yaş şiiri” geldi aklıma. İçim burkuldu. 80 yıl önce yazıldığını düşününce biraz rahatladım. Günümüzde yaşasaydı herhalde daha insaflı olurdu diye düşündüm.
Kulübe gitmek üzere otobüse bindim. Bir tane boş koltuk vardı. Orta yaşlı, türbanlı bir hanım çantasını yanındaki koltuğa koyarak tanımadığı bir hemcinsi için rezerve etmişti. Daha sonra çantasını aldı ve yeni binen bir hanıma oturma izni verdi.
Düşündüm!
Bu hanımefendi inancını hak ve adaletin önünde tutarak “Kul hakkı” yiyordu. Ne yazık ki çevremizde bu düşüncedeki insan sayısı oldukça fazladır. Hak yemeyi mübah sayan bir öğretmenin öğrencisine, doktorun hastasına, hâkimin suçluya tarafsız davranması mümkün değildir.
Bu durum liyakatsiz insanların her alanda dal budak salmasına yol açmıştır. “Torpil” in adı “Davaya hizmet!” olmuştur. Kaynaklar yanlış kullanılmış, adalet yara almıştır. Gelir dağılımındaki uçurumlar bir tarafta doyumsuz mutlu bir azınlık, diğer tarafta yaşam savaşı veren büyük kitleler yaratmıştır.
Düşündüm!
Düşündükçe hayale daldım! Bir tiyatro vardı. Görkemli büyük bir binaydı. Locada imtiyazlı bir grup oturur, senaryoyu istedikleri gibi yazar ve kimseye hesap vermezlerdi. Özellikle niteliksiz aktörleri seçer, yakın çevreden olmasına dikkat eder, istediği zaman değiştirirlerdi. Onların kendilerine minnet borcu olduğunu düşünürlerdi. Karar alırken kimseye danışmaz, tartışılmasına bile izin vermezlerdi.
Salon her zaman dolu olur, sahneye yakın koltuklarda rüküş giyimli beyler ve hanımlar otururdu. Locadakiler kadar olmasa bile onlar da imtiyaz sahibiydiler. Her oyunda kendilerine yer bulurlardı. Genellikle kadroları değişmez, içlerinden biri ayrılsa hemen yeri doldurulurdu.
Arka sıralarda ise imtiyazlılar mutlu olduğu için kendinin de mutlu olduğuna inanan bir grup vardı. Her şeyi alkışlar, onların lüks yaşantılarını gururla anlatırlardı. Ellerinde tespih ve başlarında takke ile gelirler, oyunun konusunu pek anlamazlardı. Zaten önemi de yoktu. Sayıca kalabalık olmaları imtiyazlılara güvence sağlardı. Buna rağmen sadece lazım olduklarında bir iki sıra yerleri vardı.
Karşı caddede halk tiyatrosu vardı. Oldukça eski bir binaydı. İhtiyaç olmasına rağmen yenilenmemiş, hep tadilatla geçiştirilmişti. Locadakiler pek değişmezdi. Her konuda nutuk atar, iş icraat gelince biraz bocalarlardı. Kalifiye aktörler hep aynı klasik oyunu oynardı. Genellikle alt orta gelir grubundan oluşur, eşitliğe verdikleri önemi göstermek için fazla yer ayrımı yapmazlardı. Modern giyinmeyi sever, erkekleri kravatla, hanımlar fularla gelirdi. Kendi tiyatrolarının düzeninden çok karşı tiyatronun düzensizliğiyle ilgilenirlerdi. Nedense iki tiyatro güçlerini birleştirip birbirlerine destek olarak daha güzel senaryo yazmazlar, sürekli ve yıkıcı muhalefet yaparak kaliteyi devamlı düşürürlerdi.
Bir şokla hayal dünyamdan çıktım. Bastığım buzlu zemini fark etmemle kendimi sırtüstü yerde bulmam bir oldu! Bir süre hareketsiz bekleyerek kendimi yokladım. Ağrım sızım yoktu, ucuz atlatmıştım. Yoldan geçen bir araba yanımda durdu, camı açıldı ve bir hanım “Yardıma ihtiyacınız var mı?” diye sordu. “Hayır, teşekkür ederim” dedim. “Emin misiniz” dedi. “Evet” dedim. “Geçmiş olsun” diyerek yoluna devam etti.
Hanımefendi buzlu yolda durarak risk almış ama vicdanının sesini dinleyip insanlık vazifesini yapmayı tercih etmişti. Çünkü o aydın bir cumhuriyet kadınıydı! Otobüsteki hanım geldi aklıma. Mukayese ettim. Neden bu kadar ayrışmıştık. Genlerimizde saygı, sevgi ve hoşgörü olan bizler neden özümüzü unutmuştuk. Başta bizim nesil olmak üzere hepimiz suçluyduk.
Başımdan geçenleri eşime anlattım. “Ne yapılması lazım dedi.” Nerden başlayacağımı bilemedim. Sadece “Zaman Atatürk ilke ve inkılaplarına daha çok sahip çıkma zamanı” diyebildim.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish